Dijital platformlarda insanlar neden yüz yüze söyleyemeyecekleri sözleri bu kadar rahat dile getirebiliyor? Neden kimi zaman son derece yapıcı, kimi zaman ise yıkıcı bir dile savruluyoruz? Bu soruların yanıtı, iletişim literatüründe Çevrim içi Engellemesiz Etki (Online Disinhibition Effect) kavramında saklı. Kavram bireylerin sınır tanımadan serbestleştiği bir durumu anlatıyor.
Bu kavram, ilk kez psikolog John Suler tarafından ortaya atıldı ve bireylerin çevrim içi ortamlarda, gündelik hayatta sahip oldukları sosyal ve psikolojik fren mekanizmalarını büyük ölçüde kaybettiklerini ileri sürdü. Kısacası, ekranlar cesareti çok büyük oranda artırıyor.
Görünmezlik ve mesafenin konforu
Serbestleşmenin temelinde görünmezlik ve fiziksel mesafe yer alıyor. Karşımızdakinin yüzünü, mimiklerini, anlık tepkilerini görmediğimizde empati düzeyi düşüyor. Söylenen sözün ağırlığı, ekranda yalnızca bir metin ya da kısa bir ses kaydı olarak algılanıyor. Bu durum, bireyi "hesap vermiyorum" duygusuna sürüklüyor.
Özellikle sosyal medyada anonim ya da yarı anonim kimlikler, bireyin kendi benliğiyle kurduğu bağı zayıflatıyor. Kullanıcı, gerçek hayatta taşıdığı sosyal rolleri geçici olarak askıya alabiliyor.
Dijital cesaret mi, dijital sorumsuzluk mu?
Bu etki her zaman olumsuz sonuçlar doğurmuyor. Bazı bireyler için çevrim içi ortamlar, bastırılmış duyguların daha sağlıklı biçimde ifade edilmesini sağlayabiliyor. Utangaçlık, çekingenlik ya da sosyal kaygı yaşayan kişiler, dijital alanlarda kendilerini daha özgür hissedebiliyor.
Diğer yandan aynı mekanizma, hakaret, linç, nefret söylemi ve siber zorbalık gibi olguların da zeminini oluşturuyor. Çünkü engeller kalktığında, etik sınırlar da kolayca aşılabiliyor. "Nasıl olsa yüz yüze değiliz" düşüncesi, sorumluluk duygusunu zayıflatıyor.
Medya kültüründe normalleşen sertlik
Bugün dijital medya kültüründe sert üslup, alaycı dil ve aşırı tepki neredeyse normalleşmiş durumda. Tartışma kültürü yerini çoğu zaman karşı tarafı susturmaya, itibarsızlaştırmaya ya da etiketlemeye bırakıyor. Çevrim içi kısıtlanmamışlık hissi bu dönüşümün psikolojik altyapısını anlamak açısından çok önemli bir anahtar sunuyor.
Buradaki temel meseleyi görmek önemli! Çünkü teknoloji insanı değiştirmiyor; insanın bastırdığı yönleri görünür kılıyor. Ve ekran, yalnızca bu yönlerin daha rahat ortaya çıkmasına aracılık ediyor.
Peki ne yapmalı?
Dijital iletişimde etik, yalnızca platformların denetimine bırakılabilecek bir konu değil. Keza platformların bu konuda ortaya koydukları çalışmaları takipteyiz; düşük oranda izleniyor. Olması gereken ise yine bireysel adımlar ile sağlanacak gibi görünüyor. Bu minvalde medya okuryazarlığı, dijital empati ve sorumluluk bilinci, bireysel düzeyde yeniden düşünülmesi gereken kavramlar.
Çünkü çevrim içi ortamda kurulan her cümle, karşı tarafta gerçek bir duygusal etki yaratıyor…
Ekran bunu görünmez kılıyor olsa bile!
Belki de asıl soru şu olmalı:
Ekran kapandığında da söyleyebileceğimiz sözler mi kuruyoruz, yoksa ekranın sağladığı cesaretle sınırları mı zorluyoruz?
Kaynak: https://johnsuler.com/article_pdfs/online_dis_effect.pdf








