Ebrd Raporu: Türkiye'nin Daha Girişimci Bir Ekonomi İçin Zorlukları Var

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Türkiye'yle İlgili Bir Rapor Hazırlayan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Mikro, Küçük ve Orta Boy İşletmelerin Devletin "İş Kurmada Hantallık, Tescil ve İflas Prosedürleri" Biçimlerindeki Müdahalesiyle Karşılaştıklarını Belirterek, Tarım İçin "Fiyat Ayarlamada, Sübvansiyonda ve Devlet Alımları İtibarıyla, Hala Sektörü Yetersiz Yatırım Ortamı, Verimsizlik ve Gelişmiş "Geçiş Ülkeleri'ne Göre Düşü...

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (AİKB), Türkiye'deki ekonomik reformların 2001 ekonomik krizini izleyen ve AB katılım müzakerelerinin beklendiği dönemde arttığını belirterek, "Türkiye daha açık ve girişimci bir ekonomiyi geliştirmede önemli zorluklarla karşılaşmaya devam etmektedir" dedi. AİKB devlet bankalarının özelleştirilmesinde ilk adımların atıldığını ancak daha yapılacak çok şey bulunduğunu bildirdi. Ticaret hukuku alanındaki sorunlardan örnekler de verilen raporda SPK'nın şirketlerde tarafların haklarını korumaktan sorumlu olduğu hatırlatılarak, "Yatırımcılar dava takibine başlayıncaya kadar SPK'nın yerleşmiş uygulamaları şirketlerin zorunlu çağrılarıyla ilgili mevzuatta düzenlenmemiş konuların üzerine gitmede yeterli olabiliyor. Ama "Pandora'nın Kutusu' açılıp SPK uygulaması itiraz konusu edildiğinde işler karışabiliyor" denildi. Hazine Müsteşarı Halil İbrahim Çanakçı da rapora yazdığı bir bölümde vergi reformunun gelecek yıllarda daha basit bir vergi yapısı oluşturma, vergi tabanını büyütme ve vergi politikasını AB uygulamalarıyla aynı hizaya getirme açısından öncelikli bir alan olmaya devam edeceğini belirterek, "Diğer adım ise Gelir İdaresinin kurumsal kapasitesini geliştirecek vergi yönetimi reformu olacaktır" dedi.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (European Bank for Reconstrution and Development - EBRD) tarafından yılda iki kez yayınlanan "Hukukta Değişim 2009" adlı raporun ilkinde Türk ekonomisi ve ticaret hukuku değerlendirildi. Türkiye'nin AİKB'nin 1991'de kurucu hissedarı olduğu, ancak 2008 kasımında kurumun iş yaptığı bir ülke haline geldiği belirtilen raporda, bankanın Türkiye'de özel sektörün gelişimi, enerji verimliliği ve belediye altyapıları alanında ciddi yatırım olasılıklarının bulunduğu belirtildi. AİKB, "Bir dizi periyodik ekonomik krize bağlı olarak reformlardaki ilerlemenin yavaşlamasına karşın, reform adımları 2005-2008 yılları arasındaki ekonomik ilerlemenin bir sonucu ve AB üyelik olasılığına bağlı olarak hızlanmıştır" denildi.

-KOMÜNİST HÜKÜMET OLMASA DA GÜÇLÜ DEVLET MÜDAHALESİ VARDI-

Türkiye'nin iç pazarlarının bütünleştirilmesi ve sürdürülebilir hale getirilmesi zorunluluğu bulunduğunu, girişimci bir ekonomiyi geliştirme ve yabancı sermaye çekme arayışında olduğu kaydedilen raporda, karşılaşılan "Sektörel Reform Zorlukları" şöyle anlatıldı:

-Türkiye, 1980'den bu yana Türkiye ekonomisini liberalleştirdi ve yapısal, kurumsal reformlara başladı. Bununla birlikte kimi reform stratejileri ekonomik krizler ve büyük bölgesel eşitsizlikler nedeniyle kesintiye uğradı.

-Bir komünist hükümet tarafından idare edilmese de ülke, açık ve rekabetçi bir piyasa ekonomisi standartlarıyla büyük farklılıkları olan, güçlü devlet kontrolü ve müdahalesinin bulunduğu bir tarihe sahiptir.

-Özellikle 1960-1980 tarihleri arasında Türkiye, bebek endüstrilerin uluslar arası rekabete karşı, ithalata yönelik tarifeler ve tarife dışı bariyerlerle sübvanse edilip korunduğu ithal ikamesine dayalı önemli bir sanayileşme programına girişti.

-AÇIK VE GİRİŞİMCİ EKONOMİ İÇİN ZORLUKLAR VAR-

- Türkiye 1980'den bu yana ekonomisini liberalleştirmiş ve tüm sektörlerde yapısal ve kurumsal reformlar yapılmıştır. Son olarak bu reformlar 2001 ekonomik krizini izleyen ve AB katılım müzakerelerinin beklendiği dönemde artmıştır. Türkiye daha açık ve girişimci bir ekonomiyi geliştirmede önemli zorluklarla karşılaşmaya devam etmektedir. Kimi zorluklar ekonominin belirli sektörlerinde daha yaygındır. Bundan başka bölgeler eşitsizlikler yüksek iken, kırsal ve kentsel bölgeler arasında sektörel farklılıklar da çeşitli olabilmektedir.

-Ademimerkezileşme, tekelleşmenin azaltılması ve özelleştirme süreci tamamlanmış olmaktan uzaktır ve özel girişimciliğin güçlendirilmesi için önemli bir alan vardır.

-Önemli reform zorluklarıyla karşı karşıya kalan bir sektör de, görece küçük boyuttaki bankacılık sektörüdür. Sektör 2000-2001 krizinden bu yana, düzenleme ve denetlemedeki önemli iyileşmelerle önemli ölçüde güçlenmiştir. Bununla birlikte en büyük 10 bankanın toplam bankacılık varlıklarının yüzde 85'ini, toplam mevduatın yüzde 85'ini, toplam kredilerin yüzde 90'ını tuttuğu sektör, büyük ölçüde yoğunlaşmıştır.

-Banka özelleştirmeleri büyük bir zorluk olarak durmaktadır. Devlet bankaları hala toplam bankacılık sektöründeki varlıkların yüzde 25'ine sahiptir. Bankalar kamu sektörünün finansmanına önemli ölçüde girmişlerdir, bankacılık sisteminin kamu borcu portföyünün yüzde 45'ini ellerinde tutmaktadırlar. İlk üç devlet bankasının özelleştirilmesinde ilk adımlar atılmıştır ancak daha yapılacak çok şey bulunmaktadır.

-Piyasadaki yabancı bankaların payı artmakta olsa da küçüktür. Bankaların yabancı sahipliği 2004'te yüzde 5'ten az iken, 2008'de toplam bankacılık varlıklarının yaklaşık yüzde 25'ine ulaşmıştır. 2006'dan bu yana yabancıların sahip olduğu bankaların sayısı özel bankaların sayısını geçmiştir.

-İŞLEMLER FİNANS SEKTÖRÜ ARACILIĞIYLA YAPILMIYOR-

Raporda "Finans sektörü hızlı bir şekilde büyümüştür fakat finans sistemi aracılığıyla gerçekleşen işlemlerin düzeyi hala AB düzeyinin, hatta gelişmiş "geçiş ülkeleri'nin oldukça altındadır. Bankaların özel sektöre verdikleri krediler 2003'teki GSYİH'nın yüzde 18'i düzeyinden, 2007'deki GSYİH'nın yaklaşık yüzde 30'u düzeyine yükselmiştir. Bu euro bölgesindeki GSYİH'nın yüzde 102'lik düzeyi ve orta ve doğu Avrupa ve Baltık ülkelerindeki GSYİH'nın yüzde 36'lık düzeyiyle karşılaştırılabilir" denildi ve sistem dışılığa dikkat çekildi.

Mortgage Yasası'nın 2007 şubatında geçtiği belirtilen raporda, yasanın hızlı büyüyen ancak hala çocukluk dönemini yaşayan mortgage kredilerinde patlamaya yol açacağı beklentisi dile getirildi. Rapora göre Türkiye'de bankacılık sektörü bankacılık dışı finans sektörünün çok sınırlı rekabetiyle karşı karşıya bulunuyor. Türkiye'de bankacılık dışı finans sektörünün önünde bir dizi zorluk uzanıyor. Emeklilik fonları ve leasing hizmetleri, sermaye piyasaları ve kurumsal yatırımcı tabanı gibi az gelişmiş bulunuyor. Sigortacılık sektörü ise küçük, kişi başına sigorta harcaması ve sisteme girişler de düşük oranda saptandı. Şirketlerin az tahvil çıkardığına değinilen raporda iş hayatında dış finansmanın ticari kredilerle güvence altına alındığı belirtildi.

-KOBİLERE TANINAN İMKANLAR-

Türkiye'deki mikro, küçük ve orta boy işletmelerin devletin "iş kurmada hantallık, tescil ve iflas prosedürleri" biçimlerindeki müdahalesiyle karşılaştıkları belirtilen raporda şu ifadeler yer aldı:

-İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın değeri 2003'te GSYİH'nın yüzde 26.5'i iken, 2006'da GSYİH'nın yüzde 40'ına ulaşmıştır. Bununla birlikte bu oran hala birçok batı ülkesi ve yükselen ekonomidekinin oldukça altındadır.

-Yeni bir mal için lisans 188 günde 25 adımda alınıyor. İflas sürecini çözmenin maliyeti ve gereken zaman da OECD standartlarına göre yüksek bulunuyor. Türkiye'de bir işin sonlandırılması süreci 3.3 yıl alıyor, maliyeti ise varlığın yüzde 15'ini buluyor. OECD ülkelerinde sonlandırma 1.7 yılda tamamlanıyor, maliyeti varlığın yüzde 8.4'ünü buluyor.

-Tahminlere göre mikro, küçük ve orta ölçekli işletmeler Türkiye'deki toplam 400 bin girişimin yüzde 98'ini, istihdamın yüzde 77'sini, sermaye yatırımının yüzde 38'ini, katma değerin yüzde 27'sini ve banka kredilerinin yüzde 5'ini oluşturuyor.

-Bunun için mikro, küçük ve orta ölçekli işletmeler toplam girişim ve istihdamda büyük pay kaplarken, son derece sınırlı bir sermayeyle işletilmekte ve banka fonlarının çok küçük bir bölümüne ulaşmaktadırlar.

-Türkiye'deki işgücünün dörtte biri tarım sektöründe istihdam edilmektedir, ancak tarım modernizasyon ihtiyacı içinde ve verimsizdir. Türkiye toprağının yüzde 30'undan fazlası ekilebilir olsa da düzgün sulanma sorunu, küçük, ekonomik olmayan aile çiftlikler, çağdaş ürün girdileri, teknikleri ve makinalaşmadan yararlanmak için yetersiz sermaye, ülkenin tarım potansiyelinin tamamını realize etmesini engellemektedir. Fiyat ayarlamada, sübvansiyonda ve devlet alımları itibarıyla hala sektörü yetersiz yatırım ortamı, verimsizlik ve gelişmiş "geçiş ülkeleri'ne göre düşük performansın kısır döngüsünde tutan ağır bir hükümet müdahalesi vardır.

-Gıda işlemede, batıdaki hijyen ve verimlilik standartlarını karşılamayan küçük ailelerin sahip olduğu girişimler yaygındır. Yine de son yıllarda, sektördeki büyük kar marjlarının cazibesine kapılan büyük sanayi şirketleri gıda işleme sektörünü birleştirmeye ve yatırımlara girişmişlerdir."

-TEKELLER VE ENERJİDE VERİMLİLİK-

Altyapı üretiminde devlet şirketlerinin, tekel imtiyazlarıyla hakim durumda bulunduğu, rekabet karşıtı uygulamaların yaygın olduğu, bu alandaki reformlardaki ilerlemenin bugüne kadar yetersiz kaldığı belirtilen raporda, "Özel sektörün işletme ve işe başlama çerçevesine ilişkin düzenleme ve mevzuatın güçlendirilmesi, özellikle de sözleşmelerin uygulanması ve var olan hukukun gereklerinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Girişimlerin yeniden yapılandırılması, kurumsal yönetim ve iş idaresinde iyileştirmeler de, Türk şirketlerinin rekabetçilikleri ve verimliliklerinin iyileştirilmesinde yaşamsaldır" denildi. Enerji konusunda şöyle denildi:

-Enerji verimliliği yatırımları için teşviklerin artırılması ve ilgili mevzuatın AB topluluk müktesebatıyla tam uyumlu hale getirilmesine yönelik olanaklar mevcuttur.

-Piyasa bazlı bir rejime yönelmek, özel yatırımcılarla geçmişte imzalanan uzun vadeli sözleşmeler nedeniyle daha karmaşık bir hale gelmiştir, sektör hala elektrik kesintileriyle karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye, büyük rüzgar, jeotermal ve güneş enerjisi potansiyeline sahiptir ve yenilenebilir enerjide özel sektör yatırımlarından yarar sağlayabilir."

-BELEDİYE HİZMETLERİNDE KALİTE OLMALI-

Belediyelerin kentsel ve çevresel altyapı hizmetlerinden sorumlu olduğu ancak, mali merkezileşme ve kurumsal yönetimlerinin uluslar arası standartlara ulaşmaması nedeniyle özellikle küçük belediyelerde şirketlerin yetersiz kaldıkları kaydedilen raporda, belediyeler için borç piyasasının gelişmemiş olduğu da belirtildi. Raporda, "Şehir içi ulaşımda özel sektör işletmecilerinin etkinliğinin artırılması ve hizmet kalitesinin iyileşmesine yönelik düzenleme ve planlamanın uygun bir seviyeye gelmesi zorunludur. Reform en çok demiryollarında gereklidir. Türkiye'deki demiryolu ağının sahibi ve işletmecisi zarar eden devlet demiryolu şirketidir. Ticari bir girişim olması için demiryolu radikal bir şekilde boyutlarını küçültmeli, hizmetlerini iyileştirmeli ve fiyatlarını artırmalıdır. Buna yönelik bir eylem planı kabul edilmiştir" denildi.

-HAZİNE MÜSTEŞARI ÇANAKÇI: VERGİ ALANI ÖNCELİKLİ, VERGİ YÖNETİMİ REFORMU GELİYOR-

Hazine Müsteşarı Halil İbrahim Çanakçı da rapora yazdığı bir bölümde vergi reformunun gelecek yıllarda daha basit bir vergi yapısı oluşturma, vergi tabanını büyütme ve vergi politikasını AB uygulamalarıyla aynı hizaya getirme açısından öncelikli bir alan olmaya devam edeceğini belirterek, "Diğer adım ise Gelir İdaresinin kurumsal kapasitesini geliştirecek vergi yönetimi reformu olacaktır" dedi. Çalışma hayatındaki reformlardaki ilerlemelerin kayıtdışı ekonominin boyutunu azaltmak için gerçekleştirilen çalışmaları destekleyeceğini belirten Çanakçı, "Beklendiği gibi geliştirilmiş yatırım iklimi iddialı bir özelleştirme programını desteklemiş ve özelleştirme gelirleri 2003 yılından bu yana 28 milyar dolara ulaşmıştır. 2009-2010 için elektrik üretimi, şeker rafinerileri, karayolları ve büyük kamu bankası Halkbank'ın özelleştirilmesi gündemdedir" dedi.

Yatırım iklimindeki iyileştirmelerin daha da ileri götürülmesi için hükümetin Rekabet Yasası'nda AB mevzuatıyla aynı yönde değişiklikler öngörüldüğünü, "Türkiye Denetim Standartları Kurulu" ve yeni bir ticaret yasası düşünüldüğünü belirten Çanakçı, temel ekonomik göstergelerin, Türk ekonomisindeki dönüşümün büyüklüğünü ortaya koyduğunu bildirdi. Çanakçı, Türk ekonomisinin 2002'den bu yana sürekli yıllık ortalama yüzde 6.6 büyüdüğünü, kişi başına GSYİH'nın son altı yılda yaklaşık üç katına çıktığını ve 2007'de 9 bin 300 dolara ulaştığını bildirdi ve diğer göstergelerden örnekler verdi. Çanakçı, "Türkiye'nin deneyimi ekonomik dönüşümle mevzuat reformu arasındaki yakın ilişkiyi göstermektedir. Türkiye'de ekonomi politikalarını oluşturanlar, güçlü bir piyasa yönelimli ekonominin güçlü yasal kurallar ve kurumların gelişmesine bağlı olduğundan haberdardır. Sonuç olarak Türkiye şu anda yasalarda değişimi gündeminin üst sıralarına taşıyarak sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi ummaktadır" dedi.

-TİCARET HUKUKUNUN DURUMU-

AİKB raporunda ticaret hukukuyla ilgili değerlendirmeler bölümünde Sermaye Piyasası Kurulu'nun çözdüğü sorunlara "örnek olaylar" biçiminde yer verilirken şirketlerin zorunlu hisse alımı çağrılarıyla ilgili mevzuatta hisse fiyatı ilanı gibi önemli konuların düzenlenmediği belirtildi. Bunun, zorunlu çağrılarda tarafların çıkarlarının korunmasına ilişkin sorunların çözümünde SPK'ya esneklik verdiği belirtilen raporda şöyle denildi:

"Bu yaklaşım doğru karara ulaşmayı hedeflerken eksik kesinlik ve görece sınırlı saydamlık sonucuna bağlı olarak yatırımcılar, hissedarlar ve hatta uygulamacıların konfor seviyesini düşürebilir. Bu temelde SPK kararlarının tutarlılığına karşın onlara kılavuzluk eden ilkelerin ve kararların arkasındaki nedenlerin açık bir şekilde anlaşılmasının daima mümkün olamamasından kaynaklanmaktadır. Birçok durumda SPK birimlerinin sadece etkin bölümlerinin kararları SPK bültenlerinde yayınlanıyor ve SPK tarafından incelenmiş bir başvurunun ayrıntılı gerçeklerine ya erişilemiyor ya da sınırlı erişiliyor. Ayrıca SPK'nın kararlarına sık olarak itiraz edilmiyor ve bunun için kararlar, Türk mahkemelerinden önce nadiren test ediliyor. Bu da SPK uygulamaları üzerine yargının pozisyonunu yansıtan yerleşmiş bir içtihat hukuku azlığının varlığı anlamına geliyor" denildi. Raporda şu ifadeler yer aldı:

-PANDORA'NIN KUTUSU AÇILIRSA-

"-Yukarıda sayılanlar açıkça gösteriyor ki, yatırımcılar dava takibine başlayıncaya kadar SPK'nın yerleşmiş uygulamaları zorunlu çağrılarla ilgili düzenlenmemiş konuların üzerine gitmede yeterli olabiliyor. Ama "Pandora'nın Kutusu' açılıp SPK uygulaması itiraz konusu edildiğinde işler karışabiliyor.

-Bu gelişmelerin SPK uygulamalarında bir değişikliğe ya da SPK tarafından dolaylı edinimlerde zorunlu çağrı işlemleri fiyatlamasıyla ilgili yeni bir düzenleme mevzuatının oluşturulmasını teşviki yüksek bir şekilde olasıdır.

-Bu yaptırımların piyasa katılımcıları üzerinde caydırıcı etki yaratacak kadar şiddetli olmadığı açıktır. Türk piyasasında zorunlu çağrı ihlalleri konusunda çok az örnek vardır ancak bu gerçek, yatırımcılar ve azınlık hissedarlarınca zorunlu çağrı kurallarının ihlali konusundaki potansiyel yasal risk algısını değiştirmiyor.

-Mevzuattaki birçok eksiklik ve sınırlı caydırıcı yaptırımlarla birlikte, azınlık hissedarlarının çıkarlarının daha iyi korunması ve daha yatırımcı-dostu bir yasal ortam oluşturulması için Türk hukukunda zorunlu çağrı kurallarını yöneten düzenleyici çerçeveyi sıkılaştırmak önemlidir. Bu çerçevede SPK uygulamalarında ele alınmış konular bir tebliğle düzenlenmelidir. SPK tarafından 2003 yılında hazırlanan ve bu amacı hedefleyen bir taslak tebliğin şimdilik askıda bulunduğu anlaşılmaktadır.

-SPK'nın zorunlu çağrı gereklerinin ihlaliyle ilgili daha ağır yaptırımlar getirmesine izin verilmelidir. Bunlar SPK'ya satıcının tüm haklarının uygulanmasını ertelemede, zorunlu çağrı kurallarının ihlali üzerine düzeltici eylem olarak kazanılmış payın askıda tutulmasına yetki veren yaptırımları içerebilir. Benzer yaptırımlar bankacılık mevzuatında vardır ve bu mevzuatın zorunlu kurallarıyla uyumun sağlanmasında önemli araçlar olmuşlardır.

-Türkiye için zorunlu çağrı kuralları çerçevesinde azınlık hissedarlarının haklarının korunmasında iyileştirmelerde bulunma ve ıslah etme zamanıdır. Bu şekilde Türkiye yasalarını, AB taahhütleri gereğince Avrupalı örnekleriyle ve özellikle Avrupa Devralma Anlaşmaları Direktifleriyle benzer hale getirmelidir." (ANKA)

(ORH/YLD/BÜN)

Kaynak: ANKA