Art arda bildiriler yayınlayan Yargıtay ve Danıştay’a AKP’den sert yanıt geldi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, doğrudan isim vererek, "Tarafsızlığınızı ve bağımsızlığınızı yitirdiniz, türban ve kapatma davalarının örtülü tarafı oldunuz" dedi. Fırat, herkesin milli iradeye ram olmak (boyun eğmek) zorunda olduğunu söyledi.
AKP’den, hükümeti hedef alan bildiriler yayınlayan Yargıtay ve Danıştay’a, "Bildiri yarışına girip tarafsızlığınızı ve bağımsızlığınızı yitirdiniz, türban ve kapatma davalarının örtülü tarafı oldunuz" yanıtı geldi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın göz rahatsızlığı nedeniyle katılmadığı AKP’nin dünkü il başkanları toplantısında konuşan Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Yargıtay ve Danıştay’ı doğrudan isim vererek sert bir dille şöyle eleştirdi:
Baykal ve şürekásı
Türkiye’yi eski günlere döndürmeyi düşünenler vardır ama onların ki ham bir hayaldir. Sayın Baykal ve şürekásının şimdiki demokrasi dışı çabaları ise beyhudedir, akla ziyandır. Günü geldiğinde elbet bugünlerin faturasını da milletimiz kesecektir. Korkulukların, vehimlerin, paranoyanın geleceğin Türkiye’sini karartması mümkün değildir.
Yüzde 47 çıkaramazdık
Bulunduğumuz noktada hiçbir bariyer, hiçbir engel, hiçbir zorlama Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik yürüyüşünü durdurmaya muktedir olamayacaktır. Herkes, ama herkes milli iradeye ram olmak (boyun eğmek) durumundadır. Emaneti hakkıyla taşımasaydık, oylarımızı yüzde 34’ten yüzde 47’ye çıkaramazdık. Bunu kimsenin küçümsemeye hakkı ve salahiyeti yoktur.
Sorun kimin yöneteceği
Türkiye’de esas mesele, ’Kim yönetecek?’ sorusunun demokratik normlarla yerleşik hale gelmemesidir. Kimin yöneteceğini millet iradesi mi tayin edecek, yoksa millet iradesine dayanan siyasi iktidarlar yapısallaşmış bir vesayet altında mı iş görecek? 1961 ve 1982 anayasalarının temel motivasyonu, bu vesayetçi modelin güçlendirilmesidir.
Cüretkar adımlar
Siyasi iktidar karşısında bürokratik iktidarın içinde ya da yanında varlık bularak vesayet rejimini muhafaza etmeye çalışanlar kendi çıkarları için Türkiye’yi durdurmak istiyorlar. Bu odaklar, çoğu zaman siyasi aktörlerin de desteğiyle vesayetçi demokrasiyi tahkim edecek adımları atma konusunda cüretkarlaşabiliyorlar.
Hüsran ile maluller
Ancak herkesin bilmesi gereken bir husus var ki, o da sosyolojik dinamikleri gözetmeyenlerin, toplumsal gelişimi engellemeye çalışanların hüsran ile malul olduklarıdır. AKP’nin halktan gelen gücünü, bürokratik iktidarın araçlarıyla ortadan kaldırmak mümkün değildir.
İdeolojik yükler
Hukuk üzerinden siyaseti tanzim etmeye kalkışmak, hukuku siyasallaştırmak, daha ötesi hukuku siyasi bir taraf haline getirmek başka bir keyfiyettir. Yargı bağımsızlığı, sadece yargının siyasi iktidardan bağımsızlığı değildir. Yargı bağımsızlığı, aynı zamanda, yargının ideolojik yükler taşımaması, hukukun genel ilkelerini her şeyin üzerinde tutmasıdır.
İbretle izleniyor
Kamuoyuna siyasi açıklamalar yapan bir yargı, tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiş bir yargıdır. Anayasal görevleri önlerine gelen davalarda karar üretmekten ve yargı yetkisini kullanmaktan ibaret olan Yargıtay ve Danıştay’ın bir bildiri yarışına girmelerini millet ibret ve hayretle izliyor. Bu bildirilere imza koyanlar tarafsızlıklarını yitirmişlerdir.
Örtülü taraf oldunuz
Bu bildirilerle Anayasa’nın 138. maddesi açıkça yargı tarafından ihlal edilmiştir. Anayasa Mahkememizde görülmekte olan iki davanın karara bağlanacağı şu günlerde, bu madde uyarınca özellikle susması gereken Yargıtay ve Danıştay’ın, hiçbir sebep yokken ve kendilerine yönelik en ufak bir eleştiri mevcut değilken bildiri yayınlamaları, kendilerini sözü geçen davaların örtülü tarafı olduklarını açığa çıkarmıştır.
Kaybetmeye mahkûmlar
Bütün bu gelişmeler karşısında bize düşen siyaseti ve demokrasiyi savunmaktır. Siyaseti kötürümleştirmek, demokratik süreci zaafa uğratmak isteyenlerle demokratik zeminde mücadele etmek, bizim milletimize karşı borcumuzdur. Herkes bilsin ki, bugünün Türkiye’sinde meşruiyeti toplum ve hukuk dışı zeminlerde arayanlar kaybetmeye mahkûmdur.