ABD Kara Kuvvetlerine bağlı 160. Özel Harekât Havacılık Alayı ve Delta Force.
160. Özel Harekat, 2011'de Pakistan'ın Abbottabad şehrinde Taliban Lideri Usame Bin Ladin'in öldürüldüğü operasyonda da vardı, 2019 yılında IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi'ye Suriye'nin İdlib şehrinde operasyon düzenleyerek öldüren de onlardı.
Bir de Delta Force var ki 1980'de Panama lideri Manuel Noriega'nın yakalanması sürecinde rol alanlar onlardı.
Bir de Kara Şahin Düştü adlı Hollywood filmiyle, fark ettirmeden bize emperyalist düşüncenin zehrine boğan, 1993 yılında Somali'de 18 ABD askerine karşılık yüzlerce Somaliliyi katleden de onlardı.
2003'te Irak'ta Saddam Hüseyin'i yakalayan da 2016 Sinaloa Karteli lideri Joaquín "El Chapo" Guzmán'ın yakalayan da onlar.
Şimdi tüm bunları elbette ki diledikleri gibi gerçekleri ters yüz edip, dünyaya haber diye servis eden batı menşeli haber ajanslarından alıyoruz.
Hangi kısmının ne kadarına inanacağız bilmiyorum.
Delta Force bir taraftan diğer taraftan 160. Özel Harekât Havacılık Alayı ile haber diye film gibi senaryo metinleri okuyoruz.
Konu bu mudur? Değil elbette ama görmemizi istedikleri budur. Kendi azgın çıkar ve menfaatlerini hukukun üstünde gören emperyalist bir vahşi gücün, hangi bahaneyle olursa olsun, uluslararası hukuku yok sayarak, demokrasi ve özgürlük teranesiyle süsleyip, başka ülkelerin egemenliğine kast etmesi, devlet başkanlarını yatak odalarına girip alarak Amerika'ya getirmesi ve tüm bunları bir başarı olarak tüm insanlığın gözüne sokması ne anlama gelir?
Meğerse sadece yaşadığımız küçük coğrafyalarımızda değil, artık dünyanın bütününde uluslararası hukuk, güçlünün keyfine göre eğilip bükülen, tasması ellerinde bir köpek muamelesi çekilen adalet, özgürlük ve hukuk yerlerde sürünmeye devam ediyor.
Özetle Trump, Maduro ile dünyayı Madara etti ve sırdaki Küba demek yüzsüzlüğüyle de sırada bizi daha nelerin beklediğinin haberini verdi.
Biz ise ne yapıyoruz. Kendi halkı arasında çok da demokratik olmayan ama Amerika ve İsrail'e karşı tavrıyla kör sempatizanlığımızı kazanan, bir lider.
Yabancısı olmadığımız, benzerleriyle boğuştuğumuz politik bir figür ki selefi Hugo Chavez gibi sosyal refahın önemini vurgulayan, sosyalizm ve popülizmi birleştiren bir yönetimin başındaydı.
Bolivar Devriminin öncüsü Chavez, 2013 yılında öldükten sonra rakiplerine az bir farkla Cumhurbaşkanı seçilmiş ve 2017'de muhalefetin çoğunlukta olduğu Ulusal Meclis'i devre dışı bırakmış ve hatta feshetme yetkisine sahip yeni bir kurucu meclis kurmuştu.
2018'de ise yüzde 46 gibi çok düşük bir katılım oranıyla düzenlenen seçimde yüzde 67 ile ikinci kez seçilmişti.
Demokrasi ve İnsan Haklarıyla ilgili tartışmalı yönetimi bir yana, 2019 yılındaki yüzde 63 bin oranındaki enflasyonla, Venezüella halkı ekonomik kriz altında ezilirken.
Biz tek bir şeye odaklanıyorduk İsrail ve ABD'ye karşı nasıl da kahraman gibi dik duruyor. Duruyor muydu? O da şüpheli ya!
Maduro 2024'te de seçimi kazanınca; muhalefeti bastırmak, kurumları kontrol altında tutmak ve Kurucu Meclis üzerinden Ulusal Meclis'i etkisizleştirmekle suçlanıyordu.
Yabancı gelmedi değil mi? Neyse biz o zaman neredeydik dersiniz karşısında mı yanında mı?
Bunun cevabını Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı versin: "Bir kınama bile yok mu? Laf olsun diye bile olsa, BM'yi göreve çağırmak yok mu? "Dostum Trump'a, "Kardeşim Maduro" için tek kelime etmeyecek misiniz"









