IMF Türkiye İçin Bir Sigorta

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, IMF'nin Türkiye İçin Bir Sigorta Olduğunu Belirterek, "Bizim Görüşümüz, İyi Bir Pazarlık Varsa, Orada da Kaynak Varsa, Kaynağı Bir An Evvel Alıp Cebimize Koymaktır" Dedi.

Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, IMF'nin Türkiye için bir sigorta olduğunu belirterek, “Bizim görüşümüz, iyi bir pazarlık varsa, orada da kaynak varsa, kaynağı bir an evvel alıp cebimize koymaktır” dedi.

Dinçer, Kadir Has Üniversitesinde “Global Mali Kriz: Etkileri ve Türkiye Yansımaları” konulu bir konferans verdi.

Global kriz sonucunda bankacılıktaki kayıpların 600 milyar doları aştığını ve IMF beklentisinin bu rakamın 1,4 trilyon doları bulacağı yönünde olduğunu ifade eden Dinçer, krizin çözümü için çeşitli paketlerin devreye sokulduğunu hatırlattı.

Dinçer, alınan bazı kararların şu an itibariyle paniği önleyerek finansal çöküşü durdurduğunu ancak ekonomideki sorunların devam ettiğini belirterek, bankaların hala sermaye ihtiyacı bulunduğunu, kredi verme iştahlarının düşük olduğunu ve öngörülen ekonomik durgunluğun bu iştahı daha da kapattığını aktardı.

Türkiye'nin bu finansal çalkantıdan şimdiye kadar göreceli olarak daha az etkilendiğine işaret eden Dinçer, bunda kuvvetli bankacılık sektörü ve gerçekleştirilmiş ekonomik reformların rol oynadığını kaydetti.

Dinçer, Türkiye'de faaliyet gösteren tüm bankaların sermaye yeterlilik oranının yüzde 16 civarında olduğunu, bilançolarının yüzde 65'inin mevduattan oluştuğunu ve Türk bankacılık sisteminin bu anlamda klasik bankacılık yapmasının, bugünkü kuvvetli konumuna sahip olmasına imkan tanıdığını anlattı.

Türkiye'deki bankaların likidite sorunu bulunmadığını ve türev ürünlerle ilgili yatırımları olmadığını ifade eden Dinçer, “Bu global krize, bu maratona kuvvetli girdik. Türkiye tabii ki bazı sorunlarla karşılaşacaktır ama bu sorunlarla karşılaşırken kuvvetli ve savaşacak bir yapısı vardır” dedi.

-“REEL SEKTÖR DİREKSİYONU ORTA DOĞU'YA DÖNDÜRMELİ”-

Global krizin Türkiye'ye etkilerine de değinen Dinçer, yurt dışı finansman kaynaklarının ve ihracat pazarlarının daralmasının getireceği olumsuz etkiye işaret etti.

Türkiye ihracatının yüzde 50'sinin yöneldiği AB'deki ekonomik zorluklardan dolayı burada sıkıntı yaşanacağını kaydeden Dinçer, “Reel sektör ve iş dünyasının direksiyonu Orta Doğu ülkelerine doğru döndürmesi gerekiyor. Orada müspet bir gelişme var. Bu ülkelerin bizim ihracatımızdaki payları daha evvel yüzde 9'du. Şu anda yüzde 19. Bu artış AB'den kaynaklanan daralmayı telafi edecek seviyede değil ama uzun vadede pozitiftir” diye konuştu.

Dinçer, gerileyen petrol fiyatlarının Türkiye gibi enerji ihracatçısı ülkelere olumlu etki ettiğini belirterek, kurdaki hareketlenmenin ihracatçılar için rekabetçi fiyat avantajı sağlarken, döviz borçlu firmaların bilançolarını negatif etkilediğini aktardı.

Suzan Sabancı Dinçer, şöyle konuştu:

“Bizim bakışımıza göre, kurun 1,50-1,60 civarında durması uzun vadede sağlıklıdır. YTL'nin aşırı değerli olması da ihracat açısından ve ihracat odaklı olmamız açısından bizim için müspet olmaz. Dengeli bir kurun olması uzun vadede sağlıklıdır. Bizim istemediğimiz kurdaki aşırı zik zak.”

Kurun, 1,20'lerden 1,70'lere çıktığı zaman, Türkiye'de 15 milyar dolarlık döviz mevduatının YTL'ye döndüğüne işaret eden Dinçer, ilk defa bir kriz ortamında vatandaşların dövize değil YTL'ye talep gösterdiğini, bunun da Türkiye'ye olan güvenin göstergesi olduğunu söyledi.

“DARALAN PİYASALAR KONSOLİDASYONLARI GÜNDEME GETİRECEK”

Suzan Sabancı Dinçer, “Bu krizi doğru zamanda, doğru adımlarla ve temkinli yönettiğimizi varsayarsak, bizim tahminimiz kriz sonunda Türkiye 5 sene ileriye atlar. Çünkü diğer gelişmekte olan piyasalarda inanılmaz büyük tahribatlar var. Krizi iyi yönetirsek Türkiye 5 sene zıplar ama krizde herhangi bir yerde bir aksaklık olur, hepimiz el birliğiyle bunu iyi yönetemezsek o zaman 10 sene geri gideriz” görüşünü aktardı.

Bundan sonraki gündemlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dinçer, ABD'de emlak piyasasındaki olumsuz gelişmelerin sona ermesinin kilit önem taşıdığını, bireylerin kayıplarının 12 trilyon doları bulduğunu, yeniden tasarruf yaparak tüketime yönelmelerinin zaman alacağını, bankaların sermaye yapılarının kuvvetli olmamasının sorun oluşturacağını dile getirdi.

Dinçer, bankalara yönelik garanti sistemleri alınmasına ilişkin kararların kısa vadeli olması gerektiğini belirterek, şu anda paniği söndürmek için alınmış kararlar bulunsa da uzun vadede mevzuatlarda değişimler görülebileceğini anlattı.

Önümüzdeki dönemde uzun vadeli değer yaratmanın öne çıkacağını kaydeden Dinçer, ayrıca daralan piyasaların şirket birleşmeleri ve konsolidasyonları gündeme getireceğini söyledi.

“KÜÇÜK RESİMDE BOĞULMAYALIM”

Türkiye'de ise yabancı yatırım çekilmesi için mali disiplinin sürdürülmesinin ve genç nüfus dolayısıyla eğitim reformunun büyük önem taşıdığını kaydeden Dinçer, işçi çalıştırma ve vergi yükleri anlamında cezbedici olunması gerektiğini belirtti.

Dinçer, büyümedeki yavaşlama nedeniyle vergi gelirlerinde yaşanacak azalmanın engellenmesi için kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınmasının şart olduğunu vurguladı.

IMF anlaşması konusunda ise Dinçer, şöyle konuştu:

“Reel sektördeki büyümede daralma olacağı ve yurt dışından kaynak gelişlerinde bir nebze azalma olacağı için, bu tip sigorta diyebileceğimiz destekleri almakta yarar görüyoruz. IMF bizim için bir sigortadır, bir destektir. Reel sektöre ve ekonominin büyümesine, çarkların dönmesine yardımcı olacak bir anlaşma olması gerekir. Sanıyorum resmi merciler de bunu çok iyi bildikleri için belki bunun pazarlığını yapıyorlar. Bizim görüşümüz, iyi bir pazarlık varsa, orada da kaynak varsa, kaynağı bir an evvel alıp cebimize koymaktır.”

Dinçer, kriz sonunda Türkiye'nin avantajlı ve cezbedici bir gelişmekte olan ülke olarak ortaya çıkabileceğini, bunun için hep birlikte çalışmaya devam edilmesi ve “küçük resimde boğulmayıp büyük resme bakılması” gerektiğini söyledi.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı