Can Yılmaz ve Başar Başaran, Brand Week Istanbul'da Hikaye Anlatımını Tartıştı

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Yazar ve senarist Can Yılmaz ile Başar Başaran, Brand Week Istanbul'da 'Hikaye, Cesurların İşidir' başlıklı oturumda modern hikaye anlatımının dinamikleri ve değişimi üzerine görüşlerini paylaştı. Başaran, geleneksel anlatı yapısının yerini karakter inşasına bırakmasının altını çizerken, Yılmaz da kişisel yazma süreçlerinden bahsetti.

Yazar ve senarist Can Yılmaz ile Başar Başaran bu yıl "Brand New World" temasıyla düzenlenen Brand Week Istanbul'un konuğu oldu.

Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen programdaki "Hikaye, Cesurların İşidir" başlıklı oturumda, modern hikaye anlatımının değişen dinamikleri, geleneksel anlatı yapısının önemini yitirmesi ile karakter ve hikaye oluşturma yöntemleri üzerine konuşuldu.

Başaran, bir hikayede artık "giriş" kısmının anlamını yitirdiğini, hukuki metinlerden dijital platform içeriklerine kadar birçok alanda her şeyin hızlı ilerlediğini ve sonuca odaklanılmadığını söyledi.

"Elimizde karakter inşasından başka bir şey kalmadı"

Girişi, gelişmesi ve sonucu olmayan bir dünyada hikaye anlatmanın zor olduğuna dikkati çeken Başaran, "Filmleri eskiden hikayeler için izlerdik. Artık dizilerimizi karakterler için izliyoruz. Elimizde karakter inşasından başka bir şey kalmadı. Hakikati bilmek ve yaşamak değil, hakikati bilmek ve değiştirmek gerekiyor. Bunu bir karakter diliyle yapmak gerekiyor." dedi.

Başar Başaran, son dönemde hakikati manipüle edebilme yeteneğinin ön plana çıktığını, ne kadar iyi hikaye anlatılabilirse o kadar var olunacağı algısının hakim olduğunu aktardı.

"Çok daha iyi bir edebiyatçı olabilirdim"

Can Yılmaz ise yazma sürecinde herkesin bir hikayesi olduğunu dile getirerek, "Peyami Safa'nın, Fakir Baykurt'un başına gelen şeyler hepimizin başına geliyor. Bazıları cesaret ediyor, 'oturayım şunu yazayım' diyor. Yani 'boş ver' demeyenler, öykücü, hikayeci, senarist oluyor." diye konuştu.

Öykü yazmanın karakter, mekan ve çatışma gibi unsurları sıfırdan yaratmayı gerektirdiği için, anı yazmaktan daha zor olduğunu aktaran Yılmaz, "Ben aslında çok daha iyi bir edebiyatçı olabilirdim. Daha çok okusaydım, yazmayı kendime bir ödev edinseydim, ilham gelmesini beklemeseydim, bunu bir vazife gibi her gün her gün kendimi geliştirerek bana rağmen oturup yazsaydım daha iyi bir edebiyatçı olabilirdim. Yazmanın ana kurallarından bir tanesi oturup yazmak." ifadelerini kullandı.

Yılmaz, kardeşi Cem Yılmaz'la olan anılarından da bahsederek, şunları anlattı:

"Cem Yılmaz'ın popüler olmasından öncesi ve sonrası var. Biz çocukluktan beri yapmak istediğimiz, yani Cem daha 3-5 yaşında, Almanya'dan getirdiğimiz kamerayla sokak röportajları yapar, yüzümüzde maskeyle film kareleri çekerdik. Bunları artık hayata geçirebileceğimizi de anladık. Bizim bütün o çocuklukta yaptığımız kısa filmlerin yarısını artık yazıp çizeceğiz. Profesyonel anlamda perdeye yansıtabileceğiz. Gora'yı 2000'de yazıldığını zannediyorsunuz. Bizim evde aslına Gora, 1982'de konuşuluyordu."

Çocukluğunda yazdığı hikayeleri bu zamana taşıyamadığına dile getiren Can Yılmaz, "11-15 yaşında yazı yazardım. Karbon kağıdı ile çoğaltırdım, ciltlerdim. Bayağı 200-300 sayfa kitap yapardım. Sonra 'Bunu kim, niye okusun?' deyip, sobaya atardım." ifadelerini sözlerine ekledi.

Kaynak: AA / Özlem Limon - Güncel