Haber Tarihi: 10 Aralık 2009 Perşembe Saat 18:18
Ankara Haber Ajansı  [1840792]

Çiçek: Türkiye'nin Demokrasi ve İnsan Hakları Alanında "Reform Süreci" Devam Ediyor


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "Şüphesiz, Türkiye'nin Demokrasi ve İnsan Hakları Alanında 'Reform Süreci' veya Bir Başka Anlatımla 'İnsan Hakları Seferberliği' Devam Etmektedir.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "Şüphesiz, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları alanında 'reform süreci' veya bir başka anlatımla 'insan hakları seferberliği' devam etmektedir. Son dönemlerde 'demokratik açılım süreci' olarak tanımlanan sürecin temel hedefi de insanımızın insan hakları ve temel özgürlük skalasını arzu edilen en yüksek noktaya çekmek ve ülkemizi insan hakları açısından yaşanılabilir ideal bir ülke konumuna getirmektir" dedi. Çiçek, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla yazılı mesaj yayınladı. Çiçek, 1948'de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin Türkiye tarafından da 6 Nisan 1949'da onaylandığının altını çizdi. Çiçek, düzenlemenin, insan haklarının güvence altına alınması, geliştirilmesi, bu konuda tüm dünyada insanların bilgilendirilmesi ve insan hakları bilincinin yaygınlaştırılması açısından anlam ve öneminin dünya kamuoyunca paylaşılması amacıyla 10 Aralık'ın Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlandığına işaret etti. Günümüzde tüm dünya devletlerinin üzerinde uzlaştığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin tüm insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu ilan ettiğini belirten Çiçek, beyannamenin ilanından sonra, uluslararası ve bölgesel düzeyde insan haklarıyla ilgili birçok sözleşmenin kabul edildiğini belirterek, böylece insanlık suçu işleyenlerin yargılanabileceği uluslararası mahkemelerin kurulduğunu ifade etti. Bakan Çiçek, insan hakları alanında kabul edilen tüm standartlara ve uygulamadaki gelişmelere rağmen, ırkçılık, ayrımcılık, nefret ve hoşgörüsüzlüğün günümüzde çok önemli birer sorun olmaya devam ettiğini belirterek, günümüzde birçok kişi ve grubun "ötekileştirildiğini" ve "ağır insan hakları ihlallerinin" meydana geldiğini bildirdi. Çiçek, şöyle devam etti: "Tüm ülke ve toplumların, özellikle batılı toplumların, karşı karşıya olduğu bu sorunlarla, ciddi, sistematik ve kapsamlı bir şekilde mücadele etmeleri bunlara yönelik strateji geliştirmeleri bir zorunluluk ve aciliyet kesbetmektedir. Yüksek insanlık ideali olan insan haklarını, uygulamada herkesin yaralanabileceği şekilde gerçekleştirmek ve dolayısıyla bireyler ve toplumlar arası karşılıklı hoşgörü ve saygıyı pekiştirmek için devletlere, tüm ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum kuruluşlarına, bireylere hülasa bu konuda bir çok aktöre önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Hoşgörü, kardeşlik, sevgi ve dayanışma konusundaki tarihsel birikim ve deneyimlerinden ilham alan Türkiye, başta ayrımcılık ve hoşgörüsüzlükle mücadele olmak üzere günümüzde evrensel düzeyde tanınan tüm insan haklarının evrensel bir gerçekliğe dönüştürülebilmesinde öncü ve etkin rol oynayabilecek önemli bir potansiyele, duygu ve düşünce iklimine sahiptir. İçerde ve dışarıda benimsenecek insan hakları söylem ve pratiğinin tüm dünyada insan onurunun ve nihai olarak barış ve adaletin tesis edilmesinde önemli katkı sağlayacağı muhakkaktır. İnsan hakları bilincinin ve insan haklarının tam olarak benimsenerek uygulanması için gerekli sorumluluk duygusunun bireylerde özellikle sivil toplum kuruluşları ve medyada bulunması, devletlerin iç ve dış politikalarında riyakarlıktan uzak, samimi ve tutarlı davranmaları büyük önem taşımaktadır. İnsan haklarını sadece devletle, oluşturulan hukuk düzeniyle koruyup geliştirmek mümkün değildir. İnsan haklarının insanların gönül ve zihin dünyasında yer bulması insan haklarını korumanın en güçlü teminatıdır. Sadece kendi hakkı veya çıkarı için değil, başkalarının hakkı ve çıkarı için de mücadele edebilen, her türlü haksızlığa karşı onurlu ve dik durabilen sorumlu insanların, sivil toplumun, kurum ve kuruluşların varlığı insan haklarının herkes için gerçekleştirebilmenin en önemli güvencesi olacaktır." Çiçek, insan haklarına saygının siyasal görüş, ideolojik bakış, sınıfsal çıkar, toplumsal ya da etnik kökenden bağımsız bir duruşu, bir hayat anlayışı gerektirdiğinin altını çizerek, "İnsan hakları duyarlılığı, en basit anlamıyla, 'ilgilenmediğiniz, hoşlanmadığınız, hatta korktuğunuz kişi ve grupların da sizinle aynı haklara sahip olduğunun' şuurunda olmaktır. Gerçek insan hakları bilincine sahip olanlar, 'sevmedikleri, hatta nefret ettikleri özgür değilse, kendilerinin de aslında özgür olmadığını' bilirler" dedi. Çiçek, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin her ülkenin kabul etmesi ve uygulaması gereken evrensel değerler olduğu gerçeğinin Türkiye'de tam anlamıyla özümsendiğini ifade ederek, vatandaşların hak ettiği değere ulaşabilmesi, tüm hak ve hürriyetlerden tam manasıyla istifade edebilmesi için çok kapsamlı reformlar gerçekleştirildiğine işaret etti. Çiçek açıklamasına şöyle devam etti: "Şüphesiz, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları alanında 'reform süreci' veya bir başka anlatımla 'insan hakları seferberliği' devam etmektedir. Son dönemlerde 'demokratik açılım süreci' olarak tanımlanan sürecin temel hedefi de insanımızın insan hakları ve temel özgürlük skalasını arzu edilen en yüksek noktaya çekmek ve ülkemizi insan hakları açısından yaşanılabilir ideal bir ülke konumuna getirmektir. Hiç şüphesiz insan haklarını toplumsal barışın ve güvenliğin teminatı olarak gören bir anlayış demokratik açılım sürecinin de temel felsefesini oluşturmaktadır. İnsan hakları alanında uluslararası standartlara uygun yeni bir kurumsal yapılanmaya gidilmesi demokratik açılım sürecinin de önemli bir parçasını teşkil etmektedir. İnsan hakları alanında denetim mekanizmasını güçlendirmek amacıyla BM Paris Prensiplerine uygun ulusal bir İnsan Hakları Kurumu ve Ayrımcılık Komisyonu'nun kurulması bu kurumsal yapılanmanın en önemli ayağını oluşturmaktadır. İnsanımızın haklarını uluslararası standartlar düzeyinde daha iyi koruyup geliştirmek, devlete veya hakları ihlal potansiyeline sahip diğer aktörlere karşı yapılan insan hakları ihlallerini araştırıp çözüme kavuşturmak, insan haklarıyla ilgili eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinde bulunmak ve insan haklarının gerçekleştirilmesinin önündeki yasal, idari ve toplumsal engelleri tespit edip ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaları yapmak üzere kurulacak olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve ayrımcılıkla mücadele gibi günümüzde gittikçe önem kazanan bir sorun alanında araştırmalar yapıp konuyla ilgili şikayetleri inceleyecek olan Ayrımcılık Komisyonu, bu alanda çok önemli bir boşluğu doldurarak insan haklarının güçlendirilmesinde çok önemli fonksiyon ifa edecektir. Benzer bir şekilde, İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin İhtiyari Protokolü'nün ülkemizce onaylanmasını müteakip bir yıl içerisinde kurulacak Ulusal Önleme Mekanizması da işkence ve kötü muameleyle mücadelede çok önemli bir merhale olacaktır." -"BÜTÜN SIKINTILARI ÇÖZDÜĞÜMÜZ SÖYLENEMEZ"- Çiçek, Türkiye'nin, insanı için son dönemde gerçekleştirdiği sayısız reformlarla hem devlet ile halkı arasındaki gönül köprüsünü güçlendirdiğini hem de hak arama bilincinin tüm toplum bazında yaygınlaştırdığına dikkat çekerek, "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" prensibi ile kökleşen yönetim geleneğinin, çağın en yüksek hukuk standartları ile günümüz Türkiye'sinde yeniden hayat bulduğunu kaydetti. Çiçek, mesajına şöyle devam Eti: "Şüphesiz hak ve özgürlükler alanında bütün sıkıntılarımızı çözdüğümüz söylenemez. Sorunlar, farklı boyutlarda da olsa her zaman karşımıza çıkabilecektir. Asıl olan insan haklarıyla ilgili kuşkucu ve kısıtlayıcı değil özgürlükçü bir bakış açısına ve iradeye sahip olabilmektir. İnsanların onurları ve özgürlüklerinden emin olmadıkları bir ülkenin sağlıklı biçimde gelişemeyeceği aşikardır. Unutulmamalıdır ki, insan haklarının korunup geliştirilmesi, kamu güvenliğini tehdit eden bir unsur değil, bilakis bireylere onurlu bir yaşamın tüm koşullarını sağlaması yönüyle kamu düzeninin, huzurun ve esenliğin teminatıdır. İnsan hakları hukuksuzluğun, kargaşanın, düzensizliğin adı değil, bilakis tüm bireylerin onurundan kaynaklanan haklarının ahenkli bir uyumu, toplumsal barışın, kardeşliğin, hoşgörü sevgi ve saygının ortak dilidir. Hiçbir hukuk dışı uygulama, tehdit ve provokasyon insan haklarına ilişkin bu evrensel gerçeği değiştiremez. Dünyada ve ülkemizde karşılaşılan soruların çözümünde, müreffeh ve huzurlu bir toplumun yaratılmasında, hoşgörü ikliminin ve karşılıklı saygının tesis edilmesinde demokrasi ve insan haklarına olan inanç ve kararlığımız her zamankinden daha güçlü olacaktır."(ANKA) (ÖÜ/BÜN)

8/10 (11 kişi)
  • Reklam
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12