Eğitim Sen, Adalet Bakanlığı'na Yürüdü

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Eğitim Sen, Coşkun Musluk İçin Adalet Bakanılığı'na Yürüdü.

Eğitim Sen, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi Coşkun Musluk'un Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan son operasyonda tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Adalet Bakanlığı'na yürüdü Eğitim Sen, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi Coşkun Musluk'un Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan son operasyonda tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Adalet Bakanlığı'na yürüdü. Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, Ergenekon soruşturması gerekçe gösterilerek akademisyenlerin ve gazetecilerin susturulmasını anlamalarının mümkün olmadığını belirtti.

Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi Coşkun Musluk'un Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmasını protesto amacıyla bir yürüyüş düzenledi. YKM'nin önünden Adalet Bakanlığı'na kadar süren yürüyüşe başta ODTÜ olmak üzere çeşitli üniversitelerden çok sayıda öğretim üyesi ve öğrenci katıldı. "Coşkun Musluk'a özgürlük" pankartı ile Musluk'un tutuklanmadan önce Beşiktaş Adliyesi'nden yazdığı mektubun taşındığı yürüyüşte "Coşkun Musluk yalnız değildir", "Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz", "AKP elini üniversiteden çek" sloganları atıldı.

-"AKADEMİSYENLERİN SUSTURULMASINI ANLAMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL"-

Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, Adalet Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada bir ülkede demokratikleşmenin ve özgürlük alanının turnusolunun, düşünce ve ifade özgürlüğü olduğuna dikkat çekerek "Eğer bir ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü önünde engeller varsa genel anlamda demokratikleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Hele ki ileri demokrasiden bahsetmek hiç mümkün değildir. Son dönemlerde özellikle Coşkun Musluk'la ilgili yaşadığımız gelişmeler bu sürece ilişkin somut örnektir. Coşkun Musluk bir akademisyendir, yani üniversitede bilimsel çalışmalar ve araştırmalar yapmak üzere bulunmaktadır. Eğer bir ülkede özgürlükler ve demokrasi önünde engel varsa üniversitelerin özgür olması da mümkün değildir" dedi.

Türkiye'de son dönemde yaşananların, gazetecilere, akademisyenlere yönelik "susturma politikalarının", AKP hükümetinin politikalarının aynası olduğunu söyleyen Kılıç, Susurluk'tan Ergenekon'a Türkiye'deki karanlık süreçlerin aydınlatılmasını istediklerini vurgulayarak şöyle konuştu:

"Ama bu gerekçe gösterilerek akademisyenlerin, gazetecilerin susturulmasını anlamamız mümkün görülmesin. Coşkun Musluk, bizlere yönelik yazdığı mektupta gayet açık bir şekilde tavrını ifade etmiştir. Yaptığı araştırmaların, çalışmaların bu süreçteki etkisini ortaya koymuştur. Bizler asıl gerekçenin ne olduğunu biliyoruz ve bir kez daha Hükümet'i uyarıyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri bir an önce kaldırın. Üniversitelerin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanan YÖK'ün lağvedilmesi için gereken çalışmaları yapın. Gazetecileri, sadece iktidara yönelik allı pullu ifadeler kullanabilecekleri bir sınıra sokmayın. Çünkü bu süreç dönüp dolaşıp siz de dahil olmak üzere bu ülkedeki bütün yurttaşları vuracaktır. Biz Eğitim Sen olarak arkadaşımızın yanındayız. Bu ülkede demokrasi yerleşene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi bildiriyoruz."

-"YAŞANAN HUKUKSUZLUĞUN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ"-

Kılıç'ın açıklamasının ardından Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi'nin Coşkun Musluk'a yazdığı mektubu şube başkanı Gülseren Adaklı okudu. Coşkun Musluk'un tutuklanmasının "AKP'nin ileri demokrasi adını verdiği, ancak gerçekte demokrasiden nasibini almamış bir düzenin icraatı" olarak nitelendirildiği mektupta "Uğradığın haksızlığın hukuki bir sorundan ziyade, aydınlığa, bilime ve özgürlüğe savaş açmış bir iktidarın siyasi kastından kaynaklandığını biliyoruz. Önüne "somut delil' olarak konan "bahaneleri' gördükçe, içerisinden geçtiğimiz toplumsal ve siyasal sürecin vahametini daha da iyi anlıyoruz. Kitap yazmanın, makale yayınlamanın veya araştırma yapmanın "suç' teşkil ettiği bir adalet mekanizmasının sadece üniversiteler ve bilim insanları üzerinde değil, bütün bir toplum üzerinde ne derece yıkıcı ve gerici etkilerde bulunabileceğini kestirmek hiç de güç değil" denildi.

AKP'nin, gerçek bilim insanlarına tahammül edemediği de ifade edilen mektupta şu görüşlere yer verildi:

"Bizler inanıyoruz ki, senin nezdinde yaşadığımız süreç, sadece gerçek bir bilim insanının mağdur edilmesi değil, aynı zamanda bilimin kendisinin, eleştirel düşüncenin ve özgür üniversite fikrinin de mağdur edilmesidir. Sendikamızın bir üyesi olarak karşılaştığın muamele, aynı zamanda siyasi iktidarın emek karşıtı siyasetinin de en açık göstergelerindendir. Anlaşılıyor ki siyasi iktidar, ekmeğinin ve emeğinin peşinden koşan bütün emekçileri ezmek için şimdi de hedef tahtasına üniversite emekçilerini yerleştirmiştir. Bizler, başımızın ucunda sallanan Demokles'in kılıcını gören arkadaşların, meslektaşların ve sınıf kardeşlerin olarak önümüzdeki tek seçeneğin mücadele etmek olduğunun farkındayız. Yaşadığın haksızlığın ve hukuksuzluğun sıkı takipçileri olacağımızdan, çığlığını çığlıklarımızla çoğaltacağımızdan, aklen ve vicdanen her zaman yanında olacağımızdan emin olabilirsin." - Ankara

Kaynak: ANKA