Süreyya Serdengeçti'den Ekonomi Değerlendirmesi

Eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, Enflasyonu Artırmanın Sadece Kısa Vadede Büyümeyi Getireceğini Belirtirken, Türk Parasının Değer Kazanmasına Rağmen İhracatın Hızla Arttığını Söyledi.

Süreyya Serdengeçti'den Ekonomi Değerlendirmesi

Eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, enflasyonu artırmanın sadece kısa vadede büyümeyi getireceğini belirtirken, Türk parasının değer kazanmasına rağmen ihracatın hızla arttığını söyledi.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) şubat ayı meclis toplantısına katılan eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, Türkiye ekonomisinin son 7 yılını değerlendirdi. TBMM'nin Merkez Bankası'nı 30 yıllık mahcubiyetten kurtararak bağımsız hale getirmesini dönüm noktası olarak gösteren Süreyya Serdengeçti, "Enflasyon o tarihten itibaren düşmeye başladı. Uygulanan sıkı maliye ve para politikalarının da çok büyük etkisi var. Bu arada özel sektörün borcu yükseldi. Bu beklenmedik bir şey değildi.

Yıllarca bu memlekette özel sektör borçlanamadı. Kamu öyle bir borçlanıyordu ki başka hiç kimsenin borçlanma yapması mümkün değildi. Milli gelir oranında kamunun borcunda azalma var ki özel sektörün borcu artıyor. Bu kötü bir şey değildir. Bütün bu politikalar uygulanınca Türk parasına olan talep de arttı. Buna bağlı olarak da dövize olan talep azaldı. Türk parası 30 yıldan sonra değer kazandı. 'Paramız değer kazansın ama ihracatçılar ne yapsın' deniyor olabilir. IMF verilerine göre, 1951 yıllarında dünyadaki ihracat artışından daha hızlı ihracat artışımız olmuş. 1980'e kadar dünyadan iyi olamamışız. 1980'den sonra Turgut Özal'ın politikaları, ihracatı desteklemeye yönelikti. Orada bir sıçrama yaptık. 2000 yılından sonra ise dalgalı kur rejimi altında Türk parası da değer kazanırken, Türkiye'nin ihracatı da dünya ihracatına göre sürekli artmayı başardı. Yıllarca yapamadığımız şeyi son 7 yılda yapmışız" dedi.

İhracatta elbette döviz kurunun etkisinin olduğunu belirten Serdengeçti, "Ancak bizim ülkemizde iç ve dış talebin bunu belirlediğini görüyoruz. İstediğimiz kadar kurdan şikayet edelim, Türkiye'de son 10 yılda ciddi pazar artış oldu. 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülkelerin sayısı kıyaslanmayacak kadar arttı. 10 yıl evvel ihraç ettiğimiz 199 ürün çıkmış, 1044 tane ürün girmiş. İşte yabancılar bunları görüyor. Türkiye çok çeşitli üretim yapabilmektedir" diye konuştu.

"TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ ARTIYOR" Davos'ta toplanan Dünya Ekonomik Formu'nun yayınladığı global rekabet raporundan da veriler sunan Serdengeçti, "Burada her ülkeyi rekabet gücü açısından birbiriyle kıyaslıyorlar. İlk 100'deki yerimize baktığımızda 2000 yılında 68. sıradayız. 2002 yılında 81. sıraya geriliyoruz. Fakat 2003'ten itibaren ilerleme başlıyor ve 2007 yılında 41. sıraya çıkıyoruz. Nasıl olur? Bizim paramız değer kazanmadı mı? Rapora göre, Türkiye'de rekabet gücü ilerleme kaydediyor. Kamu bankalarındaki iyileştirmeyle beraber, o zaman yapılan Hazine-Merkez Bankası operasyonu milli gelirin sekizde biri kadar bir likidite elde etmiştir. Kamu bankalarında düzelme o zaman başlamıştır. Sermaye yeterliliğinde büyük ilerleme oldu. Banka sistemimizin büyük ölçüde sağlığına kavuştuğunu söylememiz mümkün. Özal, 1989 yılında bürokrasinin muhalefetine rağmen sermaye hareketlerini serbestleştirince sermaye geldi. 2003'ten beri resim değişmeye başlamıştır. Cari açığı nasıl finanse ediyoruz? Türkiye'de 2007 yılında kısa vadeli sermayede hep çıkış var. İlk 11 ay itibariyle onun yerini uzun vadeli sermaye ve doğrudan yabancı yatırımı geliyor. Kur için sıcak para gerekli değil. Soğuk para döviz ise o kuru geri götürüyor. Türkiye ekonomisi istikrara kavuştukça yabancıların ilgisi artmıştır. Yüksek faz, düşük kur söylemleri bana göre doğru değil" ifadelerini kaydetti.

Beklenen reel faizlerin yüzde 8'lere düşmesiyle sıcak paranın yukarılara çıktığını hatırlatan Süreyya Serdengeçti, "Aslında her ikisini de bekleyişler yönlendiriyor. Türkiye'de faizler aşağıya geldiği zaman kurlar da aşağıya geliyor. Faizler yukarıya çıktığı zaman kur da yukarı çıkıyor. 'Yüksek faiz var, o yüzden düşük kur var' diyemezsiniz. Bunları da aslında bekleyişler belirliyor. Son dönemde her ikisinin yavaş yavaş aşağıya geldiğini söyleyebiliriz. Bütün bunların sonucunda da büyüme gerçekleşti.

Türkiye'de gerçek büyüme olmuştur. Tıpkı geçmişte olmadığı gibi. 1970 ile 2001 yılları arasında 3.9 büyüme yaşanmış. 1980 ile 2001 yılları arasında bu oran 3.5'e düşmüş. 1990-2007 yılları arasında ise oran 3 oluyor. Son 30 yılda hiç bir şekilde büyümemişiz. Enflasyonu arttırmak sadece kısa vadede büyümeyi getirir. Kısa vade geçtiğinde tam ters etki yapar. Büyümeyi de köstekler. Türkiye 30 yıl bunu yaşamıştır. Enflasyon düşünce 2002-2006 yılları arasında büyüme hızımız 7.4'e çıkmıştır. Bu dönemde yapısal değişim var. Lokomotiflik görevi artık özel sektöre geçmiş. 7.4 içerisinde özel sektörün büyüme hızı 9.3 çıkıyor. Sıkı mali ve para politikaları uygulanmasaydı, bu büyümeyi bulamazdık. Düşük büyümeyle devam edecektik. Bu büyümeyle sanayimiz büyüdü. Kimi kesimler 'ithalat da büyüdü' diyor. İthalatta büyünmez, büyündüğü için ithalat yapılır. Türkiye'de de aynen de öyle oluyor" dedi.

Merkez Bankası Yasası'nın 4. maddesinin iyi anlaşılması gerektiğini dile getiren Serdengeçti şöyle devam etti:

"Bazı gazeteler 'Merkez Bankası politikasını değiştirirse', 'Enflasyonu 2 puan yükseltse de büyümede hızlansak' diyor. Yapmayın. Başkan Yılmaz, geçenlerde çok doğru bir şekilde demiş. 'O önce cennet, sonra cehennemdir'. Artık 30 yıldan doğru sonuçlar çıkaralım. Enflasyonla mücadeleyi bırakırsak hiçbir şey daha iyi olmayacak. Bunların yanında ülkede tabii ki sorunlar var. Bu sorunlar cari açık, işsizlik, kamu maliyeti, reel sektörün uyum sorunları, reel sektörün finansmana erişimi ve yabancı para kullanımıdır. Bunların çözümü de var. Bu da yapısal reformlardan geçiyor. Yapısal reformları hakkıyla yaparsak verimliliği arttırabiliriz. Bu yüksek seviyelerde büyümemizi sağlayacaktır. İstihdam artar, enflasyon aşağılara iner. Kalıcı yabancı sermayenin de gelmesini sağlayacaktır. Dünyada artan enerji fiyatları cari açığımızı büyük ölçüde etkiledi. Dünyada enerji fiyatları artmamış olsaydı, Türkiye'nin cari açığının milli gelire oranı aşağı yukarı yüzde 4 seviyelerinde istikrar kazanacaktı. Enerji fiyatları sebebiyle hem büyümede, hem de enflasyonda büyük darbe yedik. Türkiye'de 2003 yılından sonraki istihdam artışı, bütün doğu Avrupa ülkelerinin artışının üzerindedir. İstihdam başka şey, işsizlik başka şey. Bir birine bağlı değildir. Köyler boşalıyor. Fakat sanayi ve hizmetlere adapte edemiyoruz. Bunca işsizliğin olduğu ülkede asgari ücretteki fahiş artışların, işsizliğe en ufak faydasının olduğunu sanmıyorum." (OMR-MŞ-OK-E)