Eğitim -İş: "2009 -2010 Eğitim -Öğretim Yılında da MEB Sorunlar Sarmalında"
Eğitim -İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, Milli Eğitimde 2009 -2010 Öğretim Yılının da Var Olan Sorunların Katlanarak Artmasıyla Sonuçlandığını Belirterek, "Milli Eğitim Değil, Sanki Sorunlar Piramidi. AKP İktidarı da O Sorunlar Anıtının Önünde Saygı Duruşu Yapmaktan Başka Hiçbir Gayret Göstermiyor" Dedi.
Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, Milli eğitimde 2009-2010 öğretim yılının da var olan sorunların katlanarak artmasıyla sonuçlandığını belirterek, "Milli eğitim değil, sanki sorunlar piramidi. AKP iktidarı da o sorunlar anıtının önünde saygı duruşu yapmaktan başka hiçbir gayret göstermiyor" dedi.
Adıbelli yaptığı yazılı açıklamada, 2009-2010 eğitim-öğretim yılını değerlendirdi.
Milli eğitimde 2009-2010 öğretim yılının da var olan sorunların katlanarak artmasıyla sonuçlandığını belirten Adıbelli, "Öğretmen yetiştirme ve atamalarının yapılması sorunları başta olmak üzere, yetersiz bir bütçe, laik ve bilimsel eğitimi dışlayan kalitesiz kitaplar ve niteliksiz programlar, eğitim binaları ile eğitim ortamlarındaki eksiklikler ve yetersizlikler, okullarda ve kurumlarda gerici kadrolaşma, partizanlık, okulların ticarethaneye dönüştürülmesi, velilerin ve öğrencilerin müşteri olarak görülmesi, eğitimde özelleştirme ve dinselleştirme, çağdaşlıktan uzaklaşma, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının özlük ve ekonomik sorunları Saymakla bitecek gibi değil. Milli eğitim değil, sanki sorunlar piramidi" dedi. Sorunların her geçen gün biraz daha anıtlaştığını ifade eden Adıbelli, AKP iktidarının da o sorunlar anıtının önünde saygı duruşu yapmaktan başka hiçbir gayret göstermediğini, sadece seyrettiğini ve sorunların büyümesine, daha da karmaşık hale gelmesine katkı sunduğunu ileri sürdü.
-"BİZDEN OLANLAR VE OLMAYANLAR" AYRIMI KESKİNLEŞTİ-
"Liyakatsiz, bilgisiz ve beceriksiz kadrolar, sırf hükümet yanlısı oldukları için yönetici olarak atanmaktadırlar" diyen Adıbelli "Bizden olanlar ve olmayanlar" ayrımının keskinleştiğini, gerici kadroların uygun olmayan kayırmacı bir şekilde önemli görevlere getirildiğini öne sürdü. Adıbelli, Eyyamcı ve cumhuriyet karşıtı bu kadroların bilimsel, laik, çağdaş bir eğitimi gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını savundu.
-EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ TAMAMEN ORTADAN KALKTI-
Türkiye'de 2009 yılı itibariyle eğitim sürecinde olması gereken nüfusun belli bir bölümü eğitim hakkından yararlanamadığına dikkat çeken Adıbelli, Eğitimde fırsat eşitliğinin anayasal ve insani bir hak olmasına karşın tamamen ortadan kalktığını söyledi. Eğitimin önde gelen sorunlarından birisi olan okullaşmadaki eksikliklerin, hala çözülmemiş olarak ortada durduğuna işaret eden Adıbelli, "Okullaşma oranına Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2009 rakamları açısından bakıldığında, tablonun hiç de iç açıcı olmadığı görülmektedir. 21.yüzyılda eğitim ortalamamız hala ilköğretim 4.sınıf düzeylerinde seyretmektedir. Bilgi çağında bu durum, ulus olarak alnımızda kara bir lekedir. Bu şekilde kalkınmamızı ve çağdaşlaşmamızı tamamlayarak uygarlık düzeyinin üzerine çıkma hedefini asla yakalayamayız" dedi.
-MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI EĞİTİMİN KALİTESİNİ DÜŞÜRDÜ-
Kadrolu, sözleşmeli, ücretli ve vekil olmak üzere dört farklı şekilde öğretmen istihdam etmeye çalışan Milli Eğitim Bakanlığı'nın mevsimlik işçi atar gibi öğretmen ataması yaptığını, böylece eğitimin kalitesini düşürdüğünü belirten Adıbelli açıklamasına şöyle devam etti:
"Sayın bakanımız Nimet Çubukçu da sözleşmeli öğretmen atamasına son verileceğini belirtmesine karşın sözünü tutmamıştır. Yapılan açıklamaya göre 25 bin öğretmen ataması yapılacağı ifade edilmektedir. Atanamayan yüz binlerce öğretmen yıllardır atama beklemektedirler."
-TÜRKİYE'DE 157 BİN ÖĞRETMEN AÇIĞI BULUNUYOR-
Şu anda Türkiye'de 157 bin civarında öğretmen açığı bulunduğuna dikkat çeken Adıbelli, "KPSS'ye girmiş 340 bin öğretmen adayı atama beklemektedir. Bu öğretmen adayları açlık grevi de dahil çeşitli yolları deneyerek seslerini duyurmaya çalışmışlar, ama nedense bakanlık onların seslerine kulaklarını tıkamıştır. Bu durum, eğitim alanında olduğu kadar toplumsal bir sorun haline gelmiş, işsizlik sorununun da bir parçasını oluşturmuştur. İntiharlara varan sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca sözleşmeli ve ücretli atanan öğretmenlere köle muamelesi yapılmakta, özlük hakları, ekonomik ve sosyal haklarıyla ilgili olarak önemli sorunlar yaşamaktadırlar" dedi.
-HÜKÜMET PROPAGANDA AMACIYLA KİTAP DAĞITIYOR-
"Okullarımızın öğretmen gereksinimini karşılayamayan hükümetin ders programları niteliksiz, politik amaçlarla dağıttığı kitaplar da kalitesiz ve içerik yönünden yetersizdir" diyen Adıbelli, bunun da öğrenciyi ek kaynağa yönelttiğini söyledi. Maliyeti 100 lirayı bulan ek kaynakların, zaten ekonomik sıkıntı içinde olan veliyi büsbütün zora soktuğunu savunan Adıbelli şöyle devam etti:
"Böylece devlet adına hükümetin propaganda amacıyla dağıttığı kitaplar, işlevsiz hale gelmekte ve devlet bütçesinden gereksiz harcamaya neden olmaktadır. Hükümet, kendi propagandasını çocuklarımızın kitapları üzerinden yapmaktan derhal vazgeçmeli, ücretsiz kitap dağıtacaksa başka bir ek kaynağa gereksinim duyulmayacak nitelikte kitaplar bastırmalıdır.
-MİLLİ EĞİTİM TİCARİLEŞTİRİLİYOR-
Milli eğitim'in özelleştirildiğini ve ticarileştirildiğini ileri süren Adıbelli şunları klaydetti:
"Her alanda olduğu gibi eğitimde de siyaset-ticaret-tarikat üçlemesi eğitimi özelleştirmede işbirliği içinde çalışmasını sürdürmektedir. Yurtlar, dershaneler, özel okullar tarikatların kontrolüne verilmekte, tarihi değeri olan, kentlerin önemli semtlerinde yer alan okullarımız ve kurumlarımız AKP yandaşı rantçı sermayeye peşkeş çekilmekte, siyaseti temsil eden hükümette hem siyasi, hem de ekonomik rant sağlamaktadır.
Ayrıca okullarımız ticarethanelere dönüştürülmüş, velilerimiz ve öğrencilerimiz müşteri, öğretmenler ve yöneticiler de tahsildar konumuna düşürülmüştür. Okullarımız Okul-Aile Birlikleriyle yönetilen işletmelere dönüştürülmüştür. 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Yasası işletilmeli, ilköğretim okullarına yeterli ödenek sağlanmalı, velilerin ve öğrencilerin küçük düşürülmesine, aşağılanmasına son verilmelidir."
-YÖK, HUKUKA KARŞI HİLE, BİLİME KARŞI HURAFE ÜRETEN BİR MERKEZE DÖNÜŞTÜ-
Yusuf Ziya Özcan'ın başında bulunduğu YÖK'ün ise, üniversiteleri bilim üreten kurumlar olmaktan çıkarttığını, adeta medreseleşmelerini sağlamak için uğraşı veren, bu nedenle sürekli yargıyı yok sayan, hukuku arkadan dolanan bir mekanizma haline geldiğini öne süren Adıbelli, "YÖK yöneticileri ve birçok üniversite rektörü, Türkiye Cumhuriyetine değil, AKP iktidarına, tarikat ve cemaatlere hizmet yarışına girmişlerdir. Türban ve katsayıya odaklanan bir çalışma ve uygulama stratejisi sürdürmektedirler. YÖK, hukuka karşı hile, bilime karşı hurafe üreten bir merkeze dönüşmüştür" dedi.
Kalkınma ve çağdaşlaşmanın temelini oluşturan eğitimin, geleceğin, Türkiye'nin, cumhuriyetin güvencesi olduğunu belirten Adıbelli, Halkın, sendikaların, üniversitelerin, bakanlığın gelecek nesillere olan sorumlulukları olduğunu, bu sorumluluğun gereği olarak ulusal eğitime ve onun sorunlarına sahip çıkmak zorunda olunduğunu kaydetti.(ANKA)
(BR/ÖMR)













