CHP Lideri Baykal'ın Basın Toplantısı (1) -Baykal'dan Erdoğan'a "Deniz Feneri" Eleştirisi: Sorumluluğunun Hesabını Ver

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Deniz Feneri Yolsuzluğuyla İlgili Olarak Başbakan Erdoğan'a Yüklendi. "Başbakan, Bu Olayın Oluşumundaki Sorumluluğunun Hesabını Vermelidir" Diyen Baykal, "Siyasi Olarak Vermelidir.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Deniz Feneri yolsuzluğuyla ilgili olarak Başbakan Erdoğan'a yüklendi. "Başbakan, bu olayın oluşumundaki sorumluluğunun hesabını vermelidir" diyen Baykal, "Siyasi olarak vermelidir. Eğer yarın ciddi bir adli inceleme çıkarsa belki de hukuki olarak vermek durumunda kalabilir. Onu bilemem. Deniz Feneri'nin hesabını Başbakan vermelidir. Kendi ellerinde besleyip büyüttüler. Kendi ellerinde yetiştirdiler. Kendi ellerinde imtiyazlar verdiler. Kendi ellerinde himaye getirdiler. Kendi arkadaşlarıyla bütün o yolsuzlukların yapılmasına seyirci kaldılar, destek verdiler. Bu kadar ağır bir manzara" diye konuştu.

Baykal, CHP Genel Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenledi ve Deniz Feneri yolsuzluğuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Söz konusu yolsuzluğun, "sütü bozuk birisinin zimmetine para geçirmek yoluyla"gerçekleştirdiği bir olay olmadığının gelinen noktada anlaşıldığını ifade eden Baykal, söz konusu derneğin bağış yapmak için değil yolsuzluğu kamufule etmek için kurulmuş olabileceğini öne sürdü. Baykal, "Deniz Feneri, Müslüman Türk insanlardan iyilik olsun diye toplanan bağışlarının önemli bir kısmının kendi amaçları için harcanmasını sağlayacak bir düzen kurmak olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu olan yolsuzluklar derneğin doğal faaliyetinin bir parçasıdır, resmi yetkilileri eliyle yapılmaktadır. Başkanları işin içindedir. Örgütlü bir biçimde bu faaliyet götürülmektedir. Kuryeler vardır. Çift muhasebe tutulmuştur" diye konuştu.

Baykal'ın açıklamaları özetle şöyle:

"Bu olayın başında da sonunda her aşamasında da siyaset vardır. Siyasetle yakın ilişkili bir olaydır. Bireysel, toplumsal para toplama olayı değildir bu. Siyasi amaçla para kullanma arayışının yol açtığı bir düzenlemedir. Bu olayın Almanya'daki ayağına Alman Hükümeti girmiş. Olaya bakıyoruz. Olayda bağışı yapanlar Türk, bağışı toplayanlar Türk, o bağışı Türkiye'ye taşıyan kuryeler Türk, bağışın kullanıldığı yer Türkiye. Almanya olaya olağanüstü bir dikkatle giriyor ve bütün boyutlarıyla konuyu aydınlatıyor ama Türkiye ile ilgili olarak kimsenin harekete geçtiği yok. Hala somut bir hareketi görebilmiş değiliz. Bunu anlamak mümkün müdür?

-HÜKÜMETİN TAVRI ÜZÜNTÜ VERİCİ-

Bu manzara karşısında Hükümetin sergilediği tavır gerçekten üzüntü vericidir. Deniz Feneri ne zaman çıkmıştır? Nerden çıkmıştır? Deniz Feneri AKP ile birlikte ortaya çıkmış bir olay. Deniz Feneri'ni kamuya yararlı dernek haline getiren kim? AKP Hükümeti. Ona vergi kolaylığı sağlayan kim? AKP Hükümeti. Mehmetçik Derneği'nden esirgenen vergi kolaylığı bağışlarda Deniz Feneri'nden esirgenmemiştir. Onun bir alternatif halktan bağış toplama yetkisiyle donatılmış üstelik, yapılan bağışlara olağanüstü, diğer kamuya yararlı derneklere verilmeyen bir imtiyazı da ona vererek güçlü bir şekilde onun devreye girmesi AKP iktidarı tarafından sağlanmıştır.

-KURYELİK YAPAN RTÜK BAŞKANI-

Deniz Feneri derneğinin AKP'nin gözde derneği olarak kendisini gösterdiğini kaydeden Baykal, "Meclis'in malzemeleri bağışlanmıştır. Bu organizasyonun içinde yer alan kişilerin AKP kadroları ile içli dışlı olan insanlar olduğu görülmektedir. Bunları tesadüf diye görmek algılamak mümkün değildir. Bu olayda kuryelik yaptığı resmen mahkemede ifade edilen kişi bugün RTÜK Başkanıdır. RTÜK Türkiye'deki medya sektörünün sorumluluğunu üstlenmiş olan bağımsız kuruluştur. Böyle bir kuruluşun başına Başbakan Tayyip Erdoğan, nerden alıp arayıp bularak bu kişiyi getirmiştir? Bunun arkasında hangi ilişkiler yatıyor? Bunu bir tesadüf olarak anlamak mümkün değildir" diye konuştu.

-İÇLİ DIŞLI İLİŞKİLER-

Deniz Başkan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu olayla içli dışlı olduğunu savunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü :

Başbakanın şaşırtıcı telaşının ardında Deniz Feneri ile ilgili bu bağlantıların resmi hukuki bir gerçek olarak ortaya çıkması ihtimali yatmaktadır. Bu tablo artık netleşmiştir. Başbakanın o kavgasının, heyecanının arkasında bunun yattığı çok açık bir biçimde görülmüştür.

Başbakanın yakın çalışma arkadaşları bu işin içinde. Türkiye'deki Kanal 7'nin başında fiilen bulunan ve Almanya'da bu olayın Türkiye ayağının sorumlusu olarak mahkemede değerlendirilen kişi Başbakanın çok yakını. AKP'nin milletvekili adayı. Başbakanın çocuğunun akrabası. Böyle içli dışlı bir ilişki. Bunlar tesadüf mü? Asrın en büyük yolsuzluğunu gerçekleştirenler AKP yönetiminin eşi dostu. Harim-i ismetinde bulunan insanlar. Bu bir rastlantı mı?

-AKP OLMASAYDI DENİZ FENERİ OLMAZDI-

Eğer AKP iktidarda olmasaydı Deniz Feneri olayı olur muydu? Olabilir miydi? AKP iktidarı Deniz Feneri olayının gelişmesine, serpilmesine, ortaya çıkmasına destek vermiştir. Bu şekliyle Deniz Feneri olayının gelişmesine destek vermiştir. Bu niteliğin ortaya çıkmasından rahatsız olmuşlardır. Bunun kendisini göstermesi onları üzmüştür. Üzülmüşlerdir. Olay ortaya çıktı diye. Örtbas etmeye çalışmışlardır. AKP iktidarda olmasaydı bugün Türkiye ayağı bu kadar başı boş olur muydu? Türkiye ayağı incelenmiş, irdelenmiş Almanya'daki gibi bir sorgulama yapılmış olmaz mıydı? İşin özü budur."

-HUKUK DEĞİL, SİYASET KONUŞUYORUM-

Baykal, olayla ilgili olarak hukuki değil siyaset konuştuğunu ifade etti ve "AKP'nin AKP yöneticilerinin bu olayla ilgisinin hukuki bir değer taşıyıp taşımadığı yarın AKP iktidardan uzaklaştığında yapılacak bir soruşturmayla ortaya çıkar. Hukuki bir bağlantı vardır yoktur. Onu bilemem. Ama siyasi bir bağlantının olduğundan kimsenin kuşku duymaya hakkı yoktur. Siyaseten AKP Deniz Feneri'nin birinci dereceden sorumlusudur. Kadrolar belli, ilişkiler belli verilen destekler belli himaye belli. Bu olay, bugünkü iktidarın siyasi finansmanının niteliğini de ciddi şekilde ortaya koymuştur. Yolsuzluklardan kaynaklanan bir siyaset" dedi.

Baykal, konuşmasını şöyle sürdürdü:

-BAŞBAKAN YANLIŞ İÇİNDE-

"Başbakan yanlış işlerin içindedir. Yanlış işlerin içinde olduğu ortaya çıkınca da çok tepki göstermektedir. Gerçek dışı beyanlarda bulunmaktadır. Kendi ifadesiyle "koca bir Başbakanın' köşeye sıkışınca tanımıyorum, bilmiyorum diye kaytarmaya çalışması çok hüzün verici bir manzaradır. Başbakan bu tablolarına içinde çıkmıştır. Anlaşılmıştır ki bu yolsuzluğun kahramanlarıyla çok yakın ilişkisi vardır. Dayanışma içindedir, beraberdir, birlikte çalışmışlardır. Zekerriya Karaman'ın nikah tanıklarına bakın. Başbakan, İçişleri Bakanı. Şimdi bunlar bu olayı soruşturacaklar. Böyle bir şey olur mu? Olay bu. İşin temelinde bir büyük yanlış var.

-HESABINI VER-

Bu olay nasıl gelişti sayın Başbakan? Bu Deniz Feneri nasıl kuruldu? Deniz Feneri kimlerin elinde bu yolsuzlukları yaptı? Yolsuzlukların içinde senin en yakınındaki insanlar kuryelik yaparken sen o kuryelik yapanları RTÜK'ün başına getirirken bütün bunları bilmiyor muydun? Bütün bunların bir sorumluluğu yok mudur? Farkında değil miydin orada bu kadar büyük yolsuzluklar yapıldığının? 41 milyon Euro'luk bir yolsuzluk. Reva mıdır, hak mıdır? Başbakan, "Çeksinler cezasını' diyerek sıyrılamaz. Başbakan, bu olayın oluşumundaki sorumluluğunun hesabını vermelidir. Siyasi olarak vermelidir. Eğer yarın ciddi bir adli inceleme çıkarsa belki de hukuki olarak vermek durumunda kalabilir. Onu bilemem. Deniz Feneri'nin hesabını Başbakan vermelidir. Kendi ellerinde besleyip büyüttüler. Kendi ellerinde yetiştirdiler. Kendi ellerinde imtiyazlar verdiler. Kendi ellerinde himaye getirdiler. Kendi arkadaşlarıyla bütün o yolsuzlukların yapılmasına seyirci kaldılar, destek verdiler. Bu kadar ağır bir manzara."

-BİZİM ÇALIK SORUSU-

Baykal, Çalık grubuyla ilgili rafineri olayına da değindi. Baykal, Aydın Doğan'la Başbakan tartışırken, sayın Doğan, rafineri konusunda "Kendisine gittim ve bize de ruhsat vermesini istedim. Ama bana hayır, ruhsatı bizim Çalık Grubu'na vereceğiz' dedi diye aktardı. Başbakan defalarca cevap verdi. Ama bu noktaya bilinçli olarak değinmedi. Anlaşılıyor ki bu ifade doğrudur. Eğer doğruysa çok vahimdir. Rusya Putin'le temsil ediliyor, İtalya' Berlusconi ile temsil ediliyor. Türkiye sadece Çalık Grubu ile mi temsil ediliyor? Daha yukarı düzeyde bir temsil yok mu? Çalık Grubu yetiyor diye mi düşünüyor sayın Başbakan. Gerçekten böyle mi olmuştur. Bunların bir an önce aydınlığa kavuşması lazım. Sükut, ikrardan gelir. Başbakan bu konuyu susarak geçiştiremez. O nedenle bu konuda somut bir açıklamasını bekliyoruz" diye konuştu.

-AKMAN İSTİFA ETMELİ-

RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın istifa etmesi gerektiğini belirten Baykal, "Türkiye bu yolsuzluğa seyirci kalamaz. Derhal Türkiye'deki ilgililer konusunda ciddi güven veren bir soruşturma ve inceleme başlatılmalıdır. Alman mahkemesinin hükümleri talepleri Türkiye ayağı ile ilgili tespitleri ortada. Bu derhal el atılmalıdır ve takip edilmelidir. Derhal RTÜK Başkanı Zahid Akman o görevden ayrılmalıdır. Ayrılması sağlanmalıdır. Böyle bir şey olamaz" dedi.

-DÖRDÜNCÜ KİŞİ KİM?

Baykal, Başbakan bir bilgisini de Türk kamuoyuna açıklaması gerektiğine işaret etti. Baykal, "Alman Büyükelçisine 4 tutukludan bahsetmiştir. O dört tutuklu dediğinin dördüncüsü kimdir? Bizim bildiğimiz üç var. Dördüncüsü kimdir. Başbakan o dördüncüyü söylemelidir. O dördüncüyü söylediği anda zaten yapması gereken şey ortaya çıkar. Derhal Türkiye bu konuyu bir yeni değerlendirmeye tabi tutmalıdır. Hükümet, Deniz Feneri konusunda kamuoyundan özür dilemelidir. Türkiye'de siyasetin finansmanı şeffaf hale getirilmelidir" şeklinde konuştu.(ANKA/SÜRECEK)

(ÇAĞ/ZG)

Kaynak: ANKA