İstanbul'da Elçi Olmak Fena Halde Yıpratıcıydı
Osmanlı İmparatorluğu Kendini Güçlü Hissettiği Dönemlerde İç Siyasetinde Olduğu Gibi Dış Siyasetinde de Oldukça Haşindi.
OSMANLI İmparatorluğu kendini güçlü hissettiği dönemlerde iç siyasetinde olduğu gibi dış siyasetinde de oldukça haşindi.
Diplomatik dokunulmazlık diye bir kavramın olmadığı devirlerde, imparatorluk aleyhine işler çevirdiğine inanılan bazı elçiler için İstanbul’da bulunmak bazen gerçek bir işkenceye dönüşüyordu. 1710’de Üçüncü Ahmed döneminde Çar hükümetinin elçisi Tolstoy’a kızılmış, elçi Yedikule zindanlarına atılmıştı. Dördüncü Mehmed zamanında bir Rusya sefiri huzurda dayak yemişti. Sefir huzura girdiği zaman adetlere aykırı biçimde başını fazla eğmek istememiş, fakat ensesine şiddetli bir yumruk yiyince eğmeye mecbur olmuştu. Çavuşlar sefirin ensesine şiddetle bastırarak yüzünü yerlere sürtmüşlerdi. Sefirin tercümanı bu manzaradan o kadar heyecana kapılmıştı ki, korkusundan dili tutulmuştu. O zaman Dördüncü Mehmed, "Öyle ise vezirlerim bunu tercüme etsinler, cevabı sonra verilir" demiş, sefirin dayakla huzurdan çıkarılmasını emretmişti. Sefiri dövmek vazifesini Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bizzat yerine getirmişti. Nihayet sefir, kátibi, tercümanı da feci şekilde hırpalanarak dışarı atılmışlardı.






