Tüsiad'dan AB'nin 62. Kuruluş Yılına İlişkin Açıklama

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) "Daha geniş bir siyasal ve ekonomik perspektif ile 62 yıl önce yola çıkan Avrupa Birliği (AB), bugün karşılaştığı siyasi ve yapısal sorunlara rağmen küresel ekonomik ve teknolojik gücü ile tarihin en önemli siyasal proje başarısı olmaya...

Tüsiad'dan AB'nin 62. Kuruluş Yılına İlişkin Açıklama

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) "Daha geniş bir siyasal ve ekonomik perspektif ile 62 yıl önce yola çıkan Avrupa Birliği (AB), bugün karşılaştığı siyasi ve yapısal sorunlara rağmen küresel ekonomik ve teknolojik gücü ile tarihin en önemli siyasal proje başarısı olmaya devam ediyor." açıklamasında bulundu.

TÜSİAD tarafından yapılan açıklamada, insanlık tarihinin Avrupa kıtasında ve çevresinde siyasal, ekonomik, toplumsal ve bilimsel boyutlarda en önemli ilerlemelerini kaydettiği diğer yandan yüzyıllar boyunca siyasal, etnik, mezhepsel ve ekonomik çatışmalarla sarsıldığı belirtildi.

AB'nin kendini yeniden keşfetmesinin gerektiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Kıtanın karşı karşıya olduğu riskler değer ve kural temelli, insan ve çevre odaklı yeni dünya düzeni tasarısı için öngörülü ve öncü politikaların vakit kaybedilmeden uygulanması ihtiyacına işaret ediyor. Filozof Immanuel Kant'ın ebedi barış düzeni ideali II. Dünya Savaşı'nın yarattığı büyük insani yıkımın ardından kaçınılmaz hale geldi. Ekonomik bütünleşmenin siyasal bütünleşmenin temelini oluşturacağı anlayışı benimsendi; savaşlara yol açan temel ürünlerde karşılıklı iş birliği ve uyum hedeflenerek Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Tek pazarı ve dört temel özgürlüğü (malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımı) esas alan ekonomik bütünleşme sistemi ile toplumsal refahın tüm Avrupa yurttaşları tarafından paylaşımı hedeflendi. Siyasal çatışmalara yol açabilecek unsurlar ise egemenliğin ulus-üstü düzeyde ortak kullanımı anlayışıyla oluşturulan siyasal çerçeve ile ele alındı. Avrupa'da birlik süreci başladı. 25 Mart 1957'de altı ülkenin katılımıyla Roma Anlaşması imzalanarak, Avrupa Birliği'nin temeli olan Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu. Daha geniş bir siyasal ve ekonomik perspektif ile 62 yıl önce yola çıkan Avrupa Birliği (AB), bugün karşılaştığı siyasi ve yapısal sorunlara rağmen küresel ekonomik ve teknolojik gücü ile tarihin en önemli siyasal proje başarısı olmaya devam ediyor. Bu 62 yıl boyunca birlik ruhu radikal ve saldırgan ideolojilere üstün geldi. AB içinde ve küresel etki alanında demokrasi, siyasal istikrar, toplumsal refah ve barış yolunda büyük kazanımlar elde edildi."

AB'nin kurumsal reformu tartışmalarında, çok çemberli Avrupa ya da farklılaştırılmış bütünleşme senaryosunun öne çıktığı vurgulanan açıklamada, bu yapıda merkezdeki federal Avro bölgesinde yer alması öngörülemeyen ülkelerin daha esnek konfederal AB çemberinde yer alabileceği belirtildi.

Açıklamada, bu geniş çemberin demokrasi, hukuk devleti, tek pazar, enerji gibi birçok temel alanı içeriyor olacağı kaydedildi. Çember tanımı ötesinde Avro, Avro+, Vergi Kompaktı, Bankacılık Birliği, Schengen, savunma iş birliği, Avrupa Ekonomik Alanı, İsviçre özel konumu, Gümrük Birliği gibi üst üste gelen, bazen kesişen birçok küme olduğu kaydedilen açıklamada, "Avrupa'nın kurumsal reformu konusunda eğer Berlin-Paris ekseni ve AB27 arasında uzlaşma sağlanırsa, AB bu süreçten orta vadede daha etkin bir kurumsal sistem ile çıkacak.
AB 21. yüzyılın gerektirdiği hız ve esnekliğe sahip, yurttaşlar için daha güvenli, adil, eşit ve özgür yaşamı güvence altına alan, çok kutuplu dünya düzeninde genişlemeye ve küresel etki alanını pekiştirmeye olanak sağlayan sağlıklı ve açık bir yapıya ulaşmalıdır. TÜSİAD'ın tam üyesi olduğu Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu BusinessEurope'un altını çizdiği gibi AB'nin ortak sorunların değil, ortak çözümlerin kaynağı olarak görülmesi ancak böyle mümkündür." ifadelerine yer verildi.

"AB üyelik süreci Türkiye'nin dünyanın diğer bölgeleriyle ilişkileri için de olumlu bir işlev gördü"

Üyelik sürecindeki siyasal koşulluluk ilkesinin Türkiye'nin reformlarla dönüşümünün itici gücünü oluşturduğu belirtilen açıklamada, "Yirmi yıl içinde görev alan hükümetler bu denklemi iyi değerlendirme başarısı gösterdiler. Daha geniş bir perspektiften bakacak olursak Türkiye, hem yüz yılları aşan tarihsel modernleşme yönelimi, hem stratejik-güvenlik boyutu, hem ekonomik çekim alanı ve çıkarları açısından daima Batı dünyası içinde önemli bir ülke oldu. İkili ilişkilerin sadece bir ekonomik ortaklık ve alışveriş, teknik uyum ya da konu temelli stratejik iş birliklerinin ötesinde, demokratik değerler temelinde ortak bir gelecek ve aidiyet olarak görülmesi gerekir. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve çok partili rejime geçiş; hepsi bu sürecin yeni aşamalarıdır. Avrupa Konseyi ve NATO üyelikleriyle AB hedefi bunun doğal sonuçlarıdır. Türkiye'nin resmi Ulusal Programı'nın girişinde vurgulandığı gibi, 'AB üyeliği bir Cumhuriyet projesidir'.
AB üyelik süreci Türkiye'nin dünyanın diğer bölgeleriyle ilişkileri için de olumlu bir işlev görmüştür. Türkiye, AB sürecinde ilerledikçe, dünyanın yükselmekte olan ülkeleri açısından ekonomik cazibe ve demokratik referans kaynağı olmuştur; bölgesiyle ekonomik bağlarını güçlendirdiği ölçüde, AB ile ilişkilerinde daha güçlü bir hale gelebilmiştir." değerlendirmelerine yer verildi.

Türkiye'nin milli menfaatleri açısından AB sürecinin köklü demokratik reformlar, özgürlükçü ve yaratıcı bir toplumsal ortam ve teknik mevzuat uyumları yönünde tarihsel bir fırsat olduğu dile getirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Bu süreçte ABD'den Çin'e, enerji politikalarından, dijital ekonomiye her alanda AB ekonomik gündemini daha iyi anlamak ve değerlendirmek mutlaka öncelik olmalı.
AB-Türkiye ilişkileri tarihsel derinlik, güncel ortaklık ve gelecek kazanımları içerir. Kısa vadeli, dönemsel sorunlar ilişkilerin stratejik dokusu ve şekillenmekte olan yeni küresel düzende gelecek vizyonunun önüne geçmemeli. Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye açısından mevcut sorunların aşılamaması ve birleştirici değil ayrıştırıcı unsurların öne çıkması birer tarihsel yenilgi sayılacaktır. Her iki taraf da böyle bir tuzağa kendilerini düşürmeyecek kadar tarihsel birikim, sorumluluk ve vizyon sahibi olmayı başarmalı. AB sürecinde ilerleyen bir hukuk devleti ve yüksek standartlar ülkesi olmanın güvencesi ile Avrasyalı dinamizmin birleştiği bir Türkiye'nin yıldızı 21. yüzyılda hızla yükselir. Başarılı AB-Türkiye ilişkileri üçlü bir kazan-kazan-kazan formülüdür: Avrupa için, Türkiye için, dünyada barış, demokrasi ve refah için."

Kaynak: AA