Bugün karşı karşıya olduğumuz şey, klasik anlamda propaganda ya da "yanlış bilgi" meselesi değildir. Çok daha sofistike, çok daha çağdaş bir teknikle karşı karşıyayız: gerçeklik öncesi (pre-real) bir evrenin inşası. ABD medyasının Venezuela ve Maduro dosyasında yaptığı tam olarak budur. Henüz gerçekleşmemiş bir olayı, olmuş gibi anlatmak bile değil; olması kaçınılmaz bir sonmuş gibi hissettirmek. Tıpkı vizyona girecek bir filmin neredeyse aylar önce fragmanının yayımlanması gibi….
Bu yüzden "fragman" benzetmesi yapmam rastgele değildir. Fragman bir filmi ya da diziyi anlatmaz; filmin duygusunu izleyicinin zihnine önceden yerleştirir. İzleyici filmi hiç izlemese bile, nasıl biteceğini "bilir". Maduro anlatısında da olan budur: Rejim değişikliği henüz yaşanmadan, onun duygusal ve algısal sonuçları bugüne taşınmıştır. Olay gerçekleştiğinde artık bir kırılma değil, sadece "doğal akış" gibi algılanacaktır.
Bu, Pax Americana'nın medya ayağının en temel işlevlerinden biridir: olayı değil, algıyı zamanından önce kurmak.
Bu anlatının ikinci ayağında ise daha sert bir mekanizma devreye girer: hâkim anlatı dışındaki gerçekliğin imhası. Maduro'nun hâlâ iktidarda olduğunu gösteren her görüntü, her veri, her kalabalık iki yöntemle etkisizleştirilir. Ya tamamen görünmez kılınır ya da "zorla toplanmış", "manipüle edilmiş", "sahte" etiketiyle meşruiyetten arındırılır.
Bu, Hannah Arendt'in totaliter rejimler için tarif ettiği "gerçekliğin inkârı" pratiğinin, bu kez bir ülkenin içine değil, dışarıdan ve medya yoluyla uygulanmasıdır. Ama amaç, karşı anlatıyı bastırmak bile değildir; daha radikal bir hedef vardır: karşı anlatının mümkün olduğu fikrini ortadan kaldırmak. Alternatif bir gerçeklik ihtimali yoksa, direnç de irrasyonel görünür.
Medyanın burada yaptığı şey, sadece anlatıyı değil, zamanı da manipüle etmektir. Maduro'nun sistematik biçimde arşiv görüntüleriyle sunulması masum bir editoryal tercih değildir; bu, açık bir zamansal tasfiyedir. Lider "şimdi"den koparılır, sürekli "önce"ye yerleştirilir.
Arşiv, geçmiş demektir.
Geçmiş, bitmiş demektir.
Bitmiş olan, meşru olamaz.
Siyah-beyaz estetikle desteklenen bu tercih, izleyiciye bilinçdışı ama güçlü bir mesaj verir: "Bu adam zaten tarih oldu." Buna karşılık gelecek hep renklidir, canlıdır, dinamiktir. Renk burada sadece umudu değil, zamanın yönünü temsil eder. Gelecek, Maduro'suzdur. Böylece siyasi bir tercih, ideolojik bir dayatma gibi değil; doğal bir zaman akışı gibi sunulur.
Bu anlatının hedefi ise sanıldığı gibi tek boyutlu değildir. İki ayrı kitleye aynı anda seslenir. Birincisi küresel kamuoyu ve ABD iç kamuoyudur. Burada amaç, olası bir müdahaleyi daha gerçekleşmeden etik ve politik olarak temizlemektir. "Zaten gitmiş bir rejime son darbeyi vurmak", müdahale değil; bir tür "düzenleme" gibi sunulur. Fail görünmezleşir, müdahale teknik bir işlem halini alır.
İkinci ve asıl kritik hedef ise Venezuela toplumu ve elitleridir. Medya anlatısı burada sessiz ama sürekli bir mesaj fısıldar: "Kazanan taraf belli." Bu fısıltı, bürokraside, orduda ve ekonomik elitlerde öz-gerçekleşen kehaneti tetikler. Kimse kaybeden tarafta kalmak istemez. Algı, fiilî güçten önce çözülmeyi başlatır.
İşte bu yüzden "tanktan önce zihinleri sokmak" ifadesi, 21. yüzyılın savaş doktrinini tek cümlede özetler. Bugün iktidar önce meşruiyet alanında, sonra kurumsal alanda yıkılır. Medya bu süreçte sadece haberci değildir; stratejik bir aktördür. Fiziksel işgalden önce algısal egemenlik kurulur. Saray hâlâ yerinde olabilir ama iktidar, zihinlerden çoktan tahliye edilmiştir.
Bu noktada sormamız gereken soru şudur: "Kim iktidarda?" değil; "Kime iktidarda olduğu hissettiriliyor?"
Maduro örneği, post-hakikat çağında iktidarın artık yalnızca anayasal mevkilerle değil, algısal meşruiyet haritalarıyla belirlendiğini gösteriyor. Bir lider fiziken sarayda oturabilir; ancak küresel anlatıda "geçici", "yalnız" ve "çoktan düşmüş" olarak kodlandıysa, iktidar zaten yaralanmıştır.
Bu nedenle medya okuryazarlığı bugün bir entelektüel lüks değil; doğrudan siyasal ve ulusal güvenlik meselesidir. Çünkü Pax Americana artık toprakları değil, gerçeklik duygusunu yöneterek genişliyor.









