İngiliz Basınında Bugün

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İngiliz Basınında Bugün, Kabil Toplantısının Müşerref'siz Başarı Şansı, Korelerin Zirvesinde Rüşvet Endişesi, İranlı Büyük Ayetullah Kadın-erkek Arasında Tam Eşitlik İstiyor ve Fransız Pop'unda 'Kebap' Fırtınası Başlıkları Öne Çıktı.

İngiliz basınında bugün, Kabil toplantısının Müşerref'siz başarı şansı, Korelerin zirvesinde rüşvet endişesi, İranlı Büyük Ayetullah kadın-erkek arasında tam eşitlik istiyor ve Fransız pop'unda 'kebap' fırtınası başlıkları öne çıktı.

BBC'nin Türkçe internet sitesi "http://www.bbc.co.uk/turkish/" adresinde yer alan basın özetlerine göre, gazeteler, Çin'in 08.08.2008'de başlayacak Olimpiyat Oyunları için dün bir senelik geri sayımı törenle başlatması ise hemen her gazetede ön sayfalarda yer aldı.

Daily Telegraph, Çin'in özellikle hava kirliliği konusunda uyarıldığını belirtiyor.

"Olimpiyat organizatörleri, gelecek yılki oyunlarda hava kirliliğinin özellikle fazla olduğu günlerde bazı müsabakaların zamanını değiştirme olasılığına hazırlanıyor. Olimpiyat Komitesi Başkanı Jacques Rogge, 'kısa süreli sporlar için bu gerekmeyebilir ama dayanıklılık gerektiren sporlar için mesela, altı saatlik bir bisiklet yarışı için müsabakaların ertelenmesi ya da başka bir güne bırakılması düşünülebilir' dedi. Bu da dünyanın büyük kentleri arasında hava kirliliği sorununun en ciddi olduğu Pekin

hakkında duyulan kaygıların bir göstergesi.

Yetkililer Af Örgütü ve Tibetli Budistlerin başını çektiği grupların çağrılarına rağmen, insan hakları konusundaki kaygılara ise değinmediler."

Guardian, Olimpiyat hazırlıklarını 10 sayfalık bir ekle değerlendirirken, bir kuş yuvasını andıran Olimpiyat Stadı'nın Çinli tasarımcısı Ai Weiwei ile görüşmüş. Ai, Çinli yetkililerin propagandaya yönelik olduğunu söylediği gösterişli girişimlerini sert dille eleştiriyor:

"Ülkedeki siyasi koşulların korkunç olduğunu söyleyen Ai, olimpiyat propagandasına alet olmamak gerekçesiyle açılış törenine katılmayacağını; adının hükümet ya da oyunlarla bir arada anılmasını istemediğini söylüyor. 'Tanıtım ve propaganda ürünü duygulardan nefret ediyorum' diyor.

Açılışta yer alacaklarını söyleyen film yapımcıları Steven Spielberg ve Zhang Yimou gibilerini de, sanatçı olarak ahlaki sorumluluklarının gereğini yerine getirmemekle suçluyor. 'Benimkisi devlet aleyhtarlığı değil, bireysellik, ifade özgürlüğü, insan hakları ve adalet için bir mücadele' diyor."

"MÜŞERREF JİRGA'YA KATILMIYOR"

Financial Times, Afganistan'ın başkenti Kabil'de bugün başlayacak Jirga toplantısını ele alıyor. Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref bu toplantıya son anda katılmayacağını açıklamıştı. Financial Times, Müşerref'in bu karar ile girişimi bizzat destekleyen ABD Başkanı Bush'a tavır koymuş olduğu yorumunu yapıyor.

"Üç günlük zirve, Amerika'nın teröre karşı ilan ettiği savaşındaki en önemli iki müttefiki arasındaki ilişkileri iyileştirmeye yönelik bir adım olarak niteleniyor; her iki ülkedeki aşiretlerin Taliban'a karşı işbirliği yapmasını sağlamanın bir yolu olarak görülüyordu. Amerikalı yetkililer Müşerref'in kararını iç siyaset gerekçeleri ile açıklıyor. İki ülke ilişkileri de gergin. Barack Obama ve Tom Tancredo gibi başkan adaylarının Pakistan'a hava saldırısı düzenleme yolundaki sözlerini takiben Pakistan

meclisinin savunma komitesi başkanı, Amerika birleşik devletlerine karşı cihad açılması çağrısı yapıyor.

Zirveyi eleştirenler bir sonuç getirmeyeceği kanısında; Pakistanlı güvenlik uzmanı Rüdad Han, jirgaya gelecek tüm temsilcilerin zaten hükümet yanlısı olduğunu, aşiretleri temsil etmediğini savunuyor. İslamabad'daki bir elçi de, Müşerref'in aşiret bölgelerinde operasyonları yeniden başlatarak buradaki liderleri çok ciddi şekilde öfkelendirdiğini kaydediyor.

Batılı bir yetkili ise soruyor: 'Pakistan'ın yapabileceği daha fazla şey var mı? Elbette... Ancak şu anda askeri yapılarının elverdiği her şeyi zaten yapıyorlar' şeklinde yanıtladı."

Guardian ise başyazısını Kuzey ve Güney Kore liderlerinin bu ay sonunda yapacağı açıklanan zirveye ayırdı. Gazete başyazısında, 2000 yılında iki ülke liderleri arasında yapılan ilk zirveyi sağlayan adımlara verilen günışığı siyaseti adından hareketle, "Güneş parlamaya devam ediyor" demiş.

"Kore yarımadasındaki gerginlikler ufak ufak çözülüyor. Kuzey ve Güney Kore liderleri son olarak 2000 yılında buluştuğunda dönemin Güney Kore lideri Kim Dae Jung, dışarıda şan ve şöhrete içeride utanca boğulmuştu.

Kim, bir Nobel barış ödülü almış olsa da, Kuzey Kore'yi zirveye ikna etmek için ödediği yüz milyonlarca doları açıklamakta zorlandı. Bu kez Güney Kore lideri Roh Mu Hyun şeffaflık vaadi verdi. Muhafazakâr muhalefet ise onu yine, faullü oynamak ve yaklaşan seçimleri etkilemeye çalışmakla suçladı. Şimdi ortam tarihi açıklamalar yapılması için hazır... Kuzey Kore lideri ortamdaki yumuşama eğiliminden azami ekonomik kârı toplamaya çalışacaktır. Ama zirvenin taraflar arasında resmi bir barış haline

geçilmesini sağlayıp sağlayamayacağı apayrı bir konu."

Independent, Amerikalı yetkililerin de bu zirve planından, ilanından bir kaç saat öncesine dek haberdar olmadığını belirtiyor. Açıklama sonrası "Koreli simsarlar şampanya patlatırken muhalif siyasetçiler kötü kokular alıyordu" diyor ve Pyongyang yönetimine yüz milyonlarca doların daha rüşvet olarak verilmesinden endişe edildiğinin altını çiziyor.

Financial Times ise görüşmelerin belirli hedefler konularak ve Kuzey Kore'den bu yönde adımlar atılması istenerek başlaması gerektiğini savunuyor.

"Nihai hedef Kore adasının nükleer silahlardan arındırılması ve yarım yüzyılı aşkın süre önce başlayan Kore savaşının resmen noktalanmasıdır. Bunlara ulaşmak için ise Pyongyang'da bir zirveden çok daha fazlası gerekir."

"AHMEDİNECAD'IN TABANI ZAYIFLIYOR MU?"

Daily Telegraph ise nükleer programı nedeniyle baskı altındaki bir diğer ülkeyi, İran'ı mercek altına alıyor.

Gazetenin diplomasi editörü David Blair'in İran izlenimlerine iki tam sayfa ayıran gazete, zengin doğal kaynaklara rağmen kötü giden ekonominin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ı 2009 seçimlerinde zorlayacağı görüşünü savunuyor. Gazete, şimdi "Tahran sokaklarında genç İranlılar Batı modası filmleri ve müziğine düşkünlüklerini anlatıyorlar" diyor.

"İranlılar cumhurbaşkanlarının süper güce karşı meydan okumasını göklere çıkarmaktan çok uzaklar, gitgide daha fazla İranlı muhalif safa geçiyor. Ahmedinecad'ın görevden ayrılmasına yol açabilecek siyasi hareketlenmelerinin ilk belirtileri artık gözle görülüyor."

Gazete İran'ın dini anlamda kalbi sayılan Kum'daki ayetullahlar arasında 'Büyük Şeytan' Amerika ile görüşmeyi destekleyenler olduğunu da belirtiyor. Bunlardan birisi, ülkede sadece 15 adet olan büyük ayetullahlardan Yusuf Saanei. David Blair 70 yaşındaki Saanei'nin reformcular için bir esin kaynağı olduğunu söylüyor.

"Saanei, şeriatın erkek ve kadın arasında mutlak eşitlik sağlayacak şekilde yorumlanması gerektiğine inanıyor. 'Bir kadının camide imamlık yapabileceğine, bırakın Cumhurbaşkanı Dini Lider bile olabileceğine inanıyorum. İslam müminler arasında milliyet, ırk ya da cinsiyetlerine göre ayrım yapmaz' diyor. İran Amerika ile yeniden diplomatik ilişki kurmalı mı sorusuna 'İran'ın dünyadaki her ülke ile ilişkisi olmalı' diye yanıt veriyor."

Daily Telegraph başyazısında da ekonomik sıkıntıları "İran'ın gizli zaafı" olarak niteliyor:

"Petrolün utanç verici şekilde karneye bağlanması Ahmedinecad'ın kaderinde bir dönüm noktası olabilir. Pek az gözlemci artık onun 2009'da yeniden seçilebileceğini düşünüyor" deyip, bunun reformcuların elini güçlendirebileceğini savunuyor.

"Reformcuların elinin güçlenmesi, doğru yönde bir gelişme olur ve dünyaya nükleer tesislere askeri bir saldırı düzenlemektense, diplomatik baskıyı yavaş yavaş arttırmanın daha iyi bir çözüm olacağını gösterir. Rejim göründüğünden daha zayıf."

"IRAK'TAKİ TERCÜMANLARA SIĞINMA HAKKI"

Times, Irak'ta İngiliz askerleri için çevirmenlik yapan Iraklıların, askerler çekildikten sonra tehlike altında kalacakları görüşünden hareketle, sığınma taleplerine kolaylıklar sağlanması yolundaki çağrılarını bugün de sürdürüyor.

"İngiltere, Irak'ta sığınma hakkı tanınmasına ihtiyaç duyabilecek 600 Iraklıyı istihdam ediyor. Savunma bakanının iddia ettiği gibi 20 bin değil" diyor gazete.

"İçişleri Bakanlığı'nın düzenlemeler gevşetilirse, potansiyel sığınmacıların sayısının 20 bin olacağı tahmini, Başkan Bush'un Saddam Hüseyin'in elinde kitle imha silahları olduğu savı kadar güvenilir.

Bu kişiler İngiltere'nin savaşın hırpaladığı ülkelerinde asayişi yeniden tesis sözü karşılığında kendilerinin ve ailelerinin yaşamlarını ortaya koydular. Şimdi onlara kaçış şansı tanımamak ölüm ilanlarını imzalamak olur."

Guardian da ilk sayfasında, Irak'ta üstlendiği rolün kendisini ciddi tehlike altında bıraktığı gerekçesiyle, geçtiğimiz aylarda Iraklı bir tercümana "mahkeme kararıyla" sığınma hakkı tanındığını, bunun hükümet için önemli bir emsal oluşturacağını duyurdu.

Independent yazarlarından Adrian Hamilton, Irak'taki duruma ilginç bir karşılaştırma ile yaklaşıyor. Sözünü ettiği vaka, Hindistan'ın bölünmesi ile Pakistan ve Bangladeş'in büyük dini çatışmalar gölgesinde kurulma süreci.. Hamilton'a göre, İngilizler 1940'ların sonunda da Hindistan'dan alelacele çekilerek geride bir karmaşa bıraktı.

"İngilizler, İmparatorluk fikrinden vazgeçip Hindistan ve Pakistan'a bağımsızlık tanıdıkları için kendilerini yüce gönüllülükle övüp tebrik ediyorlar. Ancak asıl gerçek şu ki, biz orada işi yarım bırakıp bırakıp kaçtık. Genel Vali Mountbatten bölünme sürecine, sonuçlarını düşünmeksizin 10 ay erken girişti. Çünkü savaş sonunda, yorulmuş iflas etmiştik.

Burada en azından Irak için alınabilecek dersler var. Amerikalı ve İngilizler bölünmenin tarihini okusaydı, Irak polis ve ordusunu dağıtmaz; mezhep ayrımına dayalı çarpık bir demokrasiyi dayatmaya çalışmazlardı. Şimdi İngiltere çekilme ihtimalini değerlendirirken, 1947'nin soruları hala gündemde.

Belki İngilizler için Hindistan'da olduğu gibi, Irak'ta da bölünme ve mezhep çatışmaları kaçınılmazdır. Ama geri dönüp baktığımızda 1947'de önce askerlerin çekilmesi için makul bir takvim belirlemiş güvenlik ve sivil idare için bir plan yapmış olmamız gerekirdi. 60 yıl önce işi yarım bırakıp kaçmıştık. Aynı hatayı yeniden yapmamız ise bizi mahkum edecek çok ağır bir suç olur."

"CHAVEZ'İN CÖMERT TURU"

Guardian, Venezüella lideri Hugo Chavez'in Salı günü başlayan Latin Amerika turuna dikkat çekiyor.

"Chavez Latin Amerika'da etkisini artırmak için kesenin ağzını iyice açtı. Sosyalist lider, 1 milyar dolar tutarında Arjantin devlet tahvili alarak ve 400 milyon dolarlık bir doğal gaz tesisinin finansmanına yardım ederek, bu ülkenin en büyük mali destekçilerinden birisi haline geliyor.

Dört ülkeyi kapsayan tur, Chavez'in; bölgesel bir banka kurulması ve bir doğalgaz boru hattı inşa edilmesi planlarının aksaması ya da sulandırılması ardından etkisini yeniden artırma girişimleri.

Inter-Amerikan Diyaloğu adlı düşünce kuruluşundan Michael Shifter ise 'Chavez'in cömertliği ile Amerikan aleyhtarı ittifakı güçlendirebileceği şüpheli' diyor.

Chavez'in müttefiklerine verdiği bunca sözden ne kadarını tutabileceği konusunda soru işaretleri var. Arjantin gibi ülkelerin de pragmatik davranıp ilişkilerini çeşitlendireceklerine dair ipuçları bulunuyor."

Hem Daily Telegraph hem de Independent, Fransa gündemine oturan yeni bir müzisyene dikkat çekiyor: Mange du Kebab yani "kebap ye" şarkısının sahibi Lil'Maaz, ya da asıl adıyla Yılmaz Karaman'a...

Diyar adlı kebapçısında, müşterilere döner servis ederken, "domates olsun mu, mayonez olsun mu" sorularını müzikal bir şekilde sorarak müdavimleri arasında bir hayran kitlesi oluşturan Yılmaz Karaman; Independent'ın haberine bakılırsa bu sırada, müzik stüdyosunda çalışan bir müşterisi tarafından keşfedilmiş.

"Dailymotion adlı internet sitesine konan klibi bir ayda bir milyon kez tıklanınca, plak yapımcılarının dikkatini çekmiş. EMI'ın, Fransa'da single'ını 25 bin adet basmasıyla, Lil Maaz, şimdi Beatles ile aynı şirketin kadrosunda buldu kendisini.

"Peki şarkısının cazibesini nasıl açıklıyor? 'Kebap evrenseldir' diyor kıkırdıyarak. 'Yok', diyor, 'dünya çok karmaşık insanların gülmeye, eğlenmeye ihtiyacı var.' Türkiye'nin güneydoğusundaki 10 kardeşi ve ailesi onu arayıp dalga geçiyormuş. Ancak Paris'e 4 yıl önce hiç Fransızca bilmeden geldiğinden, Frankofon şarkısından da gurur duyuyorlarmış. Patronu da bu durumdan memnun, zira hayranları rap yıldızını işyerinde görmek için kentin dört yanından geliyormuş."

Daily Telegraph da benzer ifadeler aktarıyor haberi. Yılmaz Karaman'ın başarısının başını döndürdüğü ancak amacının insanları güldürmekten ibaret olduğu sözlerine yer veriyor.

Ancak gazetenin ekonomi sayfalarında Damian Reece biraz daha eleştirel: 'EMI'da işlerin kötü gittiğini biliyordum ama yetenek avcıları bir Türk kebapçıdan daha iyi bir isim bulamamışlar mı?' diye soruyor.

Pop müzik asla ciddiye alınmamalı ama EMI'ın sahiplerinin de daha az kebap ve daha çok (elle tutulur yeteneğe) ihtiyacı olduğu ortada."

(BBC-CY-CY-

Kaynak: İhlas Haber Ajansı