Cumhurbaşkanı Gül, Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nde Konuştu Açıklaması

Mehmet Toroğlu - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin etrafındaki birçok ülke için başarı örneği oluşturduğunu ve diğer ülkelerin de aynı yönde çalışmalar yapması için onlara esin kaynağı olduğunu söyledi.
Mehmet Toroğlu - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin etrafındaki birçok ülke için başarı örneği oluşturduğunu ve diğer ülkelerin de aynı yönde çalışmalar yapması için onlara esin kaynağı olduğunu söyledi.
Gül, Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nde, " Türkiye'nin Ekonomik ve Dış Politika Öncelikleri" başlıklı bir konuşma yaptı.
Kendisinden Türkiye'nin dış politikası ve ekonomik öncelikleriyle ilgili konuşmasının rica edildiğini ifade eden Gül, "Bunu, Türkiye'ye ve Türkiye'nin seçimlerine olan ilginin artması olarak yorumluyorum. ve gerçekten de hem ekonomik hem de politik açıdan Türkiye son zamanlarda uluslararası toplantılarda ön sıralarda yer almıştır" dedi.
Gül, örneğin Avrupa'yı saran ekonomik krize rağmen Türkiye'nin, Çin'in hemen ardından, dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ekonomisi olarak ön plana çıktığını ve doğal olarak da bu durumun, birçok kişinin, Türkiye'nin ekonomi politikası ve önceliklerine ilgi duymasına yol açtığını vurguladı.
Dış politika alanında da Türkiye'nin gözle görülür bir rol oynamadığı neredeyse hiçbir küresel konunun kalmadığına değinen Gül, "Hakikaten, Irak'tan Suriye ve Afganistan'a, Somali ve İran'dan Arap Baharı'na ve sürdürülebilir kalkınmadan, medeniyetlerarası diyaloğa kadar Türkiye, uluslararası toplumlara bir artı değer kazandırmaktadır" diye konuştu.
"Fakat aslında bu, yeni bir olgu sayılır" ifadesini kullanan Gül, yıllarca Türkiye'nin, NATO ittifakının sadık bir kanat ülkesi ve müttefiki olarak görüldüğüne dikkati çekerek, o zamanlar da birçoğunun Türkiye'nin potansiyelini gördüğünü ancak ülkenin o dönemdeki yurt içi ve bölgesel problemlerinden dolayı bu potansiyel gücü kullanıp kullanamayacağını sorguladığını belirtti.
-"Türkiye bu kadar kısa sürede nasıl bölgesel güç merkezi oldu-"-
Gül, sözlerine şöyle devam etti:
"Onları haklı çıkarırcasına, çok uzak değil on yıl öncesine kadar gerçekten de siyasi istikrarsızlık ve ekonomik kriz konusunda endişe duymaktaydık. O zamanlardan bu zamana ne değişti de bu kadar kısa bir sürede Türkiye günümüzün bölgesel bir güç merkezi haline geldi-
Öncelikle, Amerika'da denildiği gibi, siyaset yereldir. Bu nedenle ilgi odağı olmamıza neden olan bu yolculuğumuz aslında Türkiye içerisinde başladı. 2002'de siyasi istikrar yolunda büyük bir adım attık ve o zamandan beri bu istikrar devam etmektedir.
Ama siyasi istikrarla aynı zamanda daha güçlü bir Türkiye vizyonu oluştu ve bu vizyonun hayata geçirilmesi adına kesin bir yükümlülüğümüz olduğunu hissettik. Biz ilk olarak kendimize inandık ve geniş bir coğrafyada potansiyelimizin bir iyiliğin güçlü simgesi olacağını düşündük."
Gül, bu doğrultuda, demokratik ve ekonomik gelişimlerinin önünde engel teşkil edebilecek sorunları ortadan kaldırmak için cesur reformları hayata geçirdiklerini, öncelikle yasal standartları güncellediklerini vurguladı.
Sonrasında, istikrarlı büyümenin yolunu açan ekonomik alanda yapısal reformlar gerçekleştirdiklerini ve ilerleyen günlerde karşılaşma ihtimalleri olan krizlerle başa çıkabilmek için gerekli güvenlik duvarını sağladıklarını ifade eden Gül, ayrıca güvenlik uğruna yıllarca feda edilen toplumdaki özgürlüklerin kapsamını genişlettiklerini aktardı.
-"Güvenlik ve özgürlükler arasındaki dengeyi yeniden düzenledik"-
Cumhurbaşkanı Gül, "Diğer bir deyişle, güvenlik ve özgürlükler arasındaki dengeyi, özgürlük lehine olacak şekilde yeniden düzenledik. Bunu yaparken de gücümüzü insanlarımızdan ve onların daha iyi işleyen bir demokrasiye olan taleplerinden aldık. AB üyeliği perspektifinden de büyük fayda sağladık" diye konuştu.
Sonuç olarak, on yıldan az bir sürede gayrisafi milli hasılayı üç katına çıkarabildiklerini ve bu şekilde Türkiye'nin dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi olmasını sağladıklarını dile getiren Gül, siyasi arenada, asker-sivil ilişkilerini düzenleme açısından önemli adımlar attıklarını, toplumun her bölümünde sosyal ve kültürel hak eşitliğini teminat altına aldıklarını ve azınlıkların sorunlarına özel ilgi gösterdiklerini bildirdi.
Gül, "Kısacası tüm bu reformlar Türkiye'nin dönüşmesini sağladı ve Türkiye canlı bir demokrasiye sahip olurken aynı zamanda kendisiyle barışık daha istikrarlı bir topluma sahip oldu" dedi.
Aynı anlayışla, Türkiye'nin dış çevresini de farklı bir ışık altında görmeye başladıklarına değinen Gül, "Coğrafi bölgemizi ve tarihimizi bir tür kötü kader veya dezavantajlar bölgesi olarak görmekten vazgeçtik. Aksine, bulunduğumuz konumun, birden çok oyuncu ile aynı anda iletişim kurabilmemizi sağlayan birçok bölgenin merkez üssü olduğunu düşünmeye başladık" ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin sayısız toplumlarla olan benzersiz bağlarını, kendilerine tarihi, kültürel ve her yöne doğru kavramsal derinlik sağlayan stratejik kazançlar olarak gördüklerini söyledi.
-"Bölgedeki tüm uluslara bir 'barış payı' sunmayı hedefliyoruz"-
Cumhurbaşkanı Gül, "Biz, işbirliği ve karşılıklı diyalog yoluyla bu bölgenin çatışma bölgesinden çıkarak, ortak barış ve refah bölgesi olabileceğine inanmaktayız ve bunun sonucunda bölgede bulunan tüm uluslara bir 'barış payı' sunmayı hedefliyoruz" dedi.
Gül, şunları söyledi:
"Böyle bir politika izlememizi, elbette ülkemizin büyüyen ekonomisi ve ilerleyen demokrasimiz kolaylaştırdı. Diğer bir deyişle, ekonomik ve politik açıdan kendi ulusumuzda ne kadar güçlendiysek, dış politikamızda da o denli aktif hale geldik ve kendimize olan güvenimiz arttı.
Bu bağlamda kendi bölgemiz ve ötesindeki ülkelere ulaşmayı başardık. Daha uzaktaki komşu ülkelerle tesis ettiğimiz diyalog yoluyla, siyasi uzlaşma alanlarımızı genişletmeye çalıştık, ekonomik dayanışmayı zenginleştirdik ve kültürel ve sosyal anlayıştan oluşan köprüler inşa ettik.
Bu kadar iddialı bir politikayla ilgili kesin yargılara varmak için tabii ki on yıl kısa bir süredir. Ama şimdiden hatırı sayılır ölçüde yol katettiğimizi görebiliyoruz. Sadece komşularımızla bile, son on yıl içerisinde ticari hacmimizi dörde katlamış durumdayız.
Birçok olayda, ülke olarak barışı sağlamak ve uzlaşma sağlamak açısından etkili bir rol oynadık. Örneğin Afganistan ve Pakistan arasında işbirliği oluşturmak adına ortak bir platform oluşturma çabalarımız veya Bosna-Hersek ve Sırbistan arasında işbirliği sağlama doğrultusunda gösterdiğimiz gayretler şimdiden meyvelerini vermeye başlamıştır."
-"Etrafımızdaki birçok ülkeye esin kaynağı olduk"-
Gül, ancak daha da önemlisinin, etraflarındaki birçok ülke için başarı örneği oluşturduklarını ve aynı yönde çalışmalar yürütmeleri için esin kaynağı olduklarını belirtti. Örnek ülke olmanın yanında, olası her türlü platformda demokratik reformlar için istikrarlı çağrılarda bulunmayı ihmal etmediklerini de vurgulayan Gül, şöyle konuştu:
"Örneğin, 2003 yılında İslam Konferansı Organizasyonu Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda Tahran'da yaptığım konuşma, muhtemelen İslam dünyası için kendi uluslarını düzene sokmaları için yapılan ilk üst düzey çağrıydı. O dönemde hukuk devleti, hesap verebilirlik, cinsiyet eşitliği ve insan haklarına saygı konusunda yaptığım vurgular, birçoğuna aşırı gelmiş olabilir. Ama şimdi Müslüman coğrafyasında bu değerlerin varlıklarını hissettirmeye başladığını görüyorum.
Tüm bunları söylerken, son on yılın tabii ki tamamen pembe bir tablo olduğu düşünülmemelidir . Öncelikle, kendimiz ve bölgemiz için isteklerimizi tam olarak gerçekleştirmek için daha çok yol katetmemiz gerektiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu gelişmeler, tarihi bir dönüşümün ilk bölümü olarak görülebilir. Ama iyi bir başlangıç yaptığımızı söyleyebiliriz."
-"Türkiye 'eksen' değiştirmedi"-
Cumhurbaşkanı Gül, ikincil olarak, bu yolda yürürken, kendi arkadaşları ve rakipleri tarafından sürekli olarak gereğinden fazla hırslı, bağımsız ve hatta farklı olmakla ağır şekilde eleştirildiklerini belirterek, "Hepiniz eminim, bir ya da iki yıl öncesinde siyaset uzmanlarının sorduğu 'Türkiye'yi kim kaybetti-' veya 'Türkiye nereye gidiyor-' gibi soruları hatırlıyorsunuzdur. Gerçekten de eksen kayması argümanları yakın zamana kadar Türkiye ile ilgili müzakerelerin ana temasıydı. Bu sorulara olan cevabım ise 'Türkiye 'eksen' değiştirmedi, değişen, bizim icraatlarımız ve aksanımız' şeklinde olmuştur" diye konuştu.
Abdullah Gül, şöyle dedi:
"Türkiye'nin ekseni sabittir çünkü eksenimiz hür dünya ile paylaştığımız değerlere bağlıdır. Fakat yaşadığımız bölgeye istikrar ve refah getirmek amacıyla yürüttüğümüz faaliyetlerde daha kararlı ve kendine güvenen bir yapıya sahip olduk.
Bu kararlılığımız, sadece kendimiz için değil, aynı zamanda diğer uluslar için de özgürlük, demokrasi ve mesuliyet alabilme konusunda yaptığımız söylemlerimizde de açıkça görülmektedir."
"Aynı zamanda aslında Türkiye'nin bu yolculukta kendi başına yol almak istemediği de anlaşılmıştır" diyen Gül, "Tam tersine bizimle çalışmaya gönüllü olan herkesle birlikte aktif birer ortak olarak çalışmayı istiyoruz. Hatta temel hedefimiz her zaman, etkin bir çok taraflılık sağlamak olmuştur" ifadesini kullandı.
-"AB üyeliği hala stratejik bir hedef"-
Bu maksatla, Türkiye olarak 2009 ve 2010 yıllarında BM Güvenlik Konseyi'nin üyeliğini yaptıklarını ve bu merkezi foruma artı değer katmak için çaba gösterdiklerini dile getiren Gül, bundan dolayı G-20 zirvesinin bu düzeye yükselmesini aktif biçimde desteklediklerini ve hala AB üyeliğini stratejik bir hedef gördüklerini, ABD ile olan model ortaklığın ilerlemesine de son derece büyük önem atfettiklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Gül, "Dış politikamız ve yükümlülüklerimizin genişleyen ufkunu desteklemek için ayrıca diplomatik ağımızı da genişletiyoruz. Son üç yılda, dünyadaki diğer ülkeler ekonomik krizden dolayı diplomatik misyonlarının sayısını azaltırken biz yurt dışında kırktan fazla yeni misyon açtık. Sadece Afrika'da bile bu senenin sonuna kadar 34 yeni elçilik açmış olacağız. Oysa ki 2009 yılında bölgedeki elçiliklerimizin sayısı yalnızca 12 idi" diye konuştu.
- CHICAGO




















