Türkye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi

Türkye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği’nin düzenlediği 36. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, Antalya’da Belek’te devam ediyor.

Türkye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği'nin düzenlediği 36. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, Antalya'da Belek'te devam ediyor.

Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. A. Sadi Gündoğdu, tiroid bezi ve hastalıkları ile ilgili bilgiler aktardı. Tiroid bezini "Hayatın hızını ayarlayan bez" olarak tanımlayan Prof. Dr. A. Sadi Gündoğdu, pek çok hastalığın altında yatan nedenin tiroid bezi olabildiğini belirtti. Prof. Dr. Gündoğdu, "Boyunda, nefes borusunun iki tarafında kelebek şeklinde yer alan tiroid bezi, sessizliğini bozunca hayatımızın hızını kesebiliyor. Tiroid bezinin büyümesi, tembelliği, çok çalışması vücut dengesini ve fonksiyonlarını alt üst ediyor. Kronik bir rahatsızlık olan tiroid hastalıkları, tedavi edilerek kontrol altında tutulabiliyor. Zamanla kansere de dönüşebilen nodüller, tiroid hormonu yapımı ile ilgili sorunlar; sinirlilik ve depresyon, aşırı iştah veya kilo kaybı, terleme, titreme, adet bozukluğu ve kısırlık, ishal veya kabızlık, çarpıntı, kalpte ritim bozuklukları gibi genel şikayetlere neden oluyor" dedi.

İyot eksikliği olan bölgelerde iyotlu tuz kullanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. A. Gündoğdu, "Doktor tarafından önerilen hayat boyu kullanılması gereken ilaç tedavisi aksatılmamalı, doz ayarına uyulmalıdır. Tiroid hastalıklarının teşhisi de tedavisi de çok kolay. Bu tür sorunu olanların çok iyi takip edilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

"OSTEOPOROZ SESSİZ BİR HASTALIKTIR"

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kemal Balcı ise, osteoporozun sessiz bir hastalık olduğunu belirterek, 50 yaşın üzerindeki kişilerde kemik kırılması oluğunda mutlaka kemik yoğunluğuna baktırılması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Balcı, şunları söyledi:

"Siz kemiğinizin zayıfladığını hissetmezsiniz. Kırık genellikle ilk bulgudur. Boyunuzda kısalma, kamburlaşma var ise osteoporoz yönünden değerlendirilmelisiniz. Osteoporozda en ciddi kemik kırılmaları kalça, vertebra ve el bileğinde gelişir. Vertebra kırıkları (genellikle fark edilmez) kamburlaşmaya, boyda kısalmaya, kalça kırıkları yatağa bağlanmaya yol açar. Kalça kırığı sonrası ilk yılda ölüm riski yüzde 20'dir. Yaşlanan nüfuslarda osteoporoz maliyeti artmaktadır. ABD'de osteoporoza bağlı 2 milyon kırık kemik, 19 milyar dolar yıllık maliyet vardır. Bu maliyetler 10 yılda yaklaşık yüzde 50 artacaktır."

Prof. Dr. Balcı, osteoporozun hangi durumlarda daha fazla geliştiğini ve yapılması gerekenleri ise şöyle açıkladı:

"Osteoporoz riskini arttıran ve erken yaşlarda görülmesine neden olan hastalıklar vardır. D vitamini eksikliği, kadınlık ve erkeklik hormonlarının eksikliği, paratiroit hormon fazlalıkları, kortizon kullanımı, tiroid hormon fazlalıkları gibi. Güneşle temasınızı kesen bir alanda çalışıyorsanız, güneşten koruyucular kullanıyorsanız, yeterli D vitamini almadığınızı düşünüyorsanız, D vitamininizi kontrol ettirin. Böbrek taşı düşürdüyseniz kalsiyumunuzu kontrol ettirin. Zorunlu olmadıkça kortizon kullanımını tercih etmeyin. Tiroid hormon fazlalıkları var ise kemik sağlığınızı değerlendirilmesini talep edin."

"DÜNYADA 200 MİLYON OBEZ ERKEK, 300 MİLYON OBEZ KADIN VAR"

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız da, obezite ile ilgili verileri paylaşarak, "Vücutta yağ miktarının artması olarak tanımlanan obezite tüm dünyada bir salgın hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Dünya üzerinde 1.4 milyar fazla kilolu insan, 200 milyon obez erkek ve 300 milyon obez kadın yaşıyor" dedi.

Önümüzdeki 20 yıl içinde bu rakamın 3 milyarın üzerine çıkması beklendiğini kaydeden Prof. Dr. Yıldız, "Obezitenin yalnızca Amerika'da yıllık maliyeti 150 milyar doların üzerinde. Türkiye'de de her 2 erişkinden biri fazla kilolu ya da obez" şeklinde konuştu.

"OBEZİTE KOMPLEKS BİR HASTALIK"

Obezitenin kompleks bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, "Genler, beslenme ve hareketsizlikten uyku düzeni, hava kirliliği, barsak florasına kadar birçok faktör obezite gelişiminde etkili. Vücut ağırlığının değişiminde yağ dokusu, beyin, mide ve barsak sistemi, karaciğer ve iskelet kası arasında onlarca hormon aracılığıyla çok sayıda mekanizma rol oynuyor. Bu hormonlar arasında en iyi bilinen ikisi her yemekten önce mideden salınan ve acıkmamızı sağlayan ghrelin ile yağ dokusundan salgılanarak beyinde iştah merkezimizde tokluk hissini uyandıran leptin. Normal bir insanın vücudunda 25-35 milyar yağ hücresi bulunurken, obez bir bireyde bu rakam 100-150 milyar. İnsanda yağ hücrelerinin sayısının artışında çocuklukta 12-18 ay arası, ergenlikte 12-16 yaş arası kritik dönem. Erişkin yaşlarda ve kadınlarda özellikle gebelik döneminde yağ hücrelerinin büyüklüğünde artış olur. Yağ hücre sayısındaki artış nedeniyle çocukluktan beri alınan kiloları vermek erişkin dönemde alınan kiloları vermekten daha zor" dedi.

"OBEZ KADINLARDA GEBE KALABİLME ŞANSI DÜŞÜK"

Doğurganlık çağındaki kadınlarda vücut yağının fazla olması ve özellikle bel çevresinde birikmesinin gebe kalabilme şansı ve doğum şansını zorlaştırdığını da belirten Prof. Dr. Yıldız, "Obez kadınlarda hamile kalabilme şansı düşüktür ve yardımcı üreme tekniklerine de cevabı azalmıştır. Obez kadınlarda gebelik süresince şeker hastalığı ve hipertansiyon gibi metabolik problemler daha fazla görülür, doğumda komplikasyon riski yüksektir" dedi

"DÜNYADA EN SIK GÖRÜLEN METABOLİK HASTALIK ŞEKER"

Florence Nightingale Hastanesi Endokrinoloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. M. Sait Gönen ise, şeker hastalığını insulin eksikliği ya da etkisizliği nedeniyle organizmanın karbonhidrat, yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı, sürekli tıbbi bakım gerektiren kronik bir metabolizma hastalığı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Gönen, "Şeker hastalığının yüzde 90-95'lik kısmını teşkil eden Tip 2 diyabetiklerde hastalığın ortaya çıkmasına neden olan insulin direnci, insulin salgısında göreceli azalma hem açlık hem de tokluk dönemlerinde plazma glukoz değerlerinin yüksek kalmasına yol açmaktadır. Şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde alınan tüm önlemlere, yeni geliştirilen tüm tedavi yöntemlerine rağmen halen büyüyen toplum sağlığını tehdit eden ve yol açtığı komplikasyonlar sonucu da ömrü kısaltan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Dünyada en sık görülen metabolik hastalıktır" ifadelerini kullandı.

HİPOFİZ TÜMÖRÜ

En sık rastlanan hipofiz tümörü olan "prolaktinoma"nın kadınlarda adet düzensizlikleri, her iki cinsiyette memelerden süt gelmesi, cinsel istek kaybı ve kısırlığa yol açabildiği belirtilirken, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Serdar Güler hipofiz tümörlerinin bazen çok büyük olup bezin salgıladığı hormonların azalmasına da neden olabileceğini kaydetti. Prof. Dr. Güler, şunları söyledi:

"Hipofiz hastalıklarının büyük kısmını oluşturan tümörler genelde selim karakterde olup yukarıda adı geçen hormonlardan bir veya birkaçını aşırı miktarda salgılayabilir (salgı yapan tümörler) veya hiçbir şey salgılamayabilir (salgı yapmayan tümörler). En sık rastlanan hipofiz tümörü olan 'prolaktinoma' (prolaktin salgılayan tümör) kadınlarda adet düzensizlikleri, her iki cinsiyette memelerden süt gelmesi, cinsel istek kaybı ve kısırlığa yol açabilir. Hipofiz bezinden bir veya birkaç hormonun gerek az gerekse fazla salınması genellikle yaşam kalitesini düşüren bazen de yaşam süresini kısaltabilen olaylara yol açar. Burada saydığımız hipofizle ilgili bütün hastalıklar Endokrinoloji bilim dalımızın ilgilendiği, tedavi edilmediği takdirde ciddi problemler doğuran ancak hemen hepsi yüz güldürücü tedavileri olan durumlardır. Sorunların erken saptanması tanı ve tedavinin de hızlı olmasını ve hastanın daha az sorun yaşamasını sağlayacaktır."

170 KONUŞMACI, 20 KONFERANS, 23 PANEL

Kongre ile ilgili detayları ise Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji B.D. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Çömlekçi verdi. Prof. Dr. Çömlekçi, "Bu yıl toplantıda 20 konferans, 23 panel, 5 interaktif vaka oturumu, 10 seçilmiş vaka oturumu gerçekleştirildi. Dördü yabancı olmak üzere 170 konuşmacı ve oturum başkanı toplantıda yer aldı. Endokrinoloji hormon hastalıkları bilimi olarak da tanımlanabilir. Endokrinoloji Kongresi'nin bünyesinde diyabet, tiroid hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları, kemik metabolizması hastalıkları, adrenal bez hastalıkları, gonad hastalıkları, obezite hipertansiyon lipid metabolizması hastalıkları bilimsel konu başlıkları arasında yer aldı" dedi. - ANTALYA