Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi kararını sert bir dille eleştirerek, "Ben yaptım oldu anlayışı demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Hiçbir kurum kendisini Anayasa'nın üzerinde göremez. Hiçbir kurum kendisine diğer kuvvetlerin üzerinde bir güç vehmedemez. Erkler arası yetki karmaşasından Türkiye zararlı çıkar" dedi. Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'ne de çağrıda bulunarak, kararın gerekçesini bir an önce açıklaması gerektiğini söyledi. "Türkiye teamüllerle yönetilemez" diyen Erdoğan, kamuoyunun aydınlatıcı gerekçelerle tatmin edilmesini istedi.
Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin kararına ilişkin ilk değerlendirmelerini partisinin bugünkü TBMM Grup Toplantısı'nda yaptı. Anayasa Mahkemesi kararını ve başörtüsü düzenlemesine ilişkin Anayasa değişikliğini Yüksek Mahkeme'ye taşıyan ana muhalefet partisi CHP'yi sert bir dille eleştiren Erdoğan'ın konuşması milletvekilleri tarafından ayakta alkışlandı. Başbakan Erdoğan'ın günlerdir beklenen konuşmasını küçük oğlu Bilal Erdoğan da izledi. Boş koltuk bulamayan Bilal Erdoğan, babasının konuşmasını Ankara Milletvekili Faruk Koca ile birlikte sehpa üzerinde dinledi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temel hukuk kaynağının Anayasa olduğuna vurgu yapan Erdoğan, her kişi ve kurulun Anayasa zemininde faaliyette bulunabileceğini, Anayasa'ya aykırılığın temel hukuk metnine, cumhuriyetin temel esaslarına aykırılık anlamına geldiğini kaydetti. Anayasa'nın 6. maddesinin 'Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz' hükmünü içerdiğini anlatan Başbakan Erdoğan, Anayasa'nın 11. maddesinin de 'Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş bağlayan temel hukuk kurallarıdır' düzenlemesini içerdiğini söyledi. Bu nedenle her işlem, her karar ve her uygulamanın Anayasa ve yasalara uygun olması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Anayasa'ya dayanmadan, Anayasa'dan kaynağını almayan, gücünü almayan hiçbir karar anlam taşımayacağı gibi Anayasa'nın vermediği hiçbir yetki de kullanılamaz" dedi.
"TÜRKİYE'NİN SİSTEM YETMEZLİĞİNE TAHAMMÜLÜ YOK" Anayasa'nın 148. maddesine göre Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceleyeceğini ve denetleyeceğini kaydeden Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin geçen hafta verdiği kararın Anayasa'nın bu hükümleri açısından kamuoyunda tartışıldığını ve daha da çok tartışılacağını söyledi. 1982 Anayasası'nı yıllardır herkesin tartıştığını, eleştirdiğini belirten Erdoğan, "Ama neticede 1982 Anayasası şu an yürürlüktedir ve herkes için bağlayıcıdır. İster beğenelim ister beğenmeyelim. Anayasa'da bu hükümler yokmuş gibi davranmak daha büyük bir soruna, bir sistem yetmezliği sorununa da yol açar. Türkiye'nin ne sistem yetmezliği ne de erkler arasında yetki çatışması yaşamaya tahammülü yoktur. Bunu herkes bilmelidir. Anayasa'yı göz ardı ederek, Anayasal kurullara görmezden gelerek hareket etmemiz söz konusu olamaz. Bu yüzden zaman zaman arkadaşlarıma sık sık Anayasa kitapçığını okumalarını tavsiye ediyorum" şeklinde konuştu.
Anayasa'nın 6. maddesinin egemenliği, 7. maddenin yasama yetkisini, 148. maddesinin ise Anayasa Mahkemesi'nin görevlerini tanımladığını anımsatan Erdoğan, "Bunları hepimiz ideolojik gözlüklerle değil evrensel hukukun ışığında okumalıyız ki, uygulamalarımız Anayasa'ya uygun olsun" dedi.
6. maddeye göre egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu, Türk milletinin egemenliğini yetkili organları eliyle kullandığını, egemenliğin kullanılmasının hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye ve sınıfa bırakılamayacağını hatırlatan Erdoğan, 7. maddeye göre yasama yetkisinin Türk milleti adına TBMM'ye verildiğini, bu yetkinin hiçbir surette devredilemeyeceğini vurguladı. Anayasa'nın 87. maddesinin 'TBMM'nin görev ve yetkileri kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmaktır. Kanun koyma yetkisi münhasıran sadece ve sadece seçilmiş meclislere aittir' hükmünü düzenlediğini belirten Erdoğan, Anayasa tarafından verilen bu yetkiyi kimsenin yüce Meclis'ten alamayacağını ifade etti. "Kimse kendini yasa koyucu yerine koyamaz" diyen Erdoğan, aynı şekilde TBMM'nin de yasama yetkisini devredemeyeceğini, bu hak ve yetkinin TBMM'ye verilmediğini bildirdi.
"YARGI YANLIŞ YAPARSA NEREDEN DÖNER?" Anayasa Mahkemesi kararına yönelik sert eleştiriler yönelten Başbakan Erdoğan, "Ben yaptım oldu anlayışını demokratik rejimler kaldırmaz. Hükümetler yaptığında da kaldırmaz. Yasa koyucu yaptığında da kaldırmaz. Yargı yaptığında da kaldırmaz. 'Ben yaptım, oldu' anlayışı demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Demokrasilerde rejimi korumak ancak hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine, Anayasa'nın bağlayıcılığına sadık kalmakla mümkündür. Yasama organı yanlış yaptığı zaman yargıdan döner, olmadı önüne sandık geldiğinde milletten döner. Yürütme yanlış yaptığında yine yargıdan döner, olmadı günü geldiğinde bizzat milletten döner. Peki yargı erki yanlış yaptığında nereden döner? Bunun tartışıldığını görüyoruz" diyerek tepkisini gösterdi. Bu durumun baş müsebbibinin CHP ve CHP'nin muhalefet zihniyeti olduğunu dile getiren Erdoğan, kimsenin yargı kurumunu böyle bir tartışmanın tarafı ya da muhatabı haline getirmeye hakkı olmadığını söyledi. CHP'nin yasama ve yargı erkleri arasında inatla, ısrarla yetki çatışması çıkarma gayretlerinin Türkiye'yi bu noktaya getirdiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Sadece yasama ve yürütmenin yanlış yapabileceği düşünülen, sadece yasama ve yürütmenin eleştirilebileceği düşünülen sisteme demokrasi demek mümkün müdür? Demokratik sistemlerde denetim dışı bir güç olmaz. Elbette yasama faaliyeti de, yürütme de denetime tabi olacaktır. Biz bunun aksini savunmuyoruz. Zira demokratik rejimler hesap verebilirlik, şeffaflık, açıklık rejimleridir. Bizimki gibi parlamenter demokrasilerde kuvvetler ayrılığı esastır. Bütün erklerin yetki ve sorumlulukları açıkça Anayasa'da belirtilmiştir. Hiçbir kurum kendisini Anayasa'nın üzerinde göremez. Hiçbir kurum kendisine diğer kuvvetlerin üzerinde bir güç vehmedemez. Demokratik hukuk sistemimizde kaynağını Anayasa ve yasalardan almayan hiçbir yetki millet adına kullanılamaz. Kuvvetler ayrılığı prensibine dayanan parlamenter demokrasimizin sağlıklı çalışması, erklerin uyum ve ahenk içinde Anayasa'da belirtilen görev ve yetkilerin sınırlarına riayet etmesi ile mümkündür. Erkler arasında yetki aşımı söz konusu olmamalıdır. Hukuk sistemimiz göz göre sınırları açıkça çizildiği halde erkler arasında yetki karmaşasına sürüklenirse bundan Türkiye zararlı çıkar, herkes zararlı çıkar. Hukukun üstünlüğünü, Anayasa'nın mutlak bağlayıcılığını, Anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummamalıdır. Türkiye'yi derhal hep birlikte sürüklenmek istendiğimiz böyle bir yetki çatışması ortamından çıkarmak durumundayız." "TAYYİP ERDOĞAN SÖYLEMİYOR, ANAYASA SÖYLÜYOR" Erdoğan, konuşmasında Anayasa Mahkemesi'ne de seslenerek, şunları söyledi:
"Anayasa Mahkemesi bir an önce 10. ve 42. maddelerle ilgili kararı noktasında, bunu Anayasa diliyle ifade ediyorum. Bana göre değil bütün bilgilerine, ilmine inandığım kişilerle yaptığım müzakerelerde şunu gördüm. Bu da büyük bir talihsizliktir. Anayasa Mahkemesi adına büyük bir talihsizliktir. Anayasa'nın inanıyor ve bunun bilimsel olarak izahını yapmak zorundadır. Türkiye teamüllerle idare edilemez. Nedir bu? Anayasa'nın 153. maddesinde belirtildiği gibi aslında iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Bunu Tayyip Erdoğan söylemiyor, Anayasa söylüyor. Şimdi bu da tartışılıyor, tartışılmak zorunda. Niçin gerekçeler ortaya konulmadan bir iptal kararı açıklanır. Bunu vatandaş bana soruyor. Bunun altında ne var, ne bekleniyor? Çünkü bu ülke zaman kaybediyor. Gerekçesini görmek istiyor. Bu kararın hangi Anayasal gerekçelere dayandırıldığı konusunda kamuoyumuzun aydınlatılmaya, tatmin edilmeye ihtiyacı var. O zaman neydi acelemiz? Gerekçeleri de hazırlansaydı onunla birlikte açıklansaydı. Onun için Anayasa bunu hükme bağlamıştır. Anayasa'nın 148. maddesinde açıkça yapılamayacağı yazıldığı halde hangi gerekçeyle bir Anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara bağlandığı hususu mutlaka açıklanmalıdır. Bu yüce Meclis'in çatısı altında bulunan bütün siyasi partiler de sağduyu bilinciyle gereken değerlendirmeleri yapmak zorundadır." "BEYLER, ÜLKE YÖNETİYORUZ ÜLKE" Erdoğan, kararın ardından basında yer alan bazı yorumlara da kızarak, "Affedersiniz yaziyılı veya görsel medyanın, fiskos gazetelerinden veya kulisten duydukları şeylerle bu ülkeyi yönetebilir miyiz? Soruyorum Allah aşkına. Onun bilmem nerede ne bağlantısı varmış, onun bilmem nerede ne ilişkileri varmış. O bununla görüşüyormuş, bu bununla görüşüyormuş. Bilmem ne haberler. Beyler, ülke yönetiyoruz ülke. Millet yönetiyoruz millet. Bu oyuncak değil" diye konuştu.
Erdoğan'ın bu sözleri "Türkiye seninle gurur duyuyor" sloganları eşliğinde ayakta alkışlandı. Meselenin sadece bir siyasi partinin meselesi olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, meselenin sadece TBMM'ye verilen yasama yetkisi tekelinin korunmasının Anayasa'nın bağlayıcılığına ve hukukun üstünlüğüne sadık kalınması meselesi olduğunu kaydetti. Bunun sadece yasama organının da meselesi olmadığını belirten Erdoğan, şu mesajları verdi:
"Bu mesele bizzat yasama faaliyetlerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesi'nin de meselesidir. Demokrasiler, açıklık rejimleridir. Kamusal yetki kullanan her kişi ve kurum eleştiriye de, denetime de açıktır, açık olmak durumundadır. Yasama organı denetime tabidir, yürütme denetime tabidir. Hem milletin denetimine hem de yargısal denetime tabidirler. Yargı organlarının kararlarından dolayı eleştiri dışı tutulması beklenemez. Her kurum ve kişi, karar ve işlemlerinin mesuldür, bu sorumluluğu taşımakla zorunludur. Bunun aksi kamu yetkisi kullananların layüsel olduğu, başına buyruk, keyfi davrandığı kapalı dikta rejimlerinde söz konusu olabilir. Hukuk devletlerinde Anayasa herkesi bağlar. En evvel de yargı kurumlarını bağlar. Bütün kişi ve kurumlar, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olmak durumundadır. Mesele hepimiz için bağlayıcı mıdır, değil midir meselesidir. Hukukun üstünlüğüne bağlı kalmak, bu ülkeyi bu ilkeler çerçevesinde yaşatmak ve korumak her şeyden önce yargı mensuplarının görevidir. Hukuk hepimizin güvencesi olmak durumundadır. Bunun için herkes ama öncelikle yargı organları dikkat ve özeni göstermelidir. Anayasal düzeni başta siyasi partiler olmak üzere tüm kişi ve kurumlar gözetmelidir. Hukuk devletinin temeli her türlü keyfiliğe kapalı olmasıdır. Demokratik hukuk sistemini ciddi şekilde zedeleyecek olan her türlü girişim milletimizin yüreğinde telafisi zor yaralar açacaktır. Milletimizin vicdanında, gönlünde, aklında karşılık bulmayan her işlem toplumda tartışmalı bir konu olarak kalacaktır. Anayasa Mahkemesi gibi bir önemli bir kurumu yıpratmaktan, tartışmalı hale getirmekten, imajını zedelemekten tartışmalı hale getirmekten özenle kaçınmak durumundayız. Bu konuda özen göstermesi gereken sadece bizler değil her kişi ve kurum işlem ve kararlarında Anayasa'ya sadık kalarak bu özeni göstermelidir. Kurumları yıpratmamak konusunda da, kuralları esnetmemek konusunda da en yüksek duyarlılığı göstermeliyiz. Aksi halde bundan cumhuriyet, demokrasi zarar görür. Milli egemenliği de, kuvvetler ayrılığını da, demokrasi ve laikliği de aynı önemde görerek korumak zorundayız. Cumhuriyetin hiçbir niteliği, Anayasa'nın hiçbir maddesi diğerinden önemsiz değildir. Bu yüzden sorumlu davranmak, sağduyulu olmak, sistemimizi sağlıklı şekilde işletmek durumundayız. Yasama da yargı da bu millet için var. Ne yasamanın ne yargının yıpratılmasına, yıpranmasına razı olamayız. Her ikisini de güiyçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur." Erdoğan, konuşmasının sonunda ekonomideki gelişmeleri değerlendirdi. Ekonomik bazı göstergeleri açıklayan Erdoğan, "Tabii bunlar tuzu kurular için hiçbir mana taşımıyor. Sürekli engel çıkarma gayreti içinde olduklarını da biliyoruz. Sürekli istikrara çomak sokma derdindeler. Moral bozmanın çabası içindeler. Onlara kalırsa Türkiye'nin etrafına duvar çekecekler" dedi.
(DA-CC-CC-Y)