"2. Uluslararası Kur'an ve İlmi Hakikatler Sempozyumu"

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı'daki bilimsel gelişmelerin sonuçlarını temel alarak, Kur'an-ı Kerim'in de bunları çok önceden belirttiğini belirtti.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı'daki bilimsel gelişmelerin sonuçlarını temel alarak, Kur'an-ı Kerim'in de bunları çok önceden belirttiğini ve onlarla çelişmediğini ortaya koyma çabasının doğru olmadığını belirterek, "Kur'an'ın bu bakışla tesfiri ve anlaşılması çabası, Kur'an-ı Kerim'i bir bilimler ansiklopedisi gibi ele alma çabasına dönüşebilmektedir. Oysa Kur'an'ın asıl amacı, insana bilim ve teknoloji öğretmek değil, insanoğluna dinini ve ahlaki ilkeleri öğreterek, bilgiyi ve teknolojiyi ahlaklı bir şekilde kullanmayı öğretmektir" dedi.

Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başlayan "2. Uluslararası Kur'an ve İlmi Hakikatler Sempozyumu"nda konuşan Görmez, Kur'an-ı Kerim'in, okundukça ve dinlendikçe, insanların imanını artırdığını söyledi.

Görmez, sempozyumun açılışında okunan ayetleri bugün nazil olmuş (inmiş) gibi dinlediklerini belirterek, "Kur'an, elinize aldığınızda gerçekten 14 asır önce Rasulü Ekrem'e nazil olmuş bir hakikatlar manzumesi, ancak okumaya başladığınızda sanki sizin kalbinize nazil oluyormuş gibi bir his ve bilinç oluşturur" diye konuştu.

Hz. Peygamber'in Hira Dağı'nda, "ikra (oku)" emrini aldığına işaret eden Görmez, şöyle devam etti:

"Bizim müfessirlerimiz 'ikra' emrinin neden mefulunun olmadığını tartışır.

'Oku' dedi. Nitekim bazı hadis rivayetleri de Resulu Ekrem'in Hz. Cebrail'e iki şekilde tercüme edilir; 'Ben okuma bilmem', 'Ben ne okuyayım' dediği... Bu istifham, manalı bir istifham. Bu istifham aslında hakiki istifham değil. Rasulu Ekrem, aslında ne okuyacağını biliyordu. O emir, Rasulu Ekrem'e ve onun şahsında bütün insanlığa üç büyük kitabı okumayı emretti. Küçük kainat denilen insanı, büyük kainat denilen tabiatı ve bu iki kitabın en büyük mütercimi olan Kur'an'ı oku. Bu üç kitabı birbirinden ayıramazsınız, insan, kainat ve Kur'an. "

Görmez, Kur'an'ın insanlara varoluş amacını öğrettiğini ifade ederek,

"Kur'an bize hayatın nihai manasını öğreneceğimiz yegane yolu gösterir. Kur'an, insanın kendisiyle, hemcinsleriyle, varlıkla, rabbbiyle olan ilişkilerini ortaya koyar. Kur'an, insanın hidayetini, istikametini, insanda akıl ve kalbin bütünlüğünü, ruh ve bedenin bütünülüğünü, saadetini ortaya koyan yegane kitap" şeklinde konuştu.

-"KUR'AN İÇİN ŞİFRE KELİMESİNİ KULLANMAYALIM"-

Kur'an'ın kainatın dilini ve sırrını ortaya koyduğunu dile getiren Görmez,

"Kur'an için şifre kelimesini kullanmayalım. Ancak Kur'an'ın her ayetinin içerisinde bizi, hakikatleri keşfetmeye götüren bir sırrın, mananın, hakikatin varlığı muhakkaktır. Şifre kelimesi son zamanlarda istismar edildiği için kullanmamamız gerektiğini ifade etmek istiyorum" diye konuştu.

Mehmet Görmez, Türkiye'de bir mealler furyası olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Çokça meal yazılıyor, çokça tercümeler yapılıyor. Kur'an, nazil olduğundan bugüne bütün dillere tercüme ediliyor. Aslında Kur'an'ın en büyük tercümesi, varlık aleminin, kainatın kendisi. Kur'an'ın gerçek tercümesini, manasını, hakikatini anlamak için kainatını ve kainat kitabını okumak gerekir. "

İnsanın, kainatın ve Kur'an'ın ayetlerden ibaret olduğunu anlatan Görmez, ayetlerden de alıntı yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu ayetler arasındaki ilişki koptuğu zaman, biz hiçbir kitabı anlayamayız. Bu ayetler arasında öyle bir bütünlük var ki biri koptuğunda diğerini anlayamayız. İçinde yaşadığımız tabiat Müslümandır. Nehirleriyle, dağlarıyla, taşlarıyla bütün varlıklarıyla içinde yaşadığımız kainat Müslümandır. Yerde ve gökteki her şey Allah'ı tespih eder, secde eder. İyi Müslüman olmak için Müslüman olan kainatla kardeş olmak zorundayız. Artık kainat, insanları taşıyamaz hale geldi. Problem nedir? Müslüman insan ile Müslüman kainat arasında meydana gelen kopukluk ya da tabiata egemen olan insanlar tabiat gibi Müslüman olmadığı için, Allah'a teslim olmadığı için bütün bu problemler buradan kaynaklanıyor. "

-"KUR'AN, BÜTÜN KİTAPLARI İÇİNE ALIYOR"-

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Kur'an'ın tek başına bir kitap olmadığını vurgulayarak, "Kur'an, bütün kitapları içine alan bir kitap. Kur'an-ı tek başına bir kitap gibi okuyan yanılır, bulamaz, onun hakikatine eremez" dedi.

Kur'an'ın insanlığı kendi tasviriyle ateş çukurunun kenarından alan bir kitap olduğunu aktaran Görmez, şunları kaydetti.

"Kur'an, kalplerin arasına bir ülfet koydu. Biz ortak bir dili konuşuyoruz. Bizim müşterek lisanımız Kur'andır. Bu müşterek dil kalplerimiz arasında bir ülfet meydana getiriyor. Ancak bir sorun var. O da şu; eğer Kur'an iyi anlaşılmazsa, yanlış yorumlanırsa o ülfeti ortadan kaldırır. Mevlana, 'Herkes Kur'an-ı, Kur'ana hizmeti kadar anlar' diyor. Kur'an sadece bilimsel bir araştırmaya konu edilecek bir kitap değil. Bilgi saymak için bize gelmedi. Bu bilgi, amel etmek için bize geldi. Herkes Kur'an-ı, Kur'ana hizmeti kadar anlar. Zaman zaman yanlış yorumlar ortaya çıkar, bizi birleştirmeye gelen kitap, bizi ayırmaya da vesile edilebilir, Allah korusun. (Allah bu kitapla bazı toplulukları yüceltir, bazılarını da alçaltır). Biz Müslümanlar olarak o kitapla yüceldik, o kitaba sırtımızı döndüğümüzde de düştük. "

Görmez, sempozyumun başlığının bir dahaki sefere "Kur'an-ı hakikatler ve ilmi araştırmalar" şeklinde değiştirilmesini önererek, şöyle devam etti:

"Kur'ana iman eden müminler, başkalarının kapısında bilgi dilenmeye başladı. Halbuki Kur'ana iman edenler, başkasının kapısında bilgi dilenmek konumunda olmaması gereken insanlar. Bilgiyle yücelmek, güçlenmek için elbette başkasının kapısında bilgi, teknoloji dillenmeden, bilgiye, hakikate büyük katkılar yaparak, Kur'an ile yücelerek, insan, kainat ve Kur'an arasındaki büyük ilişkiyi yakalayarak neticeye varabiliriz. "

Bazı düşüncelerini dile getirmek istediğini ifade eden Görmez, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Batı'daki bilimsel gelişmelerin sonuçlarını temel alarak, Kur'an'ın da bunları çok önceden belirttiğini ve onlarla çelişmediğini ortaya koyma çabası doğru bir çaba değildir. Usul olarak, doğru değildir. Kainat kitabı, büyük kitap Kur'an-ı Kerim ve insan, bunlar arasındaki ilişkiye anlamak, Kur'an'ın da en büyük emridir. Bu çerçeveden bakmak gerekir. Bilimin ortaya koyduğu sonuçlar hiçbir zaman varlık dünyasını doğru açıklamak için son nokta değildir. Bilimin tartışmasız bilgiler sunduğunu, kabil etmek ya da hakikat kelimesiyle yan yana getirmek 20. yüzyılın başında etkin olmuş pozitifizmin bir iddiası olmuştur. Batı bilimi, varlık dünyasını açıklamak için kullandığımız dillerden sadece biridir. 100, 400, 500 yıl önce bilim tarafından ortaya konduğu söylenen sonuçlar, bugün yanlış olabilmektedir. Bu gerçeği göz önünde bulundurmak gerekiyor. Kur'an'ın bu bakışla tesfiri ve anlaşılması çabası, Kur'an-ı Kerim'i bir bilimler ansiklopedisi gibi ele alma çabasına zaman zaman dönüşebilmektedir. Oysa Kur'an'ın asıl amacı, insana bilim ve teknoloji öğretmek değil, insanoğluna dinini ve ahlaki ilkeleri öğreterek, bilgiyi ve teknolojiyi ahlaklı bir şekilde kullanmayı öğretmektir. "

- İSTANBUL

Kaynak: AA