Mehmet Sarışın Yazdı

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Bülent Ersoy Adı Geçince Aklıma Hemen Zeki Müren Geliyor. İkisi Arasında Bir Kıyaslama Yapma Gücünü Kendimde Buluyorum..

BÜLENT ERSOY ADI GEÇİNCE AKLIMA HEMEN ZEKİ MÜREN GELİYOR. İKİSİ ARASINDA BİR KIYASLAMA YAPMA GÜCÜNÜ KENDİMDE BULUYORUM..

Bülent Ersoy nam-ı diğer Diva… Şu günlerde hayli gündemde. Kimine göre, yatıp kalkıp, "Patronumuz" dediği Osman Tan Erkır'a şükretmeli… Öyle mi, yoksa üstün yeteneğine mi, Kenan Evren'e mi, yasaklara mı, demokrasiye mi, First Lady Semra Özal'a mı yoksa gerçekten Büyük Adam Turgut Özal'a mı? Yoksa onu savunmayan Avukat Deniz Baykal'a mı?

Bülent Ersoy adı geçince aklıma hemen Zeki Müren geliyor… "Zeki Müren'in, "Batmayan Güneş" başlığıyla hayatını yazmış bir gazeteciysem eğer (bkz. Yeni Asır Gazetesi 1983 arşivi) ikisi arasında bir kıyaslama yapma gücünü kendimde buluyorum.

Ve derim ki… Zeki Müren Beyefendi başka, Bülent Hanımefendi başka… Yorum ise bambaşka… Saygımız sonsuzdur kendisine netekim.

Derdimiz, "Diva" gibi davranmasıdır. Ona ne Armağan'dan? Armağan kimdir kendisi için? Yakışır mıdır Edirneli Allah'ın garibi Roman Erkan ile, benim lisemin öğrencisi Hasret ile uğraşmak kendisine… Davutpaşalı'yım ben de, ortayı orada bitirdim lise 1'i de orada okudum).

Bülent Hanım'ın kendisi ne badireler atlatmıştır. Yemediği kötek kalmamıştır. Yüksek sesle Allah'a yalvarmıştır yıllarca, "Kurtar beni" diye… Yüce Allah, ona hep merhametli davranmış ve bugünlere getirmiştir. İşte Bülent Hanım'ı, minicik Hasret ile, Roman Erkan ile uğraşmasından dolayı çok yadırgıyor ve yanaklarından öpüyorum. Bu öpücük ile de kendisine, muhterem annesiyle birlikte Dikili'de, 1981 ya da 82 yılında, denize sıfır bir otelde yaptığımız hoş sohbeti hatırlatmak istiyorum. Aynı akşam, o yasaklı olduğu dönemde, Dikili'nin solcu belediye başkanının korkusuzluğu sayesine Bergama'nın tarihi atmosferi içersinde konser de vermişti. O zaman da arkasındaydık, şimdi de… Ama ne olur Bülent arkadaşım, biraz fren… Ve bir daha da kafana esip de, uçağa atlayıp da, İtalya'ya öğle yemeği yemeye gittiğini falan sakın söyleme… Hele hele canlı yayında… Seni Giovanniler değil, geçim sıkıntısı içinde yaşayan Ahmetler, Mehmetler, Hasanlar, Hüseyinler, Aliler Veliler ve seni çok seven Ayşeler Fatmalar izliyor. Yani sen orada konuşurken karşındaki yarışmacı adayları gibi seni gariban vatandaşlar izliyor. Bir sosyete kanalı açılırsa istersen ayı kebabı yediğini anlat…

Nereden nereye geldik… İsterseniz Bülent Ersoy kimdir şöyle bir bakalım…

Bülent Ersoy, asıl ismiyle Bülent Erkoç, Türk Sanat Müziği yorumcusudur. 9 Haziran 1952 yılında İstanbul'da doğdu. İkizler burcudur. Önce özel müzik dersleri aldı, ardından İstanbul Belediye Konservatuarı'nı bitirdi. 1971 yılında ilk 45'liği Saner Plak'tan çıktı (Lüzûm Kalmadı ve Neye Yarar Gelişin). 1974'te Büyük Maksim Müzikholü'nde sahneye çıktı. Klasik Türk müziği dalında eğitim gördü. Üstün müzik bilgisi ile diğer müzik türlerinde eserleri bile direkt notadan seslendirebilmektedir.(Tangodan türküye, aryadan operaya, mehter marşından rock müziğine kadar) Az sayıda da olsa popüler eserler de seslendirdi ve onlarca albümü yayınlandı. Kendi ifadesi ile bir odada dolaşan sineğin vızıltısını dahi notaya alabilecek derecede müzik bilgisi vardır ve mektup okur gibi nota okumaktadır. 1997 yılında Uluslararası Montu Merid Müzik Doktoru unvanıyla ödüllendirildi. Ulusal ve uluslararası birçok konser vermiş olup. 40 yıla yaklaşan sanat yaşamında pek çok ilke imza atan Bülent Ersoy, dünyaca ünlü yıldızların sahne aldığı salonlarda konser verdi. 1980 yılında London Palladium'da ve 1983 yılında Madison Square Garden'da sahne alan ilk Türk sanatçısı oldu. 30 Mart 1997'te ise Ümmü Gülsüm'den sonra, etnik müzik sazlarıyla Paris Olympia müzikholünde sahne alan ilk sanatçıydı. Dario Moreno'dan sonra Olympia'da konser veren ilk Türk sanatçısı olan Bülent Ersoy, elli kişiden oluşan orkestrasıyla dört saat süren bir program sundu. Bülent Ersoy, Paris Olympia'da sahne almadan önce Fransız Devlet Televizyonu'na bir röportaj verdi ve bu röportajda kendisine yöneltilen "Türkiye sizin gibi bir sese yıllaca yasak koydu, nasıl yorumluyorsunuz?" şeklinde bir soruya "O bizim ülkemizin iç işi." şeklinde yanıt verdi. Ayrıca Bülent Ersoy'a Olympia Konseri'nin ardından Azerbaycan, Devlet Sanatçılığı unvanı verildi.

Bugüne değin otuzun üstünde albüme imzasını atan sanatçı, Türk Müzik Tarihi'ne ismini altın harflerle yazdırdı ve klasik, alaturka şarkılar alanında gelmiş geçmiş en önemli yorumcular arasında yer aldı. Müzik yaşamı boyunca sayısız ödül aldı. Herkesin takdirini kazanan geniş entervalli ve yüksek volümlü sesi, Japonya'da ses laboratuvarlarında yapılan testler sonucu 'yüzde yüz kusursuz' bulundu ve 1997 yılında Uluslararası Montu Merid Müzik Doktoru ünvanıyla ödüllendirildi. Sahneye çıktığı yıllardan itibaren, cinsel tercihi doğrultusunda görüntüsü hızla değişti. O yıllarda bu konumuyla ilgi çektiği kadar tepkilerle de karşılaştı. 1980 Ağustos'unda İzmir Fuarı'nda bir iddiaya göre, seyircinin 'aç, aç' tezahüratına karşılık vererek göğüslerini açınca İzmir Cumhuriyet Savcılığı, hakkında soruşturma açtı. Eylül 1980'de Kordon'daki evinde bir hâkime hakaret edince tutuklanarak Buca Cezaevi'ne gönderildi. 12 Eylül darbesi sonrasında Ocak 1981'de kadın kılığında sahneye çıkan bütün erkek sanatçılarla birlikte sahne yasağı aldı. 14 Nisan 1981'de Londra'da geçirdiği cinsiyet değiştirme ameliyatıyla kadın oldu. Ancak 'pembe nüfus kağıdı' alması yıllar sonra, sahne yasağını da kaldıran dönemin başbakanı Turgut Özal'ın öncülüğünde çıkartılan bir kanun sayesinde oldu. Bülent Ersoy, yasaklı olduğu yıllarda çeşitli Avrupa ülkelerinden vatandaşlık teklifi aldı. Türk ordusu hakkında olumsuz beyanatlar vermesi de teklif edilen sanatçı, bu tarz yolları tercih etmeyerek milliyetçi bir duruş sergiledi.

Bülent Ersoy 1989 yılında Adana'da verdiği bir konser sırasında bir seyirciden gelen 'Çırpınırdın Karadeniz' adlı isteği farklı bir makamda olduğu için okumayınca kurşunlanarak bir böbreğini kaybetti. Sanatçı yıllar sonra kendisini vuran kişiyi affetti. Bülent Ersoy, 1997 yılında Cem Adler isimli Çeşmeli bir gençle Alsancak'ta Konak Belediye Başkanı Ahmet Sarışın'ın kıydığı nikahla evlendi, kısa bir süre evli kaldı. Kendisi hayatına iki erekek girdiğni söylüyor, biri Birol Gürkanlı öteki Cem Adler. Rivayet; Hakan Alkoçlar ve Popstar Armağan.

Şimdi gelelim 1980'li yıllara…

Bülent Ersoy tam 26 yıl erkek olarak yaşadıktan sonra Londra'da bıçak altına yatıp, kadın oldu. Artık aslanlar gibi bir dişi idi ama, kanunlar vardı önünde…

Öyle ya, biz, yani Türkiye, ne bir Hollanda'ydı ne de Danimarka. Hele Bülent Ersoy'un 1980 ihtilalinden sonra önüne öyle devasa bir engel dikilmişti ki, bunu aşıp yaşamını, bir kadın sanatçı olarak sürdürmesi mümkün değildi.

Bu dev engel Evren Paşa'ydı. Kenan Evren'in, prensiplerine uygun biri değildi bu kişi...

Hani, Evren Paşa, demokrasiye yönelmese, onu inim inim inletmeye devam edecekti. Şu sıralarda ekranda "Malumunuz veçhile" diye ahkam kesen, Orhan Gencebay'a kur yapan, Armağan Çağlayan'ı hiç sallamayan, Ebru Gündeş'i isterse fırçalayan, isterse göklere çıkaran, Pop Star adayı Armağan'a gönül veren, sahneye etol fırlatan 9/8'lik o kadın olmayacaktı.

Netekim…

Evren Paşa'nın, "O bir erkek… Erkek kadın olur mu. Kestirmiş, karşıma kadın olarak çıkmış, tövbe estağfurullah" şeklinde konuştuğu şeklinde söylentiler ortalıkta dolaşıp duruyordu.

Ayrıca, o dönemde Bülent Ersoy, kimsenin umuru değildi doğrusu. Millet ve Devlet, kendi derdine düşmüştü. "Türkiye demokrasiye dönmeliydi ama nasıl. Koskoca Evren Paşa da biliyordu ki,.bir an önce Atatürk Türkiyesi'nde demokrasi yeniden inşa edilmeli ve 2000'li yıllarda Ulu Önder'in buyurduğu gibi, muasır milletler seviyesinde Türkiye Batı'daki yerini almalıydı. Bu ahval ve şerait içinde, Evren Paşa'nın "Bülent Ersoy'a koyduğu yassah", Padişah'ın fermanı gibiydi. Kim, koskoca Evren Paşa'ya karşı gelir ve onun karşısına çıkıp Bülent Ersoy'u savunabilirdi ki! O zamanlar Evren Paşa, gazabından korkulur biriydi… İhtilal yapmıştı, astığı astık, kestiği kestikti…

Zavallı Bülent de, biliyordu ki, çocukken kucağında oturup şarkılar söylediği Paşa Dede'si değildi karşısındaki… Paşa'dan da öte, bir Diktatör'dü.

Bülent Ersoy'un ıstırabı 1987 yılına kadar sürdü. Karalar bağladı yıllarca… Kan kusup kızılcık şerbeti içti… Gizli gizli dost meclislerinde, can-ı figan eyledi. Bağıra çağıra Dede Efendi'ye şikayet etti kaderini. Hafız Post ile teselli aradı. "Gelse ol şuh Meclis'e.." diye avazı çıktığı kadar ağladı…

Tarih 22 Ekim 1987… O gün, ajanslardan bir haber geçti:

26 yıl erkek olarak yaşadıktan sonra kadın olan sanatçının seçimlerden önce sahneye çıkması ihtimali kuvvetle belirdi, sonuç merakla bekleniyor.

Haberin spotu böyle, açılımı ise şöyleydi:

Bülent Ersoy'un yasağı kalkıyor. Ünlü Türk Sanat Müziği sanatçısına sahne için yeşil ışık yakıldı. Ersoy'un dönüşü onun için olduğu gibi, hayranları için de büyük sürpriz olacak. 26 yıl erkek olarak yaşadıktan sonra geçirdiği bir operasyon ile kadın olan sanatçının sahneye çıkması, idari bir kararla yasaklanmıştı. İstanbul Valiliği gerekli işlemleri yaptıktan sonra, Bülent Ersoy'un dosyasını Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderecek. Ankara'nın, Bülent Ersoy'un yasağının kaldırılmasına olumlu baktığı öğrenildi.

Evet, Türkiye yasaklarla yaşayamazdı. Bu Türkiye'ye yakışmazdı. Yasaklar kalkacak, Türkiye hak ettiği demokrasiyi ve özgürlüğü doyasıya yaşayacak, Bülent Ersoy da bu fırsattan istifade yırtacaktı. Bülent Ersoy'un, bir diktatörle mücadele etmesi, na mümkündü ama bu diktatörü de alt edecek bir güç vardı artık... Bülent Ersoy da ona sığınmıştı: DEMOKRASİ…

Türkiye'de yasakların kalkacağı haberleri ulus için bir müjdeydi. Şu anda 20 yaşında olan genç kardeşlerim için bunu anlamak pek kolay olmasa gerek. Sizler, yasak günlerde doğdunuz, uğurlu gelip, yasakları savdınız. Sevgili Metin Akpınar ile Zeki Alasya'nın kulakları çınlasın bu arada. Ne delikanlı adamdır onlar. Diktatör miktatör dinlemeyip, "Yasaklar"ı sahneleyerek, yasaklar karşısında boynu kıldan ince olan insanlara, "Hooop. n'oluyor kardeşim" demeyi öğrettiler. Yasaklar'ın vcd'leri vardır herhalde, bulup izleyin.

23 Ekim 1987 tarihli Yeni Asır Gazetesi'nde bir yazım yayınlandı.

Türkiye'de yasaklar kalkıyor…

Bülent Ersoy'u demokrasi kurtardı…

Sahne yasağından sonra Bülent Ersoy ile, Büyük Efes Oteli'nin Akvaryumu'nda karşılaşmıştım. İzmirliler onu konuk olarak geldiği Akvaryum'da, uzun alkışlarla sahneye davet etmişlerdi. Oturduğu yerden bu isteklere cevap veren Bülent Ersoy, işte o günden bu yana, ancak böyle vesilelerle şarkı söyleyebiliyor. Bülent Ersoy, yıllardır eline mikrofonu alıp, özgürce şarkı söyleyeceği günlerin özlemini çekiyor. Yurt dışı turneleri, onun içindeki acıyı dindirmeye yetmiyor. Adeta yanıyor, tutuşuyor. Başbakan Turgut Özal'a telgraflar çekiyor, yalvarıyor, yakarıyor. Ama başvuruları hep sonuçsuz kalıyor. Niçin? Erkekken kadın olduğu için! Bülent'e yasağa gerekçe olarak, genel ahlak ve adab gösteriliyor. Bir erkeğin kadına dönüşmesi toplumumuzun kabul edemeyeceği bir olaymış. Ama şu sıralarda Türkiye farklı günler yaşıyor. Bir zamanlar, "Sahnedeki Solcu" diye ilan edilen Cem Karaca affediliyor ve ülkesine elini kolunu sallaya sallaya dönüyor ve sahneye çıkıyor. Türkiye'de referandum yapılıyor. 12 Eylül ile yasaklanan liderler yeniden siyasi özgürlüklerine kavuşuyor. İşte bu dönemde Bülent'e de yeşil ışık yakılıyor.

Neden Bülent Ersoy'a sahne halen yasak? Kadın diye mi? Erkek doğdu, kadın olarak ölecek diye mi? Türkiye'de artık bunlar da düşünülüyor, Bülent'i de bu düşünceler kurtarıyor. Ne demişler, demokrasilerde çareler tükenmez…

Kaynak: Gecce