Vahap Aydoğan

Kendi masalına uyananlar

09.01.2026 23:19
Haber Detay Image

İnsan, verilmiş bir hayatın öznesi mi olur,

yoksa seçilmiş bir hayatın kurucusu mu?

Masallar bu soruya cevap vermez.

Sadece sonucu gösterir.

Ama insan, sonla değil, yol ile değişir.

Kırmızı Başlıklı Kız, yoldan çıktığı için mi kayboldu,

yoksa ilk kez kendi yolunu seçtiği için mi?

Külkedisi, gece yarısı ayakkabısını düşürdüğünde

gerçekten bulunmak mı istedi,

yoksa artık o saraya ait olmadığını mı anladı?

Uyuyan Güzel uyandığında hayat mı başladı,

yoksa beklemek mi sona erdi?

Rapunzel, saçlarını uzatarak mı özgürleşti,

yoksa saçlarını kestiği an mı?

Pamuk Prenses, aynanın söylediğine mi inandı,

yoksa aynaya rağmen kendisi olmayı mı seçti?

Alice, tavşanın peşinden giderken

kim olduğunu mu kaybetti,

yoksa kim olduğunu mu buldu?

Dorothy, eve dönmek için mi yürüdü,

yoksa artık aynı eve dönemeyeceğini mi anladı?

Tiana, kurbağayı öptüğünde

bir mucize mi bekledi,

yoksa emeğine mi güvendi?

Fiona, Shrek'te aşkı bulduğunda

gerçek hâliyle mi kabul edildi,

yoksa kendini ilk kez mi kabul etti?

Masallar mutlu sonu gösterir,

ama insanı oraya götüren kırılmaları saklar.

Çünkü kırılmak, seyirlik değildir.

Kırılmak, sadece yaşayanın bildiği bir dildir.

Masallar yarayı siler,

ama yaranın açtığı boşluğu anlatmaz.

Oysa insan, en çok o boşlukta değişir.

O boşluk, artık eski hayatın taşınamadığı yerdir.

Yeni hayatın ise henüz kurulamadığı.

İnsan tam orada kalır.

Ne tamamen geçmişte, ne gerçekten gelecekte.

Masallar bu anı hızla geçer.

Gerçek hayat ise orada başlar.

Çünkü kurtarılmayı bekleyen insan,

kendi hayatını ertelemeye devam eder.

Beklemek, umut gibi görünür.

Ama çoğu zaman sadece cesaretsizliğin zarif adıdır.

Bekleyen, yürüdüğünü sanır.

Oysa sadece durduğu yerde yaşlanır.

Masallar kurtarıcıyı anlatır.

Ama kurtarıcının gelmediği anı anlatmaz.

O an, insanın kendisiyle baş başa kaldığı andır.

Ne alkış vardır, ne müzik.

Sadece gerçek vardır.

Gerçek, insanı bahanelerinden soyar.

Beklentilerinden, ertelemelerinden, başkalarına yüklediği anlamlardan.

Ve insan, yavaş yavaş şunu öğrenir:

Kendi hayatını taşımak zorunda olduğunu.

Bu bir yük değildir.

Bu bir sahipleniştir.

Çünkü taşınmayan hiçbir hayat yaşanmış sayılmaz.

Masallar sona ulaşır.

Ama insan, sona benzediğinde değil,

kendine yaklaştığında değişir.

Her yol bir yere varmaz.

Bazı yollar sadece insanı kendinden çıkarır,

bazıları ise kendine geri getirir.

Kurtarıcıyı beklemek,

hayatı başkasının adımlarına bağlamaktır.

Oysa hiçbir hayat,

başkasının yürüyüşüyle ilerlemez.

İnsan, ancak kendi yükünü omuzladığında hafifler.

Ancak kendi yolunu sahiplendiğinde özgürleşir.

Ve belki de gerçek olan şudur:

Bir hayat, kurtarıldığında değil,

sahiplenildiğinde anlam kazanır………

Yazarın Tüm Yazıları