SURİYE'DE İŞKENCE MAĞDURLARI REJİMİN ZİNDANLARINI ANLATIYOR - "İnsan aklının hayal edemeyeceği...

SURİYE'DE İŞKENCE MAĞDURLARI REJİMİN ZİNDANLARINI ANLATIYOR - "İnsan aklının hayal edemeyeceği...

BURAK KARACAOĞLU/EŞREF MUSA - Beşşar Esed rejimi karşıtı barışçıl gösterilere katıldığı için birçok cezaevinde işkence gören Muhammed Abdullah, bunların insan aklının hayal edemeyeceği şeyler olduğunu belirterek "İnsanlar ya kahırdan ya da işkenceden öldü ya da delirdi.

SURİYE'DE İŞKENCE MAĞDURLARI REJİMİN ZİNDANLARINI ANLATIYOR -

BURAK KARACAOĞLU/EŞREF MUSA - Beşşar Esed rejimi karşıtı barışçıl gösterilere katıldığı için birçok cezaevinde işkence gören Muhammed Abdullah, bunların insan aklının hayal edemeyeceği şeyler olduğunu belirterek "İnsanlar ya kahırdan ya da işkenceden öldü ya da delirdi." dedi.

Halk ayaklanmasının ilk günlerinde barışçıl gösterilere katılan Muhammed Abdullah, rejimin 8 Temmuz 2011'deki baskınında Hama'nın Morik ilçesinde tutuklandı.

Annesi ve babasıyla gözaltına alınan Abdullah, "Babamın aracını ve dükkanını yaktılar. Bizi Hama askeri üssündeki istihbarat birimine sevk ettiler. Dar koğuşta 80 kişiydik. Babamı, annemi ve beni birlikte sorguya çıkardılar. Birbirimizin gözü önünde dayak yiyorduk. 8 gün sonra beni helikoptere bindirdiler. Konuştukları dili anlamıyordum. Beni aşağı atacak gibi yapıyorlardı. İndiğimizde 'Tahran'a hoşgeldiniz' dendi. Çok korktum." diye konuştu.

50 gün boyunca bir metrekareden daha dar bir hücrede kaldığını, o sürede kimsenin kendisiyle konuşmadığını belirten Abdullah, "Hücre penceresinden bana zeytin taneleri ile bir parça ekmek veriyorlardı. Suyu damlatarak içiriyorlardı. Su damlatırken ağzımı açıp yetiştirmem lazımdı. Yoksa su yerlere dökülür ve susuz kalırdım. Bazen attıkları yemekler tuvaletimi yaptığım yere düşerdi. Açlıktan temizleyip yine de ağzıma atardım. Birileriyle konuşma ihtiyacı hissederdim. Kendi kendime hücrede bağırıp haykırırdım." dedi.

Abdullah, 50 gün sonra koğuşa alındığını, bu şekilde Şam'daki Mezze askeri üssünde olduğunu öğrendiğini kaydetti.

68 gün boyunca sorgulandığını dile getiren Abdullah, "Sorguda insan aklının hayal edemeyeceği türlü türlü işkencelere tanıklık ettik ve yaşadık. İşkenceye maruz kalanların sesi hayli korkunçtu. Bir gün sorguda öyle kışkırtıldım ki küfür ettim. Tabancasını çıkarıp bacağıma sıktı. 3 gün boyunca bacağım kanadı. Revire götürmediler. 3 gün sonra sözde doktor olan bir kişi narkozsuz şekilde dikiş attı. Doktor değil, işkenceciydi." ifadelerini kullandı.

"800 kişinin bulunduğu bir odaya çırılçıplak kapattılar"

Bir gün koğuştan iyi davranılarak çıkarıldığını dile getiren Abdullah, şöyle devam etti:

"Tahliye edeceklerini sandım. Ayakta beklememi ve soyunmamı istediler. Bir ip getirdiler ve cinsel organımı kapının koluna bağladılar. Kapı her açıldığında, acı hissetmemek için onunla hareket ederdim. Tam bir gün bu şekilde kaldım. Odaya giren beni görünce eğlence amaçlı kapıyı sert kapatmaya çalışırdı. Sonunda yoruldum ve ne isterlerse itiraf edeceğimi söyledim. Dosyayı silah taşıyan biri olarak doldurdular. Koğuşa döndükten 3 gün sonra yaklaşık 800 kişinin bulunduğu bir odaya çırılçıplak kapattılar. Manzara korkunçtu. Bizimle 60 çocuk vardı. 7 ve 12 yaşlarında iki kardeş vardı. İnsanlar ya kahırdan ya da işkenceden öldü ya da delirdi. Gardiyan her gün koğuşumuzdan bir çocuğu çıkarıp tecavüz ederdi. Yardım etmekte aciz ve çaresizdik. Elimizden hiçbir şey gelmiyordu."

Abdullah, emir almadan konuşmak ve uyumanın yasak olduğu odada ancak "uyuyun" dendiğinde bir kişi ayakta, yanındaki kişi ise uzanarak uyuyabildiklerini, birçok kişinin eklem ve sinir iltihabı hastalıklarına yakalandığını söyledi.

Unutamadığı bir günün sorulması üzerine Abdullah, "Bir gün maskeli ve coplu 40 kişi koğuşu bastı. Birbirimizin üzerine basarak kaçmaya çalışıyorduk. Çok dövdüler. O gün 22 kişi vefat etti." dedi.

"Uyumak için odadaki fayansları aramızda paylaşırdık"

Abdullah, bir buçuk yıl kaldığı Mezze'den Kabun askeri polis birimine sevk edildiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Uyumak için odadaki fayansları aramızda paylaşırdık. Her üç kişiye iki fayans düşerdi. Biri dizlerini büküp uyurdu. Diğer kalan iki kişi de ayakta beklerdi. Aramızda bir veya iki saat sonra nöbetleşirdik."

Kabun'dan sonra ise rejimin en bilinen işkence yuvalarından Saydnaya'ya sevk edilen Abdullah, "Kimse kimsenin adını bilmezdi. Numaram 364'tü. Herkes orada numara ile iletişimdeydi. Yemek öğünü gibi dayak yerdik." dedi.

Abdullah, Adra ve Feyha cezaevlerine de gönderildiğini belirterek, "Bazen o yaşadığım anları hatırlayınca bir insanoğlunun nasıl o kadar fiziki ve psikolojik işkenceye dayanıp ayakta kaldığını merak ediyorum." değerlendirmesini yaptı.

Babası ve annesinin de bu süreçte cezaevinde kaldığını bildiğini söyleyen Abdullah, esir takası sırasında tahliye edildiğini aktararak "Cezaevinden çıktığımda 52 kiloydum. Çıkacağıma dair bir umudum yoktu. Böbreklerim, akciğerlerim enfekteydi. Bir yıl boyunca kan kustum. İki ay Türkiye'de tedavi görüp Suriye'ye döndüm. Psikolojik tedavi gördüm. Bir yıl boyunca düzenli uyuyamadım. Boş bir odada uyuyamadım." diye konuştu.

SURİYE'DE İŞKENCE MAĞDURLARI REJİMİN ZİNDANLARINI ANLATIYOR -
Kaynak: AA