TÜMSİAD: "Kaos ortamının sorumlularını tarih affetmeyecek"

TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, AK Parti'nin kapatılmasını isteyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı İddianamesinin Anayasa Mahkemesince kabulünün Türkiye'yi siyasi ve ekonomik belirsizlik süreciyle birlikte bir kargaşa ortamına soktuğunu belirtti.

TÜMSİAD:

TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, AK Parti'nin kapatılmasını isteyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı İddianamesinin Anayasa Mahkemesince kabulünün Türkiye'yi siyasi ve ekonomik belirsizlik süreciyle birlikte bir kargaşa ortamına soktuğunu belirtti.

Yıldırım, "Bu süreç, küresel krizin ağırlığını hisseden Türkiye'de, ekonominin yükünü çeken KOBİ'lerin sonunu hazırlayan bir süreç olacaktır. Bu kargaşa ortamının sorumlularını tarih de, hukuk da, millet de affetmeyecektir. Bir zamanlar halk nezdinde prestij kaybeden siyaset ve siyasetçiler vardı. Şimdi ise siyasete müdahale etme görüntüsü çizen yargı ve yargıçlar dolayısıyla, hukuk ve adalet kavramları da itibar kaybetmektedir. Adalet terazisindeki dengeyi bozmaya hiç kimsenin hakkı yoktur" dedi.

TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, kapatma iddianamesinin kabulünü değerlendirdi. Yıldırım, demokrasiye geçiş sürecinde 50 yıldır krizlerle, darbelerle, post modern darbelerle mücadele eden bu milletin artık rejim bekçilerinden bıktığını belirterek, şöyle dedi:

"Bu ülke huzur, güven ve istikrar ortamını bulamayacak mı? Bu ülke krizler ve stresler ülkesi olma sıfatını hak ediyor mu? Bu ülke kâmil demokrasiyi, insan hak ve hürriyetlerini ne zaman bulacak? Yoktan yere krizler ve kaoslar üretenler, hem bu ülkeyi hem de kendilerini yaktıklarının farkında değiller mi? Bu millet, ne zaman refah ve huzura erecek? Demokrasi bizim için ütopya mı kalacak?" diye konuştu. Demokratik, laik, hukuk Türkiye Cumhuriyeti'ni hiç kimsenin yıkmaya gücünün yetmeyeceğini, çeşitli bahanelerle bu kavramların üzerinden de hiç kimsenin imtiyaz elde etmemesi gerektiğini belirten Yıldırım, kapatma davası iddianamesinin üzerinde önemli hukukçuların tartışmalar yaptığını ve bu iddianamemin çok zayıf gerekçeler içerdiğinin ortaya konulduğunu kaydederek, "Davanın hukuki değil, siyasi bir karar olduğu uzmanlarca açıkça ifade edilmiştir. Bu dava, Türkiye'de siyasetin başka yollarla kanalize edilmesinin ve iktidar mücadelesinin farklı boyutlarda tezahürü ve çarpıcı bir örneği olmuştur. Hukukun üstünlüğüne inanmak isteyen millet vicdanında da bu dava, siyasetin yeniden dizaynı kanaatini pekiştirmiştir. Diğer yandan iddianamede Cumhurbaşkanı'nın yargılanmasının kabulü ise bir hukuk skandalıdır. Anayasa'mıza göre, Cumhurbaşkanları ancak ve ancak "Vatana ihanet" suçuyla yargılanabilirler. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'ün bu zayıf iddianamede, hem de siyasi mülahazalar söz konusu edilerek yargılanmaya çalışılması, Anayasa Mahkemesi'nin ve Anayasa'nın konumunu da yeniden gözden geçirmemizi gerektirmiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın da üzerinde mi ?"

Yıldırım, adım adım geçmeye çalışılan demokrasi, hukuk ve adalet kavramlarının, AB ile yürütülen müzakere süreci, milletin iradesi, yurt dışındaki arenada oluşturulan imajın, bu davayla yerle bir edildiğini ve çok büyük bir darbe yediğini kaydetti.

Türkiye'nin, yaklaşık 5 yıldır yakaladığı istikrar ve güven tablosunu bir anda yitirdiğini, milletin adalet duygusunu zedeleyen bu davayla çağdaş dünyanın önünde başı eğik bir konuma düşürüldüğünü belirterek, Anayasa Mahkemesi'nin davayı kabul etmesiyle birlikte, çok çetin ve zorlu bir sürece girildiğini belirtti. Yıldırım, şöyle devam etti:

"Global kriz dalga dalga geliyor. Amerika'dan başlayan ve dünyanın tüm bölgelerini etkileyen küresel krizin dalgalarını iç piyasada, özellikle sıkıntıları bir türlü giderilemeyen KOBİ'ler çok yakından hissediyor. Makro istikrar yönünde çabalarımız sürerken, bundan sonra icranın başı olan hükümetin tüm enerjisi ve performansı bu davaya odaklanacak, bundan böyle memleket hayrına bir şeylerin yapılmasının önü de kesilecektir. Bu davayla birlikte aylarca sürecek bir belirsizlik ve istikrarsızlık süreci önümüze konulmuştur. Hükümetten beklentilerimiz, yatırımlar, memleketin her köşesinde ayrı ayrı sıkıntıları olan KOBİ'lerin sıkıntıları bundan sonra, ikinci plana düşecek, dış politika ve AB'yle üyelik müzakere süreci de askıya alınmak zorunda kalınacaktır. AB'nin, "Müzakere sürecinin askıya alınabileceğine, yeniden gözden geçirilebileceğine dair" tavrı, AB trenini de kaçırdığımızın göstergesi olmuştur."