Anayasa Mahkemesi'nin 46. Kuruluş Yıldönümü Töreni
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Devlet Organları Arasındaki İlişkiler Konusunda Bilgi Kirliliği ve Kavram Karışıklığı Anayasal Bir İlke Olan Kuvvetler Ayrılığının Tam Olarak Anlaşılmamasından Kaynaklanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Devlet organları arasındaki ilişkiler konusunda bilgi kirliliği ve kavram karışıklığı anayasal bir ilke olan kuvvetler ayrılığının tam olarak anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarının hareket alanlarını genişletme çabaları güçler arası çatışmanın en belirgin sebebidir. Söz konusu güçler kaynağını Anayasa'dan almadığı bir yetkiyi üstünlük kurmak için kullandığı sürece bu çatışma devam edecektir" dedi.
Anayasa Mahkemesi'nin 46. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen törenin açılış konuşmasını yapan Kılıç, yeni anayasa çalışmalarına değindi. Demokratik, laik, çoğulcu, katılımcı insan onuru ve hukukun üstünlüğü temeline oturan, katı ideolojik dogmalardan arınmış, değişime açık, toplumun değerleriyle bütünleşmiş ve uzlaştırıcı bir anayasa özleminin tüm toplum kesimlerince dile getirildiğini belirten Kılıç, "Toplum demokrasiyi tüm siyasal eylemleriyle birlikte yaşamakta, sosyal barışın vazgeçilmezinin laiklik olduğunu görmekte, her şeyden önemlisi tüm bireysel, toplumsal ve siyasal taleplerin bir özgürlük sorunu olduğuna yönelik kültürün geliştiğine tanıklık etmektedir. Bu hızlı dönüşüm içinde geleneksel, ideolojik ve metafizik bağlarından kopan toplumda bireylerin kimlik arayışlarının ortaya çıkması kaçınılmazdır" diye konuştu.
Dönüşümün hızla siyasal yapıyı etkilediğini ve zorladığına dikkat çeken Kılıç, şunları söyledi:
"150 yıllık çağdaş uygarlık mücadelemiz, toplumsal dönüşümün ancak ve ancak çağdaş batılı değerler paralelinde, tek meşruiyet kaynağı özgürlükler olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine ulaşılmasıyla ileri bir düzeye taşınabileceğini göstermektedir. Demokratikleşerek özgürlükçü bir düzene doğru gitmediği sürece, siyasal yapının toplumsal dönüşüme cevap verebilmesi olanaksızdır. İç barış, toplumun yalnızca demokratik kültüre sahip olmasıyla değil, siyasetin ve bürokrasinin demokratik bir kültürü içselleştirmesiyle sağlanabilir." Kılıç, nasıl bir yeni anayasa istediklerini ise şu ifadelerle anlattı:
"Bürokratik yapıyı özgürlükçü demokratik işleyişe engel olmaktan çıkarıp, ulusun demokratik iradesinin gerçekleşmesi yolunda kullanan, insan onuru ve özgürlükleri dışında hiçbir kutsal değer tanımayan, temel hakları çağdaş bir istisna ile sınırlayan, devletin bütün işlem ve eylemlerini tarafsız ve bağımsız yargı denetimine tabi kılan, bununla yetinmeyip yargı organları üzerinde demokratik bir denetim kuran, siyasi ve bürokratik karar mekanizmalarında kadın-erkek eşitliğini sağlayan, diğer yandan değişen ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelere paralel olarak hızlı karar alınmasını ve icrasını olanaklı kılan bir anayasanın hazırlanması gerekir. Kuşkusuz bu anayasanın tüm görüşlerin ve kesitlerin katıldığı müzakereci bir ortamda hazırlanıp kabul edilmesi Anayasa'nın toplumsal barışı sağlama iddiasını güçlendirecektir. Yeni anayasanın, yıkıcı etkileri gittikçe artan çevre ve iklim sorunlarına gelecek kuşakların özgürlükleri adına müdahale direktifi içermesi yalnızca Türkiye'ye karşı değil, aynı zamanda Dünya'ya karşı sorumluluğun da bir gereğidir." "YARGI ORGANLARINA GÜVENİN AZALMASI DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNDE SONUN BAŞLANGICIDIR" Devlet organları arasındaki ilişkiler konusunda bilgi kirliliği ve kavram karışıklığının, anayasal bir ilke olan kuvvetler ayrılığının tam olarak anlaşılamamasından kaynaklandığını belirten Kılıç, "Anayasal devletin temel niteliklerinden biri olan kuvvetler ayrılığının amacı, iktidarın tek elde toplanması sonucu temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini engellemektir. Bu nedenle, kuvvetler ayrılığı ilkesi devlet egemenliğinin üç unsuru olan yasama, yürütme ve yargının farklı organlara verilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim, Anayasamızın Başlangıç bölümünde kuvvetler ayrımı 'Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği' olarak tanımlanmaktadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarının hareket alanlarını genişletme çabaları güçler arası çatışmanın en belirgin sebebidir. Söz konusu güçler kaynağını Anayasa'dan almadığı bir yetkiyi üstünlük kurmak için kullandığı sürece bu çatışma devam edecektir" şeklinde konuştu.
Hukukun üstünlüğünün yargıcın üstünlüğü anlamına gelmeyeceğini belirten Kılıç, "Yargıç, kendisine anayasa ve yasalarla verilmiş görevler dışında misyon üstlenemez. Unutulmamalıdır ki, hukukun dışına çıkmakla korunabilecek bir sistem esasen korunmaya değer değildir" dedi.
'Adalet mülkün temelidir' sözünün sadece adliye saraylarına değil, her yargıcın vicdanına kazınması gerektiğini vurgulayan Haşim Kılıç, adalete güvenin zedelendiği bir yerde toplumsal ve siyasal bağların çözülmesinin kolaylaşacağını söyledi. Yargı yetkisinin adalet duygularını tatmin edebilmesi için kararların irdelenmesi, eleştirilmesi ve tartışılması gerektiğini ifade eden Kılıç, "Kuruıa demokratik kültüre sahip omsal özeleştiri, yapılan görevin ve sorumluluğun doğal sonucu olup, anayasal organlar bu özeleştiriyi yapabilme cesaretini gösterebilmelidir. Ancak, yargı kararlarının eleştirilmesi hakarete ve güven zedelemeye dönüştüğünde kurumsal ve toplumsal barışın bozulması kaçınılmazdır" ifadelerini kullandı.
Hukukun olmadığı yerde özgürlüğün olmadığını, özgürlüğün ise adalete dayalı bir hukuk düzeninin olduğu yerde korunabileceğini belirten Kılıç, bu düzenin en büyük teminatının yargıçlar olduğunu söyledi. Hukuka ve onu uygulamakla görevli yargı organlarına güvenin azalmasının demokratik hukuk devletinde sonun başlangıcı olacağına dikkat çeken Kılıç, şunları söyledi:
"Hukuk, bütün kurumların ve devletin bekasının garantisi olan adaletin en önemli aracıdır. Bu kavramın aşındırılması, içinin boşaltılması ve en önemlisi kısır siyasi çekişmelerin aracı haline getirilmesi, bir topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Hukuku istismar edenlerin, onu politik çıkarların aracı haline getirmeye çalışanların unutmaması gereken tek şey, farklı görüşlere, düşüncelere, ideolojilere sahip toplum üyeleri olarak herkesin farklılıklarıyla bir arada yaşamasının önkoşulu olan hukuku ve onun üstünlüğünü zedeleyecek davranışlardan özenle kaçınmaları gerektiğidir." Modern demokrasilerde çoğunluğun mutlak yönetimi anlamına da gelmediğini belirten Kılıç, şunları söyledi:
"Anayasamızın Başlangıç kısmında belirtilen hürriyetçi demokrasi, aynı zamanda azınlıkta kalanları korumak için çoğunluğun mutlak iktidarının sınırlandırılması gerektiğini ifade etmektedir. Özgürlüklere tehdit oluşturması bakımından bir kişinin sınırsız iktidarı ile çoğunluğun sınırsız iktidarı arasında özde bir fark yoktur. Siyasal iktidarları anayasal çerçevede tutmanın en etkili yollarından biri olarak kabul edilen anayasa mahkemelerinin asli görevi, anayasal devletin teminatı olarak, ferdin hak ve özgürlüklerini devlet otoritesini kullanan diğer kurumlar karşısında korumaktır. Bu varoluş hikmetinden uzaklaştığı ve bireysel hakları koruyamadığı takdirde anayasa mahkemeleri meşruiyet kriziyle karşı karşıya kalmaya mahkumdur." Konuşmasında Anayasa Mahkemesi üyelerinin belli bir kısmının Meclis tarafından seçilmesine sıcak baktığını belirten Kılıç, "Bugün gelinen noktada anayasa yargısı ile yasama organı ilişkilerindeki bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için egemenlik yetkisi kullanan anayasa yargısının ulus iradesiyle bağlantısının kurulması gerekliliği açıktır. Yapılacak seçimlerde liyakatin ve objektif kriterlerin esas alınacağı bir yöntemin öngörülmesi, bu konudaki olumsuz sonuçları ortadan kaldıracaktır" diye konuştu.
"HEPİMİZ AYNI GEMİNİN İÇİNDEYİZ" Konuşmasında laiklik ilkesine vurgu da yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, "Türk milleti demokratik, laik ve siyasal gelişimini kimi olumsuzluklara rağmen büyük bir özveriyle sürdürmeye devam etmekte, demokrasi ve laiklikten birinin diğerine tercih edilmesinin bilimsel açıdan yanlış, siyasal yönden de tehlikeli olduğunu çok iyi bilmektedir. Dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısuıa demokratik kültüre sahip oı içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir arada yaşamasının temel güvencesi olan laiklik bir büyük 'barış projesi' olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır. Bireyin siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olmayacağı gibi laiklikten de söz edilemez. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi farklı olanı yani ötekini kendi varlığının ve var oluşunun teminatı olarak görmeyip onu yok edilmesi gereken bir düşman olarak nitelediği müddetçe, çağdaş demokrasinin muhtaç olduğu hoşgörü ve çoğulculuğu sağlamak mümkün değildir. İşte tam da bu noktada laik devlet gücüne yaşamsal değerde ihtiyaç duyulmaktadır. Çoğulcu ve katılımcı devlet, bir orkestra şefi gibi farklı sesleri ahenkli hale getirme becerisini gösteren, maskeli toplum ve ikiyüzlü birey ahlakının oluşumuna izin vermeyen devlettir" dedi.
Kılıç, hukuk dışı yollardan güç alarak rejimi ya da ülkeyi kurtarma girişimlerinin ülkenin batışını hızlandırmaktan başka işe yaramayacağı söyledi. Sorunların ertelenerek girginliğin tırmandırıldığını belirten Kılıç, toplumun siyasal, etnik ve dinsel kesimleri arasında ciddi bir güven bunalımının olduğunun saklanamaz bir gerçek olduğunu söyledi. Güvensizliğin kavgayı ve dayatmaları da beraberinde getirdiğini ifade eden Kılıç, "Gücü elinde bulunduranlar karşı düşüncedekilerin güvensizliğini ve korkularını ortadan kaldıracak çözümleri üretmediği sürece bu çatlak derinleşecektir. Hissedilen korkular göz ardı edilemez. Yaşanan hayat tarzlarının ideoloji haline geldiği bir dünyada duyulan güvensizlik ve korkular acilen değerlendirilmeye alınmalıdır. Aksi halde, her şeyin rejim sorunu haline getirildiği ülkemizde birlikte yaşama koşulları daha da ağırlaşacaktır" şeklinde konuştu.
Konuşmasında sağduyu çağrısı da yapan Kılıç, bu konuda ise şunları söyledi:
"Şu günlerde, kişisel, toplumsal ve kurumsal uzlaşmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Anayasal sorunlarımızı çatışmayla değil, hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı diyalog ve uzlaşma yoluyla çözmek zorundayız. Siyasi kutuplaşmaların bu ülkeye ağır bedeller ödettiği hepimizin malumudur. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Demokrasi kurum ve kurallar rejimidir. Kurumlar, kurallara uyarak görevlerini yaptığında kriz olarak görünen sıkıntılardan da demokratik hukuk devleti güçlenerek çıkar. Önceki nesillerden devraldığımız medeniyeti, kültürü ve geleneği yıkıcı ve olumsuz unsurlardan arındırılmış bir şekilde gelecek kuşaklara devretmek hepimizin ortak görevidir. Unutmayalım ki tek bir Türkiye var. Kaptanından güvertedeki yolcularına kadar hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol alması hepimizin en büyük amacı olmalıdır. Gün, ayrılıkları öne çıkarma, toplumsal ve siyasal kutuplaşmaları körükleme günü değildir. Gün, farklılıklarımızı zenginlik kabul edip bir arada, refah ve özgürlük içinde yaşamak için elimizden geleni yapma günsuıa demokratik kültüre sahip oüdür. Gün, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için bir adım daha atma günüdür." Açılış konuşmasının ardından yeni anayasanın tartışıldığı sempozyuma geçildi. Son oturumda siyasilerin konuşacağı bölümde DTP'lilerin davet edilmemesi krize neden olmuş, daha sonra konuşmacı CHP Milletvekili Atilla Kart'ın katılamayacağını bildirmesi üzerine bu bölüm tamamen iptal edilmişti.
(EDA-ÖZ-Y)



















