Bursa: Birlik Vakfı Bursa Şubesi'nde Taç Toplantıları

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Gazeteci Yazar Ömer Lütfi Mete, Türkiye'nin, Yarı Başkanlık Sistemi Denilen, Halkın Cumhurbaşkanını Kendi Seçtiği Bir Sisteme Geçmesi Gerektiğini Söyledi.

Gazeteci yazar Ömer Lütfi Mete, Türkiye'nin, yarı başkanlık sistemi denilen, halkın cumhurbaşkanını kendi seçtiği bir sisteme geçmesi gerektiğini söyledi.

Birlik Vakfı Bursa Şubesi tarafından organize edilen Tespit Analiz Çare (TAÇ) toplantılarının Aralık ayı misafirleri eski MİT Görevlisi Mahir Kaynak ile gazeteci yazar Ömer Lütfi Mete oldu. Murat Hüdavendigar Külliyesindeki Birlik Vakfı Şubesi'nde yapılan toplantıyı, Şube Başkanı Yılmaz Tunca sundu. Gazeteci Yazar Ömer Lütfi Mete, Türkiye'nin bugün son kararı verebilen bir mercie sahip olamadığına dikkat çekerek, "Dünyanın en hareketli olduğu bölgesinde en hakkaniyetli olması gereken yerde, hesabımımızın olmaması mümkün değildir. Türkiye'nin yukarı aşağıya işleyen bir gücü yok. Son sözü söyleyecek bir makam yok. Milli Güvenlik Kurulu kuvvelerin, düşüncelerini ortaya koyulduğu bir yer olmalı. Kuzey Irak'a gitmek durumundayız. Asker 1 sene geciktirelim diyor. Cumhurbaşkanı zinhar olmaz diyor. Hükümet hemen girelim diyor. Bu üç farklı durumdan birine Türkiye'nin karar vermesi lazım. Türkiye en kötüsü bile olsa karar veremediği için sorunlarını erteleye erteleye büyütüyor. Bu son sözü hükümetin söylemesi gerekiyor. İngilizler işgal ettikleri İstanbul'dan neden ayrıldılar. Bunu ciddi bir şekilde düşünmek lazım. Acaba böyle içinden çıkılmaz bir sistem kurulduğu için mi? Bir an önce son sözü söyleyebilen bir idari yapıya geçmemiz gerekiyor. Bunun içinde en önemli çözüm, çok turlu halk seçiminin yapıldığı, başkanın yüzde 60 gibi bir oyla seçilebileceği bir yarı başkanlık sistemidir. Son sözü söyleyecek, halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı olur. Daha aktif bir Milli Güvenlik Kurulu olabilir. Yabancı aktörler, bu hiyerşik olmayan sistemi birbirine vurup oynuyorlar. Biz Osmanlı'nın devamıyız, değilmiyiz. En bayağısından ideolojik tartışmayı kesebilmiş değiliz. Tarihi şahsiyetlerin üzerinde ittifakımız yok. Bunun tespitini henüz yapmadık. Yoksa biz Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları ile meşgul iken, hiçbir dış strateji üretme kabiliyetimiz olmayacaktır. 100 yıl sonra tahakkuk edecek senaryonun örgüsüne başlamamız lazım. Uzun vadeli olmak üzere bir senaryomuz olsa Irak'ta mahallemiz olacak. Bir senaryomuz olmamasına rağmen Türkiye'nin eğrisi belli olmaz diye bir kenardan bizi de göz ardı etmiyorlar" dedi.

Emekli MİT görevlisi Mahir Kaynak da dünyada en büyük oyuncunun küresel sermaye olduğuna dikkat çekerek, "Bu sermayenin hiç fabrikası yok. Üretimi, işçileri bulunmuyor. Ancak büyük paralar ile dünyayı yönetiyorlar. Türkiye 1980 darbesi ile küresel dünyaya açıldı. Bu darbe, Türkiye'nin küreselleşmesi için yapıldı. Amerika'da etkili olan küresel sermaye son yıllarda bazı operasyonlarla geriletildi. Bu sermaye 180 milyar dolara Rusya'yı teslim aldığını açıklıyor. Bu sermayeyi Amerika'daki büyük sermayeden ayıracağız. Küresel sermaye bugün Amerika'da çalışır, yarın İngiltereye geçer, öbür gün gelir Boğaz'da rakısını içerken işini yapar. Dünyada birçok ülkede operasyon yapan bu küresel sermayenin Türkiye'deki operasyonlarına dikkatli olmalıyız. Avrupa Birliği'nde beklemeye alınırken, borsa çıkmaya devam ediyor. Biz de küresel hale geldik. Küreselci olacağımızın farkında değildiniz. Kimse söylemedi. Darbe yapanlarda belki bilmiyorlardı. Ancak küreselcilerin neler yapabileceğini dünyadaki gelişmeleri iyi okuyarak hazırlıklı olmalıyız. Küreselcilik devlet fikrini de red ediyor. Askeri gücü dünya kardeşliği barışı gibi sözlerle de kabullenmiyorlar. Zaten artık savaşlarda asker kullanılmıyor, ekonomi kullanılıyor" diye konuştu.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı