Okan Geçgel

Kuralsız dünyanın mimarı: Trump, ABD ve emperyalist zorbalığın yeni çağı

04.01.2026 11:30
Haber Detay Image

Dünya artık eskisi gibi değil. Ne hukuk kaldı, ne kural, ne de evrensel değerler… Bugün insanlık, gücü elinde bulunduranların hukuk yazdığı, silahı olanın haklı sayıldığı, mazlumun ise susturulduğu karanlık bir dönemin içinden geçiyor. Bu karanlığın merkezinde ise Amerika Birleşik Devletleri ve onun en hoyrat, en saldırgan yüzlerinden biri olan Donald Trump duruyor. Trump, yalnızca bir siyasetçi değil; küresel düzeni dinamitleyen, devletleri tehdit eden, halkları rehin alan bir kaos figürüdür. Bugün onu tanımlayacak en net ifade şudur: Cehennem zebanisi.

Uluslararası hukuk, devlet egemenliği, diplomasi, insan hakları… Bunların tamamı Trump yönetimi için birer detaydan ibarettir. Çünkü ABD için asıl hukuk, kendi menfaatidir. Asıl değer, petroldür. Asıl kutsal olan, Amerikan çıkarlarıdır. Geri kalan her şey; BM kararları, uluslararası sözleşmeler, insan hakları bildirgeleri sadece gerektiğinde hatırlanan, iş bitince çöpe atılan kağıt parçalarıdır.

Bugün Venezuela'da yaşananlar, bu kirli zihniyetin en açık, en çıplak ve en utanmaz örneklerinden biridir. ABD ve Trump yönetimi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu ve eşini rehin alarak ABD'ye götürme cüretini göstermiştir. Sözde "yargılamak" adına yapılan bu eylem, tarihe bir devlet korsanlığı olarak geçecektir. Bu, hukuk değildir. Bu, adalet değildir. Bu, açık bir zorbalık ve emperyalist haydutluktur.

Paylaşılan fotoğraf ise insanlık onurunun ayaklar altına alındığının belgesidir. Gözleri bağlanmış bir devlet başkanı… Bu fotoğraf sadece Venezuela'ya verilmiş bir mesaj değildir. Bu fotoğraf, tüm dünyaya yöneltilmiş açık bir tehdittir: "Bana karşı gelenin sonu budur." Bugün Maduro'nun gözleri bağlanıyorsa, yarın hangi liderin, hangi ülkenin, hangi halkın hedef olacağını kimse garanti edemez.

İşte bu yüzden dünya artık çok daha tehlikelidir. Çünkü kurallar yok edilmiştir. Uluslararası sistem çökmüştür. Güçlünün hukuku, evrensel hukukun yerini almıştır. Trump ve onun temsil ettiği ABD yönetimi, bu çöküşün baş mimarlarından biridir.

ABD yıllardır aynı oyunu oynuyor. Demokrasi, özgürlük, insan hakları… Bu kelimeler Washington'un dilinde sadece birer ambalajdır. Ambalaj açıldığında içinden her zaman aynı şey çıkar: İşgal, kaos, yıkım, kan ve gözyaşı. Afganistan'da özgürlük getirdiler, geriye harabeye dönmüş bir ülke bıraktılar. Irak'ta demokrasi dediler, milyonlarca insanın ölümüne sebep oldular. Libya'da halkı kurtardıklarını iddia ettiler, ülkeyi parçaladılar. Suriye'de terörle mücadele bahanesiyle vekalet savaşlarını körüklediler.

Şimdi sıra Venezuela'dadır. Çünkü Venezuela petrol demektir. Venezuela yeraltı zenginliği demektir. Venezuela, ABD'nin iştahını kabartan bir coğrafyadır. Venezüella halkının özgürlüğü, refahı ya da mutluluğu Washington'un umurunda değildir. ABD için önemli olan tek şey vardır: kendi çıkarı.

Trump'ın pervasızlığı, bu kirli düzeni daha da görünür kılmıştır. O, diplomasi bilmeyen, dili tehdit olan, siyaseti hakaret üzerine kurulu bir figürdür. Onun döneminde ABD, maskesini tamamen düşürmüş; emperyalist niyetlerini saklama ihtiyacı bile duymamıştır. Bir ülkenin devlet başkanını kaçırmak, eşini rehin almak, gözlerini bağlayarak servis edilen fotoğraflarla dünyaya meydan okumak… Bunlar ancak bir zebaninin aklından çıkabilecek uygulamalardır.

Daha da vahimi, bu açık zorbalık karşısında dünyanın büyük bir kısmının sessiz kalmasıdır. Birleşmiş Milletler nerede? Uluslararası Ceza Mahkemesi nerede? İnsan hakları savunucuları, demokrasi havarileri, sözde özgür basın nerede? Hepsi suskun. Çünkü fail ABD olunca, kurallar askıya alınıyor. Fail Washington olunca, insan hakları rafa kaldırılıyor.

Bu sessizlik, suça ortaklıktır. Bugün Maduro'nun gözleri bağlanırken susanlar, yarın kendi ülkeleri tehdit edildiğinde hangi hukuka sığınacak? ABD'nin zorbalığına alkış tutanlar, yarın aynı zorbalık kapılarına dayandığında kimi suçlayacak?

Dünya artık şunu net biçimde görmek zorundadır: ABD, küresel barışın teminatı değil; küresel kaosun kaynağıdır. Trump ise bu kaosun en saldırgan yüzüdür. Onun politikaları, sadece bugün için değil, gelecek için de büyük bir tehdittir. Çünkü kuralsızlık kalıcı hale geldiğinde, hiçbir ülke güvende değildir.

Basının rolü ise bu noktada hayati önemdedir. Ne yazık ki küresel medya, ABD'nin suçlarını görmezden gelmekte, hatta zaman zaman bu suçları meşrulaştırmaktadır. Algı operasyonlarıyla gerçekler ters yüz edilmekte, mazlum suçlu, zalim ise kurtarıcı gibi sunulmaktadır. İşte bu yüzden bağımsız, onurlu ve cesur gazetecilik her zamankinden daha değerlidir.

Bugün yazılan bu satırlar, sadece Trump'a ya da ABD'ye yönelik bir eleştiri değildir. Bu satırlar, kuralsızlığa karşı bir itirazdır. Zorbalığa karşı bir haykırıştır. Emperyalizme karşı bir duruştur. Çünkü susmak, kabullenmektir. Sessizlik, zulmün en büyük müttefikidir.

Unutulmamalıdır: Tarih, hiçbir zaman zorbalardan yana olmamıştır. Güçlü olduklarını sananlar, sonunda tarihin karanlık sayfalarında yerlerini almışlardır. Trump da, onun temsil ettiği bu kirli düzen de er ya da geç hesap verecektir. Çünkü halkların iradesi, tanklardan da, uçaklardan da, ambargolardan da güçlüdür.

Bugün dünya bir yol ayrımındadır. Ya bu emperyalist haydutluğa dur denilecek ya da kaos, sınır tanımadan büyüyecektir. Ya hukuk yeniden inşa edilecek ya da gözleri bağlanan liderlerin fotoğrafları sıradanlaşacaktır. Seçim insanlığındır.

Ve şunu herkes bilmelidir: Cehennem zebanileri geçicidir. İnsanlık kalıcıdır.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları