Okan Geçgel

Ersin Tatar ve Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlık mücadelesi

15.10.2025 18:54
Haber Detay Image

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, tarih boyunca adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesi vermiş bir halkın onurlu direnişinin adıdır. 1974 öncesi yaşanan acılar, Kıbrıs Türkü'nün varoluş mücadelesinin en karanlık dönemlerinden birini oluşturur. O yıllarda yaşanan köy baskınları, toplu katliamlar, yakılan evler ve yağmalanan köyler hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor. Kıbrıs Türkü, kendi toprağında, kendi evinde bile güvende değildi. "Federal yapı" adı altında yürütülen sözde barış girişimleri, Rumların üstünlük hevesini gizlemeye yetmedi. Bugün hâlâ bazı kesimlerin, o acı günleri yok sayarak "federasyon" hayali kurması, Kıbrıs Türkü'nün geçmişine, onuruna ve geleceğine yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.

Kıbrıs Türkü'nün lideri Ersin Tatar, bu gerçeği bilen, yaşayan ve unutturmamak için mücadele eden bir liderdir. Beş yıldır yürüttüğü Cumhurbaşkanlığı görevi boyunca, her platformda "egemen eşitlik" ilkesini savunarak, Kıbrıs Türkü'nün kendi devletinden, kendi kimliğinden ve kendi onurundan asla vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Bugün geldiğimiz noktada Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve gerçek bir çözümün yolu; iki eşit ve egemen devletin varlığından geçmektedir. Bu, bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Ersin Tatar'ın sözleriyle ifade edecek olursak: "Tel Aviv ve Atina, beni ülkenin başında görmek istemiyor." Bu cümle, aslında her şeyi özetliyor. Çünkü Tatar, sadece bir cumhurbaşkanı değil, Kıbrıs Türkü'nün milli duruşunun, Türkiye ile gönül birliğinin, Doğu Akdeniz'deki stratejik varlığın sembolüdür. Tatar'ın kararlılığı, Rum tarafını rahatsız ettiği kadar, dış güçlerin de planlarını bozmaktadır. Bugün Atina ve Tel Aviv'in rahatsızlığı, aslında Kıbrıs Türkü'nün doğru bir liderle ilerlediğinin kanıtıdır.

Kıbrıs meselesi, yalnızca bir ada meselesi değildir; Doğu Akdeniz'in enerji, güvenlik ve egemenlik dengesinin kalbinde yer alan bir konudur. Rum tarafı yıllardır uluslararası arenada Kıbrıs Türkü'nü yok sayarak, tek taraflı bir egemenlik tesis etmeye çalışmaktadır. Avrupa Birliği üyeliğini de bu haksız düzenin teminatı hâline getirmiştir. Ancak Ersin Tatar'ın vizyonu bu haksızlığa karşı bir başkaldırıdır. O, Kıbrıs Türkü'nün sadece bir azınlık olmadığını, kendi devletine sahip bir halk olduğunu dünyaya duyurmuştur. Bu nedenle Tatar'ın yeniden seçilmesi, yalnızca bir seçim değil, Kıbrıs Türkü'nün geleceğini belirleyecek bir tarihî dönüm noktasıdır.

Tatar'ın karşısındaki rakip, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin adayı Tufan Erhürman'dır. Erhürman, uzun yıllardır Rumlarla ortak bir "federal" yapı kurulmasını savunan, bu uğurda geçmişte yaşanan zulümleri adeta görmezden gelen bir siyasi çizgiyi temsil ediyor. Oysa Kıbrıs Türkü, federal yapı denemelerinin neye yol açtığını bizzat yaşamıştır. 1960'larda kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, "iki toplumlu" bir yapıya sahipti. Ancak Rumlar bu yapıyı kısa sürede tek taraflı hâle getirerek Türkleri sistemden dışladılar, yönetimden attılar, ardından köyleri basarak yüzlerce masum Türk'ü katlettiler. Bu acı gerçekler hâlâ gözlerimizin önündeyken, bugün birilerinin "federasyon" masalını yeniden anlatmaya kalkması, tarihi inkâr etmekten farksızdır.

Kıbrıs Türkü'nün artık "deneme" lüksü yoktur. Artık güven, kardeşlik ve eşitlik söylemleriyle kandırılacak bir toplum değildir. Kıbrıs Türkü, artık kendi devletine, kendi yönetimine ve kendi geleceğine sahip çıkmaktadır. Ersin Tatar'ın bu konudaki kararlılığı, sadece bir siyasi duruş değil, aynı zamanda bir milli bilincin yansımasıdır. O, Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir uyum içinde çalışarak, Kıbrıs Türkü'nün haklarını korumakta ve uluslararası arenada sesini duyurmaktadır.

Kıbrıs Türkü'nün varlığı, yalnızca Lefkoşa'da değil, Ankara'da, İstanbul'da, Adana'da da hissedilmelidir. Çünkü Kıbrıs Türkü'nün güvenliği, Türkiye'nin güvenliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde, Türkiye'nin ve KKTC'nin birlikte attığı her adım, sadece bir strateji değil, aynı zamanda bir varoluş mücadelesidir. Ersin Tatar, bu bilinci taşıyan bir lider olarak, Türkiye'nin garantörlük hakkını ve KKTC'nin bağımsız statüsünü her platformda savunmuştur.

Ne yazık ki, uluslararası kamuoyu hâlâ Rum tarafının tek meşru otorite olduğu yalanına sarılmaktadır. Avrupa Birliği, Kıbrıs Türkü'nü yok sayarken, Birleşmiş Milletler hâlâ çözümü "federasyon" çerçevesinde aramaktadır. Oysa Tatar, bu ezberi bozan bir liderdir. "Artık federal masalarda kaybedecek zamanımız yok" diyen Tatar, Kıbrıs Türkü'nün onurlu ve eşit bir şekilde var olabileceği tek çözümün, iki devletli yapı olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.

Bu duruş, kolay bir duruş değildir. Çünkü bu duruş, uluslararası baskılara rağmen, ekonomik yaptırımlar tehdidine rağmen, diplomatik yalnızlığa rağmen sergilenen bir direniştir. Ersin Tatar, bu süreçte halkına sırtını dönmemiş, aksine her geçen gün daha da kenetlenmiştir. Bugün KKTC'de halk, geçmişte yaşadığı acıların tekrarlanmaması için uyanık olmalıdır. Erhürman ve benzeri siyasetçilerin Rumlarla yeniden "birlik" söylemleri, Kıbrıs Türkü'nü yeniden belirsizliğe, yeniden tehlikeye sürükleyecektir.

Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs Türkü 1974 Barış Harekâtı ile yeniden doğmuştur. O harekât, sadece bir askeri müdahale değil, bir halkın yeniden var olma mücadelesiydi. Bugün Tatar'ın savunduğu iki devletli çözüm de, o mücadelenin doğal bir devamıdır. Kıbrıs Türkü'nün geleceği, bağımsız bir devlette, kendi bayrağının altında yaşamaktadır. Bu nedenle Tatar'ın yeniden seçilmesi, sadece bir tercihin ötesinde, bir zorunluluktur.

Bugün dış güçler, Atina, Tel Aviv ve hatta bazı Avrupa başkentleri, Tatar'ın yeniden seçilmesini istemiyor olabilir. Çünkü Tatar, onların çizdiği sınırların dışına çıkıyor. Onların kurduğu oyunları bozuyor. Ama Kıbrıs Türkü, kendi kaderini kendi tayin edecek olgunluktadır. Bu seçim, dış güçlerin değil, halkın seçimidir.

Kıbrıs Türkü'nün geleceği, ancak kendi iradesine sahip çıkmasıyla güvence altına alınabilir. Bugün Tatar'a oy vermek, sadece bir lidere değil, bir davaya, bir bağımsızlık yürüyüşüne sahip çıkmaktır. Çünkü Kıbrıs Türkü artık başkasının merhametine muhtaç bir toplum değil; kendi devletini, kendi kaderini belirleyen onurlu bir millettir.

Sonuç olarak, bu pazar günü sandığa gidecek olan Kıbrıs Türk halkı, yalnızca bir cumhurbaşkanını değil, bir gelecek vizyonunu seçecek. Tatar'ın temsil ettiği vizyon; eşitlik, egemenlik ve bağımsızlık üzerine kuruludur. Karşısındaki federasyoncu anlayış ise geçmişin karanlık gölgelerine, Rumların hegemonyasına ve teslimiyet politikalarına dayanmaktadır.

Bu yüzden, bu seçim bir yönüyle tarihin tekrarlanmasını önleme seçimidir. Kıbrıs Türkü'nün geçmişte yaşadığı acıları bir daha yaşamamak için, geleceğine sahip çıkması şarttır. O gelecek, ancak Ersin Tatar gibi cesur, milli bir duruş sergileyen bir liderin rehberliğinde inşa edilebilir. Kıbrıs Türkü'nün onuru, bağımsızlığı ve geleceği için Tatar'ın yeniden seçilmesi, sadece bir siyasi tercih değil, bir varlık meselesidir.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları