Tüsiad Boğaziçi Dış Politika Ödül Töreni (3)

Tüsiad Boğaziçi Dış Politika Ödül Töreni (3)

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, AB'nin Dünyanın En İstikrarsız ve En Sorunlu Bölgelerine İstikrar ve Demokrasi İhraç Eden Bir Ülke Olarak Türkiye'ye İhtiyacı Olduğunu Savunarak, "Tüm Kalbimle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Üyeliğinin Haklı Gerekçesini Yinelemek İstiyorum" Dedi.

Tüsiad Boğaziçi Dış Politika Ödül Töreni (3)

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, AB'nin dünyanın en istikrarsız ve en sorunlu bölgelerine istikrar ve demokrasi ihraç eden bir ülke olarak Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu savunarak, "Tüm kalbimle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin haklı gerekçesini yinelemek istiyorum" dedi.

AB'nin 11 Aralık tarihli kararının, kapıların kapanması anlamına gelmediğini ifade eden Verheugen, "Biz burada bir hayır işi veya Türkiye'ye bir iyilik yapıyor değiliz. Bu tarihi proje, her iki tarafın çıkarlarına hizmet etmektedir. Türkiye, Avrupa'nın daha güçlü bir hale gelmesini sağlayacaktır. Türkiye'nin AB üyeliği, Müslüman bir ülkenin Avrupalı değerlerimizi ve hedeflerimizi tam anlamıyla paylaşabileceğini gösterecektir" dedi.

Günter Verheugen, TÜSİAD Boğaziçi Dış Politika Ödül Töreni'nde yaptığı konuşmaya, Ermeni Yazar Hrant Dink'in öldürülmesi olayını kınayarak başladı. Cinayetin herkesi olduğu gibi kendisini de derinden üzdüğünü kaydeden Verheugen, "Ailesine ve Türk toplumuna başsağlığı diliyorum. Bizler bu suçu işleyenlerin istediklerine erişmesine izin vermeyeceğiz. Bu cinayeti işleyenlere Türk Ulusu'nda şiddet ve nefretin bir araç olması fikri yaymalarına izin vermeyeceğiz. Şiddet ve nefrete karşı duruşumuzu aynen devam ettireceğiz" şeklinde konuştu. Türkiye ve AB'nin müzakere süreci yaşadığını hatırlatan Verheugen, Türkiye ve Türk Ulusu'nun 1999 hatta 2002 yılıyla karşılaştırıldığında kararlı bir değişim sürecinden geçtiğini bildirdi. Bu süreç sonucunda Türk insanının gelecek öngörüsünü de değiştirdiğini anlatan Verheugen, şunları söyledi:

"Bazı analistler birkaç yıl içinde Türkiye'de meydana gelen bu değişime 'kadife devrim' ismini veriyor. Dürüst konuşmak gerekirse, böylesi bir kadife devrim dolayısıyla övgüyü hak eden; ileri görüşlü siyasi liderleri, TÜSİAD'ın da aralarında bulunduğu iş dünyası, insan haklarına saygılı ve azınlık haklarının garanti altına alındığı tam anlamıyla işleyen bir demokrasi için yüreklerini ortaya koyan insanları ile Türkiye'nin kendisidir. Bundan ne AB ne komisyon ne de ben kendimize pay çıkartabiliriz. Bizim yaptığımız şey sadece Türkiye'de süregelen reform sürecine destek için, yardım eli uzatmayı teklif etmek olmuştur. Bunu, ortaklık yoluyla Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olarak Avrupa tarihinden çıkartılan dersleri paylaştığı inancıyla, dürüstlükle ve Türk halkının kendi geleceğini daha iyi kılma becerisine güvenerek yaptık. Tüm kalbimle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin haklı gerekçesini yinelemek istiyorum. Biz burada bir hayır işi veya Türkiye'ye bir iyilik yapıyor değiliz. Bu tarihi proje, her iki tarafın çıkarlarına hizmet etmektedir. Çünkü bu günümüzün ve yarının getirdiği acil sorunlara ve zorluklara yanıt veren bir projedir. 21. yüzyılın dünyasında, tam bu noktada tehlike altında olan birçok şey söz konusuyken, AB'nin bir 'çıpa' olarak; yani, dünyanın en istikrarsız ve en sorunlu bölgelerine istikrar ve demokrasi ihraç eden bir ülke olarak Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Basın ve medya hergün bize dış politika alanında karşımızda duran ortak güçlükleri hatırlatıyor. İster Iran, Irak, Orta Doğu, enerji krizi olsun isterse tüm İslam dünyasıyla diyalog gibi konular olsun Türkiye, özel bir rol oynayabilir ve bölgenin istikrara kavuşturulmasında Avrupa Birliği'nin kapasitesini geliştirebilir. Türk diplomasisi Orta Doğu'da çok faal, Türk Silahlı Kuvvetleri de Lübnan, Afganistan ve Balkanlar'da AB üye devletlerinin silahlı kuvvetleriyle birlikte görev yapıyor. Karşılıklı ekonomik bağımlılık da AB-Türkiye ilişkilerinin bir diğer itici gücünü oluşturmaktadır."

"KIBRIS'TA ANLAŞMAZLIĞIN SONUÇLANMASI AB'NİN DE ÇIKARINADIR"

AB'nin, Türkiye'nin önemli bir ticaret ortağı olduğunu savunan Verheugen, Türkiye'nin de AB'nin ticaret ortakları arasında 7. sırada yer aldığını hatırlattı. AB'nin Türkiye'deki yatırımlarının yıllar geçtikçe ciddi oranda büyüdüğünü belirten Verheugen, "Şu anda Türkiye'de AB sermayesine dayalı 7 bin 500'den fazla şirket bulunmaktadır. Bu ay içinde Türkiye'ye, Vodafone ve Renault ile 11 milyar Euro'yu aşan bir ek yatırım söz konusudur. AB'deki on binlerce iş imkanının Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına, Türkiye'de iş imkanı yaratmanın da AB ekonomisiyle seri ve artan bir şekilde karşılıklı bağımlılığa dayanacağı bir noktaya doğru ilerliyoruz" şeklinde konuştu. Verheugen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İlişkilerimizde söz konusu olan ve özellikle geçtiğimiz Aralık ayında Konsey'in Türkiye ile müzakerelere nasıl devam edileceği yönünde aldığı kararı müteakiben doruk noktasına ulaşan zorluklara da değinmekten kaçınmayacağım. Bu karara yol açan nedenlere ilişkin yeni bir tartışma yaratmak niyetinde değilim. Özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nden gelen uçak ve gemilerin Türk liman ve havalimanlarına erişimiyle ilgili olarak Ortaklık Anlaşması Ek Protokolü'nün uygulanmasıyla konusu olduğunu biliyorum. Bununla birlikte, bu kararın Türkiye'de tetiklediği hayal kırıklığının da farkındayım. AB'nin 11 Aralık tarihli kararı, kapıların kapanması anlamına gelmiyor ve müzakerelerin ilerlemesine de imkan tanıyor. Aslında geçen yılın sonunda AB, 'Girişimcilik ve Sanayi Politikası' başlığının açılması yönündeki niyetinin işaretini verdi ve birlik şu anda Türkiye'nin müzakere pozisyonunu göndermesini bekliyor. Vurgulamak istediğim bir diğer husus şudur. Konsey, gecikmeye mahal vermeksizin Kıbrıs Türk kesimine uygulanan izolasyonların kaldırılması için gereken çabaların ortaya konması çağrısında bulundu. Bu bağlamda özellikle, kabulü halinde Kıbrıs Türkleri ile diğer AB ülkeleri arasında doğrudan ticarete olanve Türk halkının kendi ak tanıyacak olan bir taslak yönetmelik söz konusudur. AB, Finlandiya Dönem Başkanlığı tarafından yapılan bir açıklamayla Kıbrıs konusuna BM nezdinde kapsamlı bir çözüm bulunması yönünde atılması gereken adımlara duyulan acil ihtiyacı vurgulamıştır. Ve bu konu gerçekten acil bir konu haline gelmektedir. Adanın yeniden birleşmesi ve Avrupa toprağında 40 yılı aşkın bir süredir devam eden anlaşmazlığın sona ermesi, AB'nin de çıkarınadır. Bu tür bir bölünmüşlük, barış, uzlaşma ve insan hakları temeline dayanan AB içerisinde kabul edilemez."

"Türkiye, Avrupa'nın daha güçlü bir hale gelmesini sağlayacaktır" diye devam eden Verheugen, "Türkiye'nin AB üyeliği, Müslüman bir ülkenin Avrupalı değerlerimizi ve hedeflerimizi tam anlamıyla paylaşabileceğini gösterecektir. Bir medeniyetler çatışmasının kaçınılmaz olduğuna inanmıyorum. Papa Benedict'in Türkiye'ye yaptığı ziyaret ve Türkiye'nin Avrupa hedefini benimsemesi benim için son derece ümit vericiydi.

İnsanlara, özellikle de halen zihinlerinde soru işaretleri ve şüpheler bulunanlara, Türkiye'nin birliğe katılım sürecinin sonuçlarının neler olacağını her zaman açıklamak zorundayız. Avrupa Birliği'ne katılmış bir Türkiye, artık süreç başlamadan önceki ülke olmayacaktır. Hukukun üstünlüğü ve insan haklarının sonuna kadar gözetildiği, azınlıkların korunduğu ve eşit fırsatlara sahip olduğu eksiksiz bir demokrasiye sahip bir ülke olacaktır. Böylesi bir fırsatın elimizden kaçmasına göz yumarsak hem Avrupa Birliği hem de Türkiye büyük bir hata yapmış olur" ifadelerini kaydetti.

(YZE-OK-OK-Y)