Son dakika haberleri: Esenler Öykü Günleri'nde "Öykünün Yükselişi" konuşuldu

Son dakika haberleri: Esenler Öykü Günleri'nde "Öykünün Yükselişi" konuşuldu

Son dakika haberleri: Esenler Öykü Günleri'nde 'Öykünün Yükselişi' konuşuldu
Anadolu Ajansı / Salih Şeref - Haberler | Güncel

Edinilen son dakika haberine göre Unutulmaz eserlere imza atan Ömer Seyfettin'in vefatının 100. yılında, usta yazarı anmak üzere düzenlenen "Esenler Öykü Günleri"ne Dergah Genel Yayın Yönetmeni Ali Ayçil ile yazar Cihan Aktaş konuk oldu.

Unutulmaz eserlere imza atan Ömer Seyfettin'in vefatının 100. yılında, usta yazarı anmak üzere düzenlenen "Esenler Öykü Günleri"ne Dergah Genel Yayın Yönetmeni Ali Ayçil ile yazar Cihan Aktaş konuk oldu.

Esenler Belediyesince gerçekleştirilen etkinliğin oturumları, pandemi tedbirleri dolayısıyla "www.sehirekrani.com" ve "Şehir Ekranı" Youtube kanalında kitapseverlerle buluştu.

Moderatörlüğünü Anadolu Ajansı (AA) Kültür Sanat Haberleri Editörü Bünyamin Yılmaz'ın yaptığı "Öykünün Yükselişi" başlıklı oturuma katılan Aktaş, öykü yazmaya başladığı yıllarda verdiği bir röportajda, kendisi gibi kadınların daha fazla öyküye yöneleceği ön görüsünde bulunduğunu dile getirerek, "Kadınlar, kırsal kesimde daha kısıtlı bir hayat yaşıyordu ve çevre baskısı çok daha fazlaydı. Özellikle tesettürlü kadınlar, uzun yıllar çok fazla çalışma alanı bulamadığı için evde daha kolay ulaşılabilir aletlerle üretime yöneldi. Ben de yazmaya bu şekilde başladım. Çekirdek ailedeki bebeğini büyütmekte olan genç bir anne için bir kağıt kalem ile öykü yazmak, neredeyse tek seçeneğe dönüşüyordu o yıllarda." dedi.

Cihan Aktaş, tesettürlü kadınların, bugün hayatın içerisinde daha fazla yer alabildiğine dikkati çekerek, son birkaç yılda ise erkek öykü yazarlarının sayısal bir artış gösterdiğine işaret etti.

Esenler ilçesinin tarihine de değinen yazar Aktaş, bu konuda pek çok insan hikayesi dinlediğini ve kaleme aldığını söyleyerek, "Rüzgarla İyi Geçinmek" adlı eserinde, bu ilçede yaşamış ve yolu Esenler ile bir şekilde kesişmiş insanlardan dinlediği bazı hikayeleri anlattı.

"Hikaye yaklaşık 800 yıldır bu toplumda yükseliyor"

Ali Ayçil ise öykü ve hikaye tanımlamaları arasındaki kullanım farklılıklarına değinerek, "Öykücü denildiğinde, modern bir özne olma durumuna, bir biçimde vurgu yapılır. Geleneksel bir kısım sorumlulukları yüklenmek zorunda olmadığına dair bir vurgu vardır. Bugün, öykünün yükselişini konuşuyoruz ama hikayenin yükselişi demiyoruz çünkü hikaye zaten yaklaşık 800 yıldır bu toplumda yüksek bir şey." diye konuştu.

Hikaye yazanların, kültürün eklemli ve taşıyıcı yanına dikkat eden bir tarafının olduğunu söyleyerek, "Günlük hayatta da özne olma durumundan çok, cemiyet olma durumuna vurgu yapıyordur. Bundan dolayı öykü ya da hikaye tanımını insanlar bilinçli tercih ediyorsa bu sadece bir isim değil aynı zamanda politik bir tercihtir." ifadelerini kullandı.

Yazar Ayçil, Türkiye'de öykünün yükselişine dikkati çekerek, Türkiye'nin roman aracılığıyla evrenselleştiğini, öykü aracılığıyla da yerli ruhsal yapısını edebiyata taşıdığını aktardı.

Öykü ve hikayeye gösterilen ilgiyi, "geleceğe bırakılan tutanaklar" olarak gördüğünü vurgulayan Ayçil, şöyle devam etti:

"Öykünün, hikayenin yükselişi bence edebiyatımız açısından genel olarak bereketli bir şey oldu. Çünkü konuşmaya başladık biz. Bu çok önemli. Benim öykücülerim, hikayecilerim var, kitaplarını yayımlıyorum. Bir dönemde gelen öykülere baktığınız zaman birbirine çok benziyorlar. Ev sorunları, ilişki sorunları, cinsiyet sorunları.

Öykü aynı zamanda belki 50-70 yıl sonra sosyolojik tanıklık da oluşturacak. Çünkü sanatçı, bir şeyi sadece fantastik olarak üretmez. O, toplumun, hayatın bir parçasıdır. Mutlaka ya yaşadı ya da yaşanan dünyayla bir ilişkisi vardır. Bizim, öyküler aracılığıyla geleceğe bıraktığımız, sanatın inceliğinden geçmiş, ciddi derecede tutanaklarımız oluşacak diye düşünüyorum."

"Edebiyatın yükünü büyük oranda hikaye ve şiir taşıyor"

Yazıyla ortaya konulan edebiyat türlerinde, şiir ve öykünün, zaman ve maliyet açısından insana en az yük olacak türler olduğunu dile getiren Ayçil, şunları aktardı:

"Kuşkusuz, Türkiye'de şiir ve öykünün çok yazılmasının, her yeni kuşakta fazlaca rağbet görmesinin tek nedeni budur diyemeyiz ama önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Cihan Hanım örnek verdi: Anne... Çocuğu var ve mutfakta. Mesela kadın yazarlar için mutfak çok önemli bir şeydir. Yıllarca çalışma odaları da olmadı. Şimdi böyle bir ortamda roman gibi bir kaç yılda tasarlanarak, mimarisi oluşturularak, her gün planlı bir metin ortaya çıkarmak o kadar kolay değil. Oysa öykünün, zaman aralıklarında inşa edilebilecek bir yanı var. Öte yandan telafi edilebilir türler; öykü de şiir de. Romana üç yıl harcarsınız. Bir, iki yıl yayıncı kapılarında dolaşırsınız. Beş yılınızı alır. Eğer romanınız yayınlanmamışsa ya ikinci bir yolculuğa çıkacak cesareti, gücü, takati bulamazsınız ya da ikinci yolculuk birkaç yılınızı daha alır. Ama öykü ya da şiir gibi türlerde yenilginizi görmek, kendinizi toparlamak, ikinci bir atağa geçmek için bu kadar uzun süre zamana da ihtiyaç yok."

Ayçil, Türkiye'de romanın hala, genişlemiş ve gelişmiş olmadığını sözlerine ekleyerek, "Edebiyatın yükünü, ki şiiri edebiyatın biraz dışına koyuyor, biraz içinde tutuyorum çünkü ontolojik yanları var, büyük oranda hikaye ve şiir taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Anadolu Ajansı / Salih Şeref

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Çok Okunan Haberler

title