Haber Tarihi: 08 Ocak 2012 Pazar Saat 18:00
Doğan Haber Ajansı  [3249457]

Davutoğlu: Suriye Yönetimini Kimse Bizden İyi Tanıyamaz

MÜSİAD tarafından düzenlenen toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Ben 62 kere Suriye'ye gittim 9 yıl içinde. Suriye yönetimini hiç kimse bizden daha iyi tanıyamaz." diye konuştu.

Haber: Davutoğlu: Suriye Yönetimini Kimse Bizden İyi Tanıyamaz

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından düzenlenen "Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye" konulu toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, son 30 yıla bakıldığında küresel ve bölgesel alanda siyasi anlamda iki büyük depremin yaşandığını belirtti. Davutoğlu, "Şimdi üçüncü büyük depremin eşiğindeyiz. Deprem mutlaka ilk yıkımlarıyla zarar verici bir tabiat olayı olarak değerlendirilebilir. Ama sonraki aşamalarda çok güzel kaplıcalar, ılıcalar ortaya koyabilir. Deprem, bir sarsılma, var olan tabiatın statükosunu bir şekilde sarsılması" dedi.

Davutoğlu, Avrupa'da ekonomik ve siyasi sonuçları olan bir depremin yaşandığını ifade ederek, diğerinin ise Ortadoğu'da Fas'tan Afganistan'a kadar olan büyük coğrafyadaki dönüşüm olduğunu belirtti. Türkiye'nin bu iki depremin tam ortasında bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, batıya bakıldığında feryat içinde ekonomik krizle uğraşan bir dünyanın, güneye ve doğuya bakıldığında büyük siyasi çalkantıların olduğunu anlattı.

AVRUPA, DEMOKRATİK ZİHNİYETTEN, TEKNOKRATİK ZİHNİYETE GEÇİYOR

Davutoğlu, Avrupa'daki problemin finansman problemi olarak başladığını, ekonomik bir probleme dönüştüğünü, sonunda sosyal ve siyasi sorunlar doğurduğunu kaydederek, şunları söyledi:

"Tüm dünyaya demokrasi ve halka dayalı rejimlerin sözcülüğünü yapan Avrupa'da bugün teknokratik hükümetler işbaşına geliyor. Bu durum, bir demokrasi krizidir. Avrupa, bugün demokratik zihniyetten teknokratik zihniyete geçiyor bu kriz aşamasında. Bu sadece İtalya ile ilgili değil. Son 3-4 ay içinde çok uzun seanslar halinde Avrupa'daki mevkidaşlarımla konuşuyorum. Onlara sorduğum soru temelde şu, 'Avrupa nereye doğru gidiyor?' Benim gördüğüm, hepsinin kafasındaki Avrupa vizyonu farklı. Daha önceki Lizbon Zirvesi'nde tek bir Avrupa vizyonu varken, şimdi her bir devletin zihninde farklı bir Avrupa perspektifi var. Ama 'Türkiye'de 10 yıl sonra nasıl bir Türkiye istiyorsunuz?' denildiğinde, 'Tek' deriz. Aradaki fark bu. Biz bunu önemsiyoruz. Çünkü bizim kafamızda da bir Avrupa resmi var. Bizim zihnimizdeki Avrupa resminde, Avrupa'nın tekrar jeopolitik önemini dünyada kazandığı, bizim üzerimizden kazanabilir ancak bunu, ekonomik dinamizmini kazanabildiği, tabi ki yine bizim üzerimizde yapabilir, böyle bir Avrupa istiyoruz. Etkin, güçlü, pek çok kültürün bir arada yaşayabildiği bir Avrupa, ama bizim içinde olduğu bir Avrupa bunu yapabilir. 2050 yılında dünyanın en çok üreten iki ekonomileri arsında iki Avrupa ülkesinin projeksiyonları yapılıyor. Birisi Almanya, birisi Türkiye. Avrupa'da bu büyük deprem yaşanırken, biz kenardan mutlu bir şekilde seyrediyor değiliz. Biz de bundan etkileniriz. Ayrıca biz kendimizi Avrupa tarihinin olmazsa olmaz bir unsuru olarak gördüğümüz gibi, Avrupa geleceğinin de olmazsa olmaz unsuru olarak görüyoruz. Avrupa'ya dışarıdan değil, içeriden bakıyoruz. Bizim Avrupa'daki ekonomik krize bir Türk çözümü, bir Türk reçetesi üretme sorumluluğumuz da vardır. Bu da bizim ekonomimizin, iş adamlarımızın dinamizmi. Onlar bize 'Hayır' dediler, görsünler hallerini demiyoruz."

BİRİLERİ BİZİ BİRBİRİMİZE KARŞI KIŞKIRTABİLİR

Davutoğlu, Fas'tan Afganistan'a kadar siyasal bir depremin yaşandığını söyleyerek, şunları dile getirdi:

"Alacağımız kararlarla çok parlak bir geleceğe doğru bu büyük şelaleyi akıtabiliriz. Atacağımız yanlış adımlarla daha önceki kötü deneyimleri de yaşayabiliriz. Ortadoğu kendi siyasi, sosyal, hukuki haklar için, insan hakları, demokrasi için harekete geçen halkların yanında olduk. Ama aynı zamanda siyasi pozisyon aldık. Artık bu soğuk savaş yapıları bu bölgede duramaz. Ortadoğu'daki kardeşlerimize kökenleri ne olursa olsun, 'Gelin kendi evimizin üzerine kendimiz koyalım' dedik. Birileri, bizi birbirimize karşı kışkırtabilir. Tarihi doğmalar, insanları zehirleyebilir. Ama gerek inandığınız inanç, gerekse bugün yaşadığımız tarihi konteks bize akli bir yolu, ahlaki yolu seçmeye yönlendiriyor. Bölgedeki yeni soğuk savaş ortaya çıkarılmasına izin vermeyeceğiz. Sünni-Şii, Arap-İran, statüko yanlıları-statüko karşıtları gibi kutuplaşmalarla bölgemizde yeniden büyük gerginlikler yaşanmasını istemiyoruz. Bu ülkelerde gerek ekonominin yeniden inşası, gerekse demokrasinin tahkimi anlamında her türlü projeyi destekleyeceğiz. Bu coğrafyanın yeniden inşası Türkiye'nin milli menfaatidir."

SURİYE YÖNETİMİNİ KİMSE BİZDEN İYİ TANIYAMAZ

Davutoğlu, Suriye için ise şunları kaydetti:

"Suriye'ye çok büyük yatırım yaptık. Siyasi anlamda, ekonomik anlamda çok büyük başarılar elde ettik 9 yıl içinde. Ama son 9 ay içinde yaptığımız tüm çabalara rağmen halen halkına zulüm eden bir yönetimle yan yana durmak bizim halkı kaybetmemiz anlamına gelecek. Ben her görüşme öncesi Sayın Esad'a, 'Halkına güven ve reformlarla birlikte halkın önüne çık, halktan destek iste. Öyle bir yola girersen yanındayız' dedik. 9 yıl her yerde Suriye'yi savunduk. Yabancı güçlerle bir mücadele içine girerseniz, size bir baskı olursa sizin yanınızdayız. Ama kendi halkınızla savaşa girerseniz ve bizi 'Ya beni, ya halkımı seçin' diye bir seçimle karşı karşıya bırakırsanız, bir dakika bile düşünmeyiz halkı seçeriz. Çünkü liderler, kişiler, fanidir geçicidir, halklar bakidir. O halkın kalbinde 'Türkler bu dönemde zalimlerle işbirliği yaptı' dedirtmeyiz. Elimizden gelen her şeyi yaptık Suriye için, halk için yapmaya da devam edeceğiz. Bunu da kimse başka bir ajandanın parçası olarak görmesin. Bu bizim vicdanımızın ajandasıdır ve Suriye yönetimini hiç kimse bizden daha iyi tanıyamaz. Hiç kimse Suriye yönetimiyle Sayın Başbakanımızdan, sayın Cumhurbaşkanımızdan ve benden fazla görüşmüş değildir. 6.5 saat Ramazan'da aynı odada kalkmadan bir çözüm için çaba sarf ettik. İstedik ki, bir şekilde bu intiharın önüne geçelim. Aynı şey Libya'da Kaddafi için de geçerli. Türklerin, heyetlerin Suriye'ye gittiğini biliyorum. Ne olur vicdanlarına sorsunlar. Ben 62 kere Suriye'ye gittim 9 yıl içinde. Hiç bu kadar emek verilen bir ilişkiyi biz heba eder miyiz? Ama bir insan kendini, ya da halkını heba etmek isterse biz ona 'Dur' demeden durabilir miyiz?"

AVRUPA'YA TÜRK AŞISI LAZIM

Türkiye'nin 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisine girmeyi hedeflediğini hatırlatan Davutoğlu, "Türk vatandaşına vize uygulaması olmazsa Avrupa'nın ekonomisi çok daha dinamik olurdu. Bugün vize kalksın, Yunan ekonomisi önemli ölçüde düzelir, dinamizm gelir. Ama Almanya'ya bugün interparadigmatik aşı lazım değil, Avrupa'ya bugün. Yani paradigma içinden bir aşıyla Avrupa kalkamaz. İnterparadigmatik bir aşı lazım. Avrupa paradigmasına bitişken ama Avrupa paradigması dışında bir aşı lazım. O aşı da Türk aşısıdır. O hem, hem stratejik derinlik kazandıracaktır, hem ekonomik dinamizmin, hem de kültürel çoğulculuk kazandıracaktır." dedi.

İSRAİL'DEN BEKLENTİMİZ DEVAM EDİYOR

Davutoğlu, konuşmasının ardından, İsrail-Türkiye ilişkileri ile Irak'taki yaşanan siyasal gelişmelere ilişkin soruları yanıtladı. İsrail konusunda tutumun son derece açık olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Özür, tazminat ve Gazze'ye ablukanın kalkması şeklindeki beklentimiz devam ediyor. Hükümet değişikliği İsrail halkının bileceği bir şey. Bizim bildiğimiz şey, kendi halkımıza olan siyasi sorumluluğumuzu yerine getirmek. Bizim 9 vatandaşımız katledilmişse bunun takipçisi olacağız. Bu anlamda farklı yöneliş, beklenti yok. Aynı ilke ve taleplerimiz açık bir şekilde ortada" dedi.

IRAKLILARA TAVSİYE

Irak'la ilgili olarak da Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bu konuda çaba sarfediyoruz. Irak'ta tüm etnik, mezhebi kökenden kardeşlerimizin huzur içinde yaşadığı bir ülke olsun. Biz Iraklı birini gördüğümüzde Kürt, Sünni, Şii, Arap, Türkmen görmeyiz onların yüzünde, sadece kardeş yüzü görürüz. Basra'da, Musul'da, Erbil'de Bağdat'ta bunu görürüz. Bizim hiçbir zaman bu anlamda, mezhep ve etnik grubu dışlama anlayışımızı olmadı, olmaz. Bırakın bölünmesi, bağımsızlık gibi husus gündeme getiriliyor. Bu tür bölünmeler etin tırnaktan kopması gibi sonuçlar doğurur. Öylesine parçalanmalar, öylesine acılar yaşanıyor ki. Bizim politikamız bölünmek üzerine değil, birleşmek üzerine. Daha küçük ülkeler kurmak yerine, daha büyük birlikler kuralım. Siyasi sınırlara saygı gösterelim, ama aramızdaki siyasi kültürel sınırları kaldıralım. Onun için Irak'ta daha küçük ünitelerin, daha küçük birimlerin çıkmasına dayalı bir senaryoyu değil, Irak ile birlikte çevre ülkelerin daha büyük birliklere yönelmesine dayalı bir anlayışımız var. Onun için Irak'taki her bir kardeşimize tavsiyemiz bölünmeyi değil, birleşmeyi düşünün, parçalanmayı değil bütünleşmeyi düşünün. Biz sizinle bundan sonra daha fazla bütünleşmek istiyoruz. Bizim mesajımız budur."

- İstanbul

8/10 (12 kişi)
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12