Müslüman -Musevi Kardeşliği'nin Yeniden İnşaası

Müslüman -Musevi Kardeşliği'nin Yeniden İnşaası
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Davos Krizi Türkiye -İsrail, Türk -Musevi ve Müslüman -Musevi İlişkilerinde Yeni Bir Dönüm Noktası Olacak Mıdır?

Davos krizi Türkiye-İsrail, Türk-Musevi ve Müslüman -Musevi ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası olacak mıdır?

Dönüm noktası olacaksa, Davos Krizi sonrası özellikle Müslüman-Musevi kardeşliği yeniden nasıl inşa edebilir? Düşünmemiz gereken ana nokta bu olmalıdır. Halkın hafızası zayıf olsa da devletlerin ve aydınların hafızası daha kuvvetli olmalıdır. Museviler ile Müslümanlar kapı komşusudur. Aynı ailenin araya ayrılık girmiş parçasıdır. Bu nedenle, terör örgütlerinin ve radikallerin elindeki devletlerin eylemleri Musevilere ve Müslümanlara mal edilmemelidir.

İslam’ın ilk devirlerinden beri Müslümanlar ve Museviler Ortadoğu’da, Endülüs İspanya’sında, Osmanlı Devleti’nde, Kafkasya ve Orta Asya’da dayanışma içinde yaşamışlardır. Birbirine benzer yönleri bulunan kardeş iki din, yüzyıllarca tehditlere karşı da ortak tavır içinde olmuştur. Haçlılara karşı ortak mücadele edilmiştir. Müslümanların genişlemesi sırasında Müslümanlarla Museviler ortak hareket etmişlerdir. Örneğin, Dört Halife döneminde ve Osmanlı Devleti’nin büyüme döneminde fethedilen şehirlere (Bursa, Edirne, İstanbul vb.) Müslümanlarla birlikte Museviler de yerleştirilmişlerdir. Müslümanlığın gerilemesi ile birlikte Musevilerde merkeze, daha güvenli bölgelere doğru çekilmişlerdir. Endülüs İspanya’sının tavsiyesinden sonra Araplarla birlikte Museviler de Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardır. 19. yüzyılda Balkanlardan, Kafkasya’dan, Kırım’dan Müslümanlarla birlikte Museviler de Osmanlı Devleti’nin güvenli bölgelerine yerleşmişlerdir.

Musevilerin asıl kavgası Avrupa ile olmuştur. Millattan sonra 70. yılda  Roma İmparatorluğu’nun Kudüs’ü yerle bir etmesi ve Musevi katliamı ile doruğa çıkan Musevi düşmanlığı, özellikle Orta Avrupa’da II. Dünya Savaşı sonuna kadar Musevilere yönelik şiddetli baskıya ve soykırıma yol açmıştır. 19. ve 20. yüzyılda Musevilerin güvenilir bir vatan yaratma arzusunun altında yatan nedende Avrupa’da rahat edememeleridir. 20. Yüzyıldan itibaren Müslümanlar arasında yayılan Musevi karşıtlığının altında da Orta Avrupa ırkçılığının etkisi vardır. II. Dünya Savaşı öncesinden itibaren Avrupa’yı etkisi altına almaya başlayan Faşizm, Filistin Araplarını Musevilere karşı örgütlemiş, Musevi karşıtlığının Orta Doğu’da yayılmasına çalışmış, antisemitist yüzlerce Almanca kitabın Arapçaya çevrilerek dağıtılmasına yardımcı olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası da Neo Nazi hareketler, Müslüman-Musevi kardeşliğinin yeniden tesis edilmemesi için çalışmalarına günümüze kadar devam etmişlerdir.

Soğuk Savaş döneminin kapandığı günümüzde Müslümanlar ve Museviler kör bir döğüşün içine itilmiş durumdadır. 1400 yıldır kardeşçe yaşayan iki din, son yüzyıldır Orta Avrupa ırkçılığının sayesinde çatışan bir duruma gelmiştir. Bu tuzağın içinden çıkıp önümüzdeki yüzyıllarda Müslüman-Musevi dayanışmasını hedefleyen yeni stratejilere gereksinim vardır. Aydın sorumluluğu bunu gerektirir.

Peki, ne yapmalıyız o zaman? Ortadoğu’da yeni işbirliği mekanizmalarının hızla oluşturulması ile işe başlanabilir. Ortadoğu’da diyalog ortamını sağlayacak bir ‘Ortadoğu İstikrar ve İşbirliği Platformu’ kurulması için girişimlere başlanabilir. ‘Ortadoğu İstikrar ve İşbirliği Platformu’ ile paralel olarak, Ortadoğulu aydınlar ve sivil toplum kuruluşları arasında bir platform işlevi görecek olan ‘Ortadoğu Evi’ harekete geçirilebilir. Eski devlet başkanlarının katılımı ile ‘Ortadoğu Klubü’ oluşturulabilir. Böylece, üst düzey diyalog kapıları gayrı resmi olarak açık tutularak Ortadoğu’da doğan çatışmaların bitmesi veya doğabilecek çatışmaların önlenmesi sağlanabilir.  Ortadoğu ülkeleri arasında ‘Ortadoğu İşbirliği Eylem Planı’ imzalanabilir. Böylece, Ortadoğu’da ekonomik, kültürel ve eğitim konularında işbirliği tekrar canlandırılabilir. Ayrıca, ‘Ortadoğu Ekonomik İşbirliği’örgütü kurularak bölgenin refahının artmasına çalışılabilir.

Son yüzyıl ile ilgili Müslümanların da Musevilerin de acıları büyüktür. Artık, ayrılıkları ve çatışmaları arttırmak yerine kardeşliği sağlayacak stratejilere gereksinim vardır.

 

 

Kaynak: Demirören Haber Ajansı