Rakel Dink : Ali Topu Atamadı Agop'a

İşadamı İshak Alaton'un yankı uyandıran sözlerine sahne olan "Barışı Kurmak" adlı konferansın ikinci gün açılışını öldürülen gazeteci Hrant Dink'in eşi Rakel Dink yaptı.
İşadamı İshak Alaton'un yankı uyandıran sözlerine sahne olan "Barışı Kurmak" adlı konferansın ikinci gün açılışını öldürülen gazeteci Hrant Dink'in eşi Rakel Dink yaptı.
Rakel Dink, "Bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı Ermenice kitap bastı ilköğretim okulları için. Ama orada bile, Ermenice olmasına rağmen Ali topu atamadı Agop'a. Herkes yaşlanamıyor bu ülkede maalesef. Ama yaşlanan herkes de olgunlaşamıyor" dedi.
Türkiye Barış Girişimi tarafından düzenlenen "Barışı Kurmak" adlı konferans ikinci gününde Bilgi Üniversitesi'nde devam ediyor. Konferansın ikinci günü öldürülen gazeteci Hrant Dink'in eşi Rakel Dink'in yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. Rakel Dink, Hrant Dink'in ölüm yıldönümü olan 19 Ocak'ta Agos Gazetesi'nin önündeki anmanın ardından aynı yerde isimsiz bir not bulduklarını anlatarak, notta "Başörtülüyüm, Kürdüm, Aleviyim ve kadınım. Ben de dört ayrı şekilde ayrımcılığa uğruyorum" diye yazdığını aktardı. Dink, "Ben de Ermeniyim. Ermenice Ermeniliğimle, Ermenice dilimle, Kürtçe dilimle ve Hıristiyan olmamla, hem sosyal hem de siyasal yaşamda ayrımcılığa uğramış bir vatandaş olarak karşınızdayım" diye konuştu. Babasının 40 yıl boyunca dedesinden kalan, kendi yaşadığı topraklar için mahkemelere gidip, geldiğini ve hala o davaların bitmediğini dile getiren Dink, "Bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı Ermenice kitap bastı ilköğretim okulları için. Ama orada bile, Ermenice olmasına rağmen Ali topu atamadı Agop'a" dedi.
BİR SÜRÜ ŞEY YAŞANDI AMA BU ÜLKE NE ÖĞRENECEK?
Yaşamın sorunlar dizisinden oluştuğunu söyleyen Dink, "Bir sorunu çözeriz başka bir sorun çıkar karşımıza. Önemli olan o sorunlardan nasıl çıktığımız ve ne öğrendiğimizdir. Bir sürü şey yaşandı ama bu ülke ne öğrenecek, nasıl çıkacak içinden? Herkes yaşlanamıyor bu ülkede maalesef. Ama yaşlanan herkes de olgunlaşamıyor. Korkular, ötekiye olan öfke, hırslar, kıskançlıklar, nefretler, önyargılar, güvensizlikler her gün bizi biraz daha küçültüyor aslında. Bizi hem yaratandan, hem özümüzden uzaklaştırıyor bu korkularımız. Kendimize sunduğumuz yalanlarla maalesef kendimizi de, etrafımızı da zehirliyoruz. Kendimizle ilgili gerçekle, alçakgönüllü bir şekilde yüzleşmekten korkuyoruz" diye konuştu. Rakel Dink, Almanya'da Ermeni bir kadın ile yaşadığı bir anektodu da Kürtçe anlattı.
İKİZ RUHLAR, TÜRKLER VE ERMENİLER
Eşi Hrant Dink'in de konuşmacı olarak yer aldığı "Ermeni Konferansı"nı hatırlatan Dink, şunları belirtti: "2005'teki Ermeni Konferansı için 'hainler' kelimesini kullanmışlardı. Yine aynı salondaydı. Buna da diyebilirler. Orada eşim çok güzel bir benzetme kullanmış, 'ikiz ruhlar Türkler ve Ermeniler'. Biri ameliyat masasındayken diğeri acı çekiyor. Gerçekten birbirimize ancak şifa olabiliriz. Eşim, bir ağaç hikayesi anlatmıştı. Çok zaman geçti. Düşündüm, eğer o ağaçlar dikilseydi, şimdi meyvesinden yiyor olabilirdik. 6-7 Eylül'ü herkes biliyor artık. Ama bir Allah'ın kulu kalkıp sorunluluk alıp, 'Bunu yapmışız özür dileriz' demiyor. Bu denilmedikçe her şey tekrarlanıyor. Son günlerde gazetelerde yazılan 'Hayata Dönüş Operasyonu' var örneğin. Herşeyin kanıtı var. Ama kanıtları gizlemede Türkiye'den daha usta yoktur. Kimse çıkıp, 'Hayata Dönüş Operasyonu' için 'özür diliyoruz' dedi mi?"
301. MADDEDEN SÖZ EDERKEN SESİ TİTREDİ
Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301'inci maddesini anımsatan ve sesinin titrediği gözlenen Rakel Dink, "301'inci madde için o kadar konuşuldu. O zamanlar eğer kaldırılsaydı. İnsanlıkdışı bir kanundur. Ayrımcılık, öfke, şiddet yaratıyor" dedi. Dink, geçen yıl Dersim'e gittiğini anlatarak, "Dersim'i duyduğumuz hikayelerden biliyoruz ki, bin yılların yaşanmışlığı olan bir yerdir. Ama 'Bu kadar eski bir yerleşim yerinde yüzyıllık bir ağaç göremiyorum' dedim. 'Yakılıyor dağlar' dediler. Birkaç sene de bir yakılıyor. Yine yeşildi ama yüzyıllık ağaç göremedim orada. Bunlar, insanın içini acıtıyor. Adalet olmadan barışı düşünmek nasıl olur bilmiyorum. Adalet de, kendiliğinden olmaz. Adalet, suçluyu cezalandırmak kadar, haklıya da hakkını iade etmektir. Geciktirilen cezalar, suçluları cesaretlendirir, suç işlemeyi cazip hale getirir. Hele ki, ülkemizde tecavüzcüleri, katilleri görüyüruz. Adaletin durumunu anlatacak değilim. Sadece, hiç değilse, övünme. 'Sosyal, demokrat bir hukuk devletiyim' diye övünme. Cenazeden sonra bana dediler ki, 'Ya biz senden öfke, nefret, küfür bekliyorduk'. Çok kişi bunu söyledi. Zaten onlar bunu bekliyorlardı. Ben bunu yapsam, benim onlardan ne farkım olacak? Farkı nasıl yaratacağız? Yolu nsıl sevgi yoluna dönüştüreceğiz? Ne mutlu barışı sağlayanlara, barış için çalışanlara. Çünkü, barışı sağlamak, zor bir iştir gerçekten. Sorunu çözmeye çalışırken, ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de önemlidir. İşte Çutakım bu noktada sizlere, tarzıyla, samimiyetiyle, içtenliğiyle, dostluğuyla ve gerçekliğiyle ve sevgisiyle dokundu" diye konuştu.
DEMOKRATİK ÖZERK KÜRDİSTAN'DA YAŞAMAK İSTİYOR KÜRT HALKI
Konferansta konuşan BDP Milletvekili Akın Birdal da, anayasanın hazırlanması sırasında herkesin sözünün ve kanaatinin önemli olduğunu belirterek, "Seçime gidiyoruz, gerçekten Kürt sorununun çözümü Türkiye demokrasisi açısından olmazsa olmazdır. Kürtler, 'artık biz de kendimizi ve kentimizi yönetmek istiyoruz' diyor. Yönetme hakkı herkes içindir ve insan hakkıdır. Ama kendilerine karşı bir yönetim tarzı söz konusudur. Daha dün, 'Hayata Dönüş Operasyonu'ndaki katliamın kararı nereden çıkmış, nasıl uygulanmış gördük. Yine genelkurmaydan verilen 163 kişinin yargılanmasına dönük fetva var. Neoliberal politikaların reçetelerini ezilen halka rağmen uygulanmasıdır ve otorite sağlamaya çalışma durumudur Türkiye'de yaşanan" dedi.
Akın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün Kürtçe yayın yapılıyorsa, 1 Mayıs kendi alanına taşınabilmiş ve Nevroz bu kadar coşkuyla kutlanabiliyorsa, bu, yaşanan baskı sonucudur. Kürtler, gerçekten o bedelleri ödeyerek, böyle bir platformun oluşmasına ve sorunun tartışılmasına olanak sağlamıştır. Kürt halkının barışa tanıdığı en büyük fırsatlardan biri de, bizi bağımsız adaylar şeklinde meclise göndererek sorunu oraya taşımasıdır. Demokratik özerklik, demokratik özerk Kürdistan'da yaşamak istiyor Kürt halkı. Söz ve karar hakkını kendisi uygulamak istiyor. Bu Türkiye'nin demokratikleşme projesidir"
İSHAK BEY ÖZGÜRLÜKÇÜ, DEMOKRAT BİR İNSAN
Basın mensuplarının, işadamı İshak Alaton'un dün yaptığı açıklamaları sorması üzerine Birdal, "İshak bey özgürlükçü, demokrat bir insan ve o farklı kimliğiyle herkesin bu coğrafyada eşit ve özgür yaşamasını isteyen bir insan. İshak bey daha önce de bir takım forumlarda, platformlarda çağdaş, özgürlükçü, eşitlikçi görüşleri getirmişti. Ama ne yazık ki, iş ortağının talihsiz bir saldırıya uğraması ve yaşamını yitirmesi sonucu İshak bey uzun bir süre içine kapanmıştı ve yeniden böyle bir platform İshak beyin o eşitlikçi, özgürlükçü düşüncelerini söylemesine iyi bir fırsat ve zemin yarattı. Tam da böyle Türkiye'de Kürt sorununun, demokratik, barışçıl çözümü konusunda, demokratik, sivil bir anayasanın yapılması sürecinde ve demokratik özerklik konusunun tartışmaların yapıldığı güne denk gelmesi bence o sözleri çok daha anlamlı ve güçlü kılmıştır. O sözler, bir takım çevreleri dün rahatsız etmiş olabilir. Ama biz destekliyoruz ve İshak beyin bu cesurca konuşmalarını daha da geniş bir alana yaymak için Türk Ceza Yasası'nda düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü engelleyen özellikle altını çiziyorum, 14 maddenin derhal kaldırılması ve demokratik bir yapıya kavuşturulması gerekir ki, özgürce bir tartışma, konuşma alanı yaratabilelim" diye konuştu.

















