Haber Tarihi: 29 Nisan 2011 Cuma Saat 14:49
Anadolu Ajansı  [2689071]

"1. İslami Türk Edebiyatı Sempozyumu"


Prof. Dr. Orhan Okay, "Bir millet, bir toplum, bir insan müslümansa, o çevrede ortaya çıkan sanat eseri de İslamidir" dedi.

Prof. Dr. Orhan Okay, "Bir millet, bir toplum, bir insan müslümansa, o çevrede ortaya çıkan sanat eseri de İslamidir" dedi.

Marmara Üniversitesi (MÜ) İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Edebiyatı Anabilim Dalı ile Yağmur Dil Kültür ve Edebiyat Dergisince düzenlenen "1. İslami Türk Edebiyatı Sempozyumu", Üsküdar'daki Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde başladı.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Orhan Okay, bugün ilahiyat fakültelerimizde İslami edebiyatın, dini-tasavvufi konuları ihtiva eden edebi eserler olarak kabul ve öyle tedris edildiğini ifade ederek, böyle bir programda da haliyle çoğu divan şiirine ait tevhit, münacat, na't, mevlit, miraciye, hilye gibi eserlerle Tanzimat'tan bugüne yine bu mahiyette olmak üzere çoğu şiir türünde eserler bulunduğunu belirtti.

Prof. Dr. Okay, "Bunların dışında kalan edebi eserlerin adı veya vasfı nedir?" sorusunun akla geldiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Bunlar gayri İslami edebiyat mı? İslam dışı edebiyat mı? Profan yahut laik edebiyat mı? Burada bir çıkış yolu bulmak için benzer bir alanın adına, muhtevasına başvurmak istiyorum: İslam Sanatı... Yeni İslam Ansiklopedisi'nin

"Sanat" maddesinde "İslami" kavramının sadece din ve imana değil, bütün bir kültüre işaret ettiği, dini olanı dünyevi olandan ayırmanın mümkün olmadığı ifade edilmektedir. Böylece doğrudan doğruya dini-tasavvufi amaç taşıyan cami, tekke gibi mimarinin dışında medrese, Çeşme, hatta ev mimarisi de İslam sanatı olarak kabul edilmektedir. Bunun gibi nakış ve minyatür sanatları, ayin ve ilahilerin dışındaki musiki eserleri de İslam sanatına dahil olmaktadır. "

O zaman tarife daha farklı bir açıklık getirmek gerektiğini belirten Okay,

"Bir millet, bir toplum, bir insan Müslümansa, o çevrede ortaya çıkan sanat eseri de İslamidir. Bir açıdan baktığımızda din, dışımızda bir vakadır. Boyutları, kategorileri, araştırma alanları, kuralları ve müeyyideleri olan alem-şümul bir sistem. Fakat sanat ve edebiyat bahis konusu olunca, o zaman din, bu husustaki ilgimiz, inancımız, amelimiz ne derecede olursa olsun bizi kucaklayan, etrafımızı saran bir haldir. Etrafımızdaki hava, içimizdeki vicdan zihnimizdeki şuur gibi, varlığının farkında olmadığımız kadar var olan bir hal" diye konuştu.

Kavim olarak, millet olarak İslamiyetin kabul edilmesinden bugüne kadar her sanat eserinin, dolayısıyla her edebi eserin İslami olduğunu söyleyebileceklerini ifade eden Okay, şöyle devam etti:

"Bu durumda konusu doğrudan doğruya din ve tasavvuf olan eserlerle beraber bu konunun dışında yazılmış edebi eserler de İslami edebiyat kavramı dışında tutulmaması gerekir. Tevhit, münacat ve na'tlerde açıkça görülen nassi bilgiler veya İslam tarihi, kültürü ile ilgili hususlar, bunların dışındaki şiirler de dilin zengin imkanlarından faydalanarak sanatın büyülü üslubuna bürünür. Artık divan şiirinin konusu, teması ister methiye, ister aşk, isterse şarap veya tabiat olsun, sanatın kaynağı hemen her zaman din demektir. Çağırışım psikolojisinden faydalanan divan şairi, bu zihin Oyunlarını bazen çok bilinen mazmunlarla, bazen de Doğu ve İslam kültürünün az bilinen kaynaklarına inerek gerçekleştirir. Böylece esasında dini bir konu olmasa da Kur'an-ı Kerim, hadis, kelam, fıkıh, İslam tarih ve coğrafyası, İslam kültür ve yaşayışı etrafında sonradan teşekkül etmiş örf ve adetler, hatta batıl da olsa aynı kültürün başka kültürlerle kaynaşmasının ürünü Batıni ilimler, divan şiirinin arka plandaki kültürünü oluşturur. Bu, Şeyh Galip gibi mutasavvıf şairlerde olduğu kadar, Nedim gibi uçarı ve havai görünen şairlerimizde de böyledir. "

Doğrudan doğruya dini sanat eserleri olduğu gibi, edebi eserlerde de dini temaları, dini bir tezi yahut mesajı konu alan eserler bulunduğunu kaydeden Okay,

"Ama böyle bir konusu olmayan ve bugün İslami edebiyat programlarında rastlayamadığım Ziya Paşa'nın, Namık Kemal'in, Abdülhak Hamid'in, Recaizade Ekrem'in, İsmail Safa'nın daha yakınlarda Necip Fazıl'ın, Faruk Nafiz'in, Halide Edip'in, Peyami Safa'nın, Samiha Ayverdi'nin, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiir, roman ve tiyatroları neden bu çerçevenin dışında tutulsun?" dedi.

Prof. Dr. Okay, bir Müslüman sanatkarın sanat eserinin İslami oluşu, onun ruh ve zihin yapısından tabii olarak geldiğini kaydederek, "Adeta mecrası içinde suyun akışı gibidir. Burada belki bazı olumsuz örnekler de akla gelecektir. Şu veya bu sanatkarların, yazarların eserleri de mi İslami denecektir? Onlar hakkında polemik kapısı açmamak için isim vermeden içinde yaşadıkları topluma yabancılaşan insanlar demek zorundayız. Yabancı ve başka kültürlerin ağır bastığı, milli ve İslami değerlerin tamamen dışında kalmış insanlar" şeklinde konuştu.

Yarın da devam edecek sempozyumda, "Az Tanınan Bazı Türler Oturumu",

"Arap ve Fars Edebiyatı Tesirleri Oturumu", "Yeni Türk Şiirinde Hz. Peygamber", "Kardeş Edebiyatlar Oturumu" gibi konular işlenecek.

- İSTANBUL

6/10 (1 kişi)
  • Reklam
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12