Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Özdemir Özok, ''Anayasa Mahkemesi'nin bir kanunu, Danıştay'ın bir hükümet tasarrufunu iptal etmesi, yasama ve yürütmeye müdahale ya da üstünlük olarak değil, 'kuvvetler ayrılığı' ilkesinin amaçladığı denge ve hukuk devletinin doğal sonucu olarak kabul edilmeli'' dedi.
Özok, Danıştay'ın 140. Kuruluş Yıl Dönümü töreninde yaptığı konuşmada, ''demokrasi'', ''laiklik'', ''hukukun üstünlüğü'', ''kuvvetler ayrılığı'' yargı ve avukatların sorunları ve 1 Mayıs olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Danıştay'ın kuruluş yıl dönümünü kutlayan Özok, Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in kuruma yapılan saldırıda yaşamını yitirdiği 17 Mayıs gününün ''Hukuk ve Yargı Şehitleri Günü'' olarak belirlenmesini istedi.
Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramlarının tartışmasız kabul görmesi gerektiğini ifade eden Özok, ''son yıllarda bu konuda zihin ve kavram karışıklığı yaratıldığını'' öne sürdü. Özok, ''Anayasa ve yasalarla görevli kıldığımız, yetkilerle donattığımız adli makamların yasal işlemlerini, bunlara dayanılarak veya başvurular üzerine mahkemelerin verdiği kararları 'yargıçlar devleti', 'yargıçlar darbesi', 'yargıçlar devletini kuracak hukuk darbesi' olarak nitelemeler karşısında, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları üzerinde düşünmek gerekli'' diye konuştu.
Demokrasinin yalın biçimde, ''halkın, çoğunluk tarafından yönetilmesi'' olarak tanımlandığını anlatan Özok, uygulamalardan dolayı yaşanan sorunlar ve acı olaylar nedeniyle günümüzde demokrasinin, ''azınlık haklarına saygılı ve kısıtlanmış bir sınırlı çoğunluk yönetimi'' olarak tanımlandığını söyledi.
Çağdaş, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin, denge ve uzlaşma rejimi olduğunu belirten Özok, ''Oligarşik azınlıklar kadar toplumsal çoğunlukların da kendi düşünce ve eylemlerini zorla kabul ettirme eğiliminde bulunmaları, çoğulcu ve katılımcı demokrasiyle bağdaşmaz tutum ve davranışlardır'' dedi.
Özdemir Özok, demokrasilerin yapısında, vatandaş hak ve özgürlüklerini güvenceye bağlamak ve gereken önlemleri almak amacıyla demokratik teminat kurumlarına gereksinim duyulduğunu, bunun için devletin güç ve yetkilerinin bölünerek özerk organ şeklinde kurumsallaştırıldığını kaydetti.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin de bunun bir sonucu olduğuna işaret eden Özok, ''Anayasa Mahkemesi'nin bir kanunu, Danıştay'ın bir hükümet tasarrufunu iptal etmesi, yasama ve yürütmeye müdahale ya da üstünlük olarak değil, 'kuvvetler ayrılığı' ilkesinin amaçladığı denge ve hukuk devletinin doğal sonucu olarak kabul edilmeli'' diye konuştu.
AK Parti hakkındaki kapatma davasına da değinen Özok, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'ndaki görev ve sorumluluğunun gereği olarak davayı açtığını ifade etti.
''Ergenekon soruşturması''nın da TCK'nın değişik maddeleri uyarınca başlatıldığını anlatan Özok, ''Siyasal iktidar karşıtları kapatma davasının, siyasal iktidar yandaşları ise Ergenekon soruşturmasının haklılığı yönünde açık-örtülü bir kampanya başlatmıştır. Bu yaklaşım, ülke yargısı ve hukuk devleti olgusuyla bağdaşmayan çok tehlikeli bir girişimdir. Yapılması gereken yargıyı rahat bırakmak ve sorunları kendi kuralları içinde çözmesine yardımcı olmaktır'' dedi.
Özok, Türkiye Barolar Birliği'nin toplumsal konularda hukukun öne çıkarılmasından yana tavır sergilediğini de söyledi.