Son dakika haberleri | DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR

Son dakika haberleri | DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR

Son dakika haberleri: OTELLERDE KORONAVİRÜS ÖNLEMLERİNİN İSRAFI DA ÖNLENMESİ BEKLENİYORANTALYA'nın Manavgat ilçesinde bulunan ve salgın sonrasında yeniden faaliyete başlayan otellerde uygulanan Covid-19 önlemleri israfın azalmasında da önemli oldu.

Son dakika haberleri | DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR
03.08.2020 11:20 | Son Güncelleme: 03.08.2020 12:59

OTELLERDE KORONAVİRÜS ÖNLEMLERİNİN İSRAFI DA ÖNLENMESİ BEKLENİYOR

ANTALYA'nın Manavgat ilçesinde bulunan ve salgın sonrasında yeniden faaliyete başlayan otellerde uygulanan Covid-19 önlemleri israfın azalmasında da önemli oldu. Önceden tabaklarını kendileri dolduran misafirler 'yeni normal' döneminde cam bölmeyle kapatılan noktalarda yemeklerini otel görevlilerinden almaya başladı. Ailesiyle birlikte tatil yapan Emine Durdu Şahin (11), israfın azaldığını gözlemlediğini söyledi. 

Erciyes Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Fatih Doğan Koca da "Özellikle israf konusunda da çok etkili oldu. Yiyeceğimiz kadarını istiyoruz" dedi. Otelin aşçıbaşısı Bahri Kurt ise "Büfeler tamamen camla kapatıldı ve tatilciler yemeklerden uzaklaştırıldı" derken, misafirlerin yemek alışkanlıklarında fazla bir şeyin değişmediğini anlattı.

Bütün dünyayı etkisini altına alan Covid-19 salgının ardından turizm sektöründe konaklama tesisleri yavaş yavaş açılmaya başladı. Birçok tesis halen kapalı durumda bulunurken, bazıları tatilcileri ağırlamaya başladı. Covid-19'un ardından 'yeni normal' diye adlandırılan dönemde turistik tesislerde en önemli konulardan birisi sosyal mesafe olarak belirlendi. Otellerde tatilcilerin yoğun olarak bulunduğu bütün alanlarda sosyal mesafe uyarıları dikkati çekerken, tesislerin restoranlarında yeni normal kuralları çok sert ve keskin uygulanıyor.

Antalya'nın Manavgat ilçesinde bulunan 5 yıldızlı otellerde geçen yıllarda uygulanan 'her şey dahil' sisteminde, açık büfe uygulaması yeni normal kurallarıyla birlikte değişikliğe uğradı. Restoranlarda masalardaki örtüler tamamen kaldırılırken, her misafirin ayrılmasından sonra masa ve sandalyeler görevliler tarafından dezenfekte ediliyor. Geçen yıllarda yerli ve yabancı turistler büfelerde kendileri istedikleri kadar yemek alırken, 'yeni normal' kurallarıyla birlikte yiyeceklere dokunamıyorlar. Personel tarafından yiyecekler tatilcilere verilirken, bu durumla birlikte otellerde israfın da kısmen önlendiği belirtildi. 'TATİLCİLER YEMEKLERDEN UZAKLAŞTIRILDI'Manavgat'ta bulunan 5 yıldızlı Xhanthe Resort Hotel'in aşçıbaşısı Bahri Kurt, 'yeni normal' denilen döneme herkesin alışması gerektiğini belirterek, "Bu duruma alışmak hem personelimiz hem de misafirlerimiz açısından ilk başlarda oldukça zor oldu. Ama şimdi herkes alıştı. Büfeler tamamen camla kapatıldı ve tatilciler yemeklerden uzaklaştırıldı. Şimdi bizim arkadaşlarımız, misafirlerimiz ne kadar isterse o kadar yemek veriyor. Eskiden olduğu gibi herkesin bütün yiyeceklere, yiyeceklerin olduğu 'reşo' denilen kapalı kaplara dokunmasının önüne geçildi" dedi.'BUNA BİZ DE ALIŞACAĞIZ, SİZ DE ALIŞACAKSINIZ'Oteli açtıktan sonra ilk önceleri bazı misafirlerin yemekleri kendilerinin almak istediğini ancak buna izin vermediklerini söyleyen Kurt, "Bizzat benim şahit olduğum bir olay, bir misafirimiz ısrarla kendisi almak istedi. Ancak biz vermedik ve 'Yeni dönemde kurallar bu şekilde. Buna biz de alışacağız, siz de alışacaksınız' dedik. Yeni gelen misafirlerimizin ilk başta büfeye konulan camdan dolayı tepkisi oluyor ama sonra onlar da alışıyor. Şimdi misafirlerimiz hangi yemekten ne kadar isterse ondan veriyoruz" diye konuştu.'ALIŞKANLIKLARDAN VAZGEÇEMİYORUZ'Tatile gelen yerli ve yabancı turistlerin geçen yıllarda çok yemek aldığına ve yemekleri yemedikleri için israf olduğuna yönelik özellikle sosyal medyada bazı paylaşımlar yapıldığına dikkati çeken Bahri Kurt, şunları söyledi:  "Şu ana kadar benim gözlemlediğim çok fazla bir değişiklik olmadı. Kısmen azalma olmuştur ama yemekleri bizim arkadaşlarımızın vermesine rağmen, 'doldur, doldur' diyerek tabaklarını dolduruyoruz. Yine ziyan oluyor. Alışkanlıklardan vazgeçemiyoruz."Mutfaklarda en önemli konunun hijyen olduğunu anlatan Kurt, "Mutfaklar, doğası gereği daha önceden de hijyen kurallarının maksimum uygulandığı yerlerdi. Yeni normal döneminde buna daha fazla dikkat ediyoruz. Misafirlerin görmediği arka kısımlarda bile artık personellerimiz, işe başlarken, ateşleri ölçülüyor ve sürekli olarak maske takıyor" dedi.Otelin restoran şefi Ferdi Coşkun, çalışanlara Covid-19 konusunda eğitim verildiğini, salgınla mücadele konusunda neler yapılması gerektiğini otel açılmadan önce anlattıklarını belirterek, "Restoranda bulunan masa ve sandalyeler sosyal mesafeye göre yeniden yerleştirildi. Masa üzerinde bulunan örtüler kaldırıldı. Çatal ve bıçaklar hijyenik olarak paketli olarak servis ediliyor. Masalarda örtülerimiz vardı, onları kaldırdık. Artık misafir masadan ayrıldıktan sonra boşlar toplandıktan sonra masalar dezenfektanla siliniyor" diye konuştu.'ÇOK FAZLA YEMEK İSRAF EDİLİYORDU'Otelde ailesiyle birlikte tatil yapan 11 yaşındaki Emine Durdu Şahin, israfın azaldığını gözlemlediğini söyleyerek, "Geçen senelerde çok fazla yemek israf ediliyordu. Bu sene yine var ama geçen yıllara göre daha iyi. Geçen senelerde masaların üzerinde yemek dolu oluyordu. Bazıları ısırılmış, bırakılmış veya hiç yenmemiş yiyecekler oluyordu. Bu yıl masaların yüzde 20 kadarı böyle ama bu sefer geri kalanı çoğu bitmiş durumda" dedi.'İSRAF KONUSUNDA DA ÇOK ETKİLİ OLDU'Geçen hafta evlenen Fatih Doğan Koca ve Kübra Koca çifti, balayı için geldikleri otelde uygulanan Covid-19 kurallarından çok memnun olduklarını söyledi. Erciyes Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Dr. Fatih Doğan Koca, daha önce konaklama tesislerinde çok fazla etkinliğe katıldıklarını ve Covid-19 öncesinde özellikle sosyal mesafe diye bir uygulamanın olmadığını söyledi. Restoranlarda uygulanan yeni sistemin çok iyi olduğunu belirten Koca, şunları söyledi:  "Restoranlarda herkesin eli yemeklere değmiyor. Personeller maskeli bir şekilde insanlara yemeklerini veriyor. Bu anlamda çok iyi. Bizim insanımız da kimsenin olmadığı zaman 'her şeyi alayım' diye bir düşünce var. Özellikle aç geldiğinde tabağı doldurmayı marifet zannediyorlar. Ama şimdi garsondan veya servis elemanından istediğimizde yiyebileceğimiz ölçüde istiyoruz. Mesela, 2 dilimse 2 dilim, 3 dilimse 3 dilim alıyoruz. Ama açık büfe olduğu zaman tabağı her geçen dolduruyordu. Özellikle israf konusunda da çok etkili oldu. Yiyeceğimiz kadarını istiyoruz. Mesela şimdi gittiğinizde 'bana 3 tane balık ver' diyemezsiniz. Ama önceden 3 balığı tabağa alıyordunuz."Matematik öğretmeni Kübra Koca da yeni dönemde özellikle sosyal mesafe hijyen konusunda yapılanların çok iyi olduğunu söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Restoranlardan Turistlere personelin yemeklerini vermesiRÖP 1: Bahri KurtRÖP 2: Ferdi CoşkunRÖP 3: Emine Durdu ŞahinRÖP 4: Fatih Doğan Koca ve Kübra Koca

HABER- KAMERA: Mithat ABAKAN/MANAVGAT (Antalya),

Haber Kodu : 200803016

======

ELİF'İN KARACİĞER TOPLARDAMARI, KALBİNE DİKİLDİ

BUDD Chiari Sendromu hastası tıp fakültesi öğrencisi Elif Seçgin (24), Antalya'da karaciğer toplardamarının direkt kalbine dikilmesiyle hayata tutundu. Dünyada 11'inci, Türkiye'de 6'ncı kez uygulanan bu teknikle sağlığına kavuşmaya başlayan Seçgin, rahat nefes alabildiği için çok mutlu olduğunu söyledi.İstanbul'da yaşayan Elif Seçgin, tıp eğitimi için Bulgaristan'ın Sofya kentine gitti. Tıp fakültesinde okuyan Seçgin, burada rahatsızlanınca ailesinin yanına döndü. Seçgin, 2015 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvurdu. Yapılan kontrollerde Seçgin'e, Budd Chiari Sendromu (karaciğerde bulunan hepatik venin tıkanması sonucu oluşan sendrom) teşhisi konuldu. Hastalıkla ilgili tedavisine devam eden Seçgin'in 2019 yılında karnında büyük bir şişlik oluştu. Bunun üzerine tekrar doktoruna başvuran genç kızın karaciğer nakli olması gerektiği söylendi.EĞİTİMİ YARIM KALDIElif Seçgin bunun üzerine daha önce dayısının karaciğer naklinin de yapıldığı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdu. Bir süre organ bekleyen Seçgin'e, kadavradan karaciğer nakli yapılacağı haberi verildi. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nden Doç. Dr. Tuğrul Çakır'ın ameliyatını yaptığı Seçgin'in karaciğer toplardamarı direkt kalbe dikilerek, hayata tutundu. Dünyada 11'inci kez, Türkiye'de ise 6'ncı kez uygulanan teknikle nakil olan Seçgin, hastalığı nedeniyle 3'üncü sınıfta yarım bırakmak zorunda kaldığı tıp fakültesindeki eğitimine Antalya'da devam etmek istiyor.'EN BÜYÜK HEDEFİM YÜZÜSTÜ YATABİLMEK'Ameliyatının ardından rahat nefes alabildiği için çok mutlu olduğunu belirten Seçgin, "Daha önce dayım burada karaciğer nakli olduğu için ben de Antalya'ya geldim. Başvuru yaptım ve nakil için organ beklemeye başladım. Tahminimden kısa sürede organ bulundu. Şu an hiçbir sıkıntım yok ve ağrılarım da geçiyor. En önemlisi rahat nefes alabiliyorum, sırt üstü yatabiliyorum ve istediğim kadar su içebiliyorum. Benim için bunlar çok büyük şeyler. Şimdi en büyük hedefim yüzüstü yatabilmek. Bunun için de sabırsızlıkla yaralarımın iyileşmesini ve karnımdaki şişliğin inmesini bekliyorum. Sağlıklı birisi olarak okuluma bundan sonra Antalya'da devam etmek istiyorum" dedi.'HASTALIKLA YÜZLEŞİNCE ORGAN NAKLİNİN ÖNEMİNİ ANLADIM'Organ bağışının önemine dikkat çeken Seçgin, "Kıyafetlerimizin bile geri dönüşümde kullanıldığı böyle bir dönemde organlarımızı da değerlendirmemiz gerekiyor. Ben tıp okumama rağmen, basit geliyordu. Ancak hastalıkla yüzleşince ne kadar önemli olduğunu anladım. Çünkü hep geleceği düşünüyorsunuz. Nefes alabilecek miyim, okula gidebilecek miyim, yürüyebilecek miyim, yemek yiyebilecek miyim gibi basit şeyler bile çok önemli anlar olabiliyor. Eğitim ve araştırma hastanelerinin bu kadar donanımlı olduğunu düşünmüyordum. Ancak buraya gelince tüm düşüncem değişti. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum" diye konuştu. ANNE GÖZYAŞLARI İÇERİSİNDE ANLATTIKızının hastalığı boyunca yaşadıkları süreci anlatırken gözyaşlarını tutamayan anne Nebile Seçgin, "Bunları yaşayacağımı hiç düşünmüyordum. Ben de üniversite çalışanıyım. Her gün organ bağışlarıyla karşı karşıyaydım ama insan içinde olmayınca kıymetini bilemiyor. Kızıma vefat eden yakınlarının karaciğerini bağışlayan aileye sabır diliyorum. Onlara teşekkür edilemez, ben o aileye minnettarım" dedi.ÖZEL TEKNİK KULLANILDIElif'in 3 ay önce karaciğer yetmezliği tanısıyla hastanelerine başvurduğunu ve tedavisine hızla başladıklarını söyleyen Doç. Dr. Tuğrul Çakır, "Aslında meslektaşımız olan tıp fakültesi öğrencisi Elif bize 3 ay önce kronik karaciğer yetmezliği tanısıyla başvurdu. Hastamızda Budd Chiari Sendromu'na bağlı olarak karaciğer yetmezliği ileri safhadaydı. 1 yıl önce karaciğer nakli yaptığımız dayısının aracılığıyla Antalya'ya geldiler. 17 gün öncede kendisine hastanemizden karaciğer bağışı oldu ve başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Elif'in ameliyatında özel bir teknik yapılması gerekiyordu. 17 santimetrelik Vena kava denilen, kalpten çıkıp karaciğere bağlanan yaklaşık 4,5 santimetre çapındaki damar, yarım santimetrelik çapa düşmüştü. Bunun sonucunda da Budd Chiari Sendromu gelişmiş" diye konuştu.'AMELİYAT ÖNCESİNDE KOCAMAN KARNI VARDI'Ameliyatın ardından Elif'in şikayetlerinin tek tek geçtiğini belirten Doç. Dr. Çakır, "Bağışlanan karaciğerdeki damarın bir ucunu direkt kalbin giriş kısmındaki vena kavasına, diğer ucunu da böbrek venlerinin döküldüğü alt vena kavaya birleştirdik. Ameliyat öncesinde kocaman bir karnı, soluk bir suratı vardı. Elif çok sıkıntılar çekmişti ve ameliyatın üzerinden 17 gün geçti. Bugüne kadar bu sıkıntıların tek tek kaybolduğunu gördük. Solunumunda sıkıntı kalmadı. Elif'in ameliyatında uygulanan bu teknik, tıp literatürüne de girdi. Dünyada 11'inci, Türkiye'de ise 6'ncı kez uygulandı" dedi.'ELİF'İ GÜLER YÜZÜYLE GÖRMEKTEN MUTLUYUZ'Elif'in ameliyatını gerçekleştiren ekipte yer alan Anestezi ve Reanimasyon Kliniği sorumlusu Doç. Dr. Nilgün Kavrut Öztürk, "Biz organ nakli hastalarımızı ameliyat öncesinde değerlendiriyoruz, hem de ameliyat sürecinde ekip olarak başında oluyoruz. Elif de hastalarımızdan biriydi. Başarılı bir operasyon geçirdi. Bir süre yoğun bakımda yattı, ancak bu süreci başarıyla atlattı. Elif'i bu şekilde güler yüzüyle görmekten dolayı çok mutluyuz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Doktorların hastayı ziyareti ve konuşmasıHasta kızın yakın plan görüntüsüRÖP 1: Doç. Dr. Tuğrul ÇakırRÖP 2: Doç. Dr. Nilgün Kavrut ÖztürkRÖP 3: Elif Seçgin Kızın maskeyi çıkarması Organ nakli yazısından görüntüDetaylar

HABER: Semih ERSÖZLER- KAMERA: Süleyman EKİN/ANTALYA,

Haber Kodu : 200803015

========

8 KİŞİLİK EKİBİN 3 YILLIK ÇALIŞMASIYLA TÜRKİYE'DE 'SPESİFİK KİMYASAL'IN ÜRETİMİNE BAŞLANDI

VAN Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurettin Mengeş ve 8 kişilik akademisyen ekip, 3 yıldır üzerinde çalıştıkları spesifik kimyasalların üretimine başladı. Özellikle kimya bölümü, kimya mühendisliği, nano kimya, nano malzeme çalışanlar, boya endüstrisi, ilaç endüstrisinde çalışma yürütenlerin bu kimyasalları kullandığını belirten Doç. Dr. Mengeş, bunun artık Türkiye'de üretiliyor olmasının ülke adına çok güzel bir gelişme olduğunu söyledi.Van YYÜ Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurettin Mengeş 2017 yılında Van Teknokent'te kurduğu şirkette temel araştırmalar yapıyor. Doç. Dr. Mengeş ve 8 kişilik ekibi, 3 yıldır üzerinde çalıştıkları proje kapsamında spesifik kimyasallar üretimine başladı. Spesifik kimyasalların önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Mengeş, Türkiye'de bu kimyasalları üreten firmanın olmadığını belirterek, "Genelde bir temel araştırmacı ilaç endüstrisinde olabilir, akademisyen olabilir, herhangi bir enstitüde çalışıyor olabilir. Bu kimyasallara ihtiyaç duyduğu zaman yurt dışından ithal etmek zorunda kalıyor. Bu araştırmacılara, gümrük sorun yaşanmazsa, minimum 2 ay süre içinde oluşuyor. Bunun dışında pandeminin bize gösterdiği bir diğer problem var. Pandemi gibi çok önemli ciddi bir sorun oluyorsa dünyada, tedarik zincirinde kesilmeler meydana geliyor. Bu kesilmeler gıdalarda oluyor, ilaç endüstrisinin ihtiyaç duyduğu ham maddelerde oluyor veya diğer ham madde ile iş yapan diğer endüstri kollarıyla oluyor. Hal böyle olunca bu kesintilerin minimize edilmesi için, kendi ülkenizde ham maddelerin üretimini yapmak zorundasınız. Bu nedenle de biz firma olarak, spesifik kimyasallar üretimine ciddi önem veriyoruz" dedi.25 SPESİFİK KİMYASALIN ÜRETİMİNE BAŞLANDIDoç. Dr. Mengeş, bu proje sonucunda şu an hem Türkiye hem dünyada herhangi bir talep olması halinde ürettikleri 25 spesifik kimyasalın isteyenlere maksimum 5 gram ölçeğinde kendilerine ulaştırabileceklerini söyledi. Üreten firmanın Türkiye'de olmasının önemine vurgu yapan Doç. Dr. Mengeş, şunları söyledi: "Türkiye'de herhangi bir akademisyen bu kimyasalları kullanmak istediği zaman, bir veya iki hafta içinde bu kimyasalları biz kendisine ulaştırabiliriz. Bu da bir akademisyen ve araştırmacı için çok kıymetli. Temel araştırmalarda zaman bizim çok önemsediğimiz bir şey. Bu nedenle spesifik kimyasalların üretimini yapıyor olmak bizim için çok kıymetli. 25 kimyasalımızı 2020'nin ilk çeyreğinde üretebileceğimizi duyurduk 5 gram seviyesinde. Dilerim çalışmalarımızı devam ettikçe bu sayıyı artırıp akademisyenlere ve araştırmacılara duyurmak niyetindeyiz. Spesifik olarak satışını gerçekleştirdiğimiz kimyasallarımızdan sadece 4 tanesi dünyada diğer büyük firma tedarikçilerinde bulunuyor. Geriye kalan 21 kimyasalın üretimi firmamız tarafından yapılıyor."'ULUSAL VE ULUSLARARASI PATENT BAŞVURUSU YAPACAĞIZ'Yaptıkları araştırmalar neticesinde başka firmaların üretiminin olmadığını anlatan Doç. Dr. Mengeş, "25 kimyasalı üretirken de mümkün mertebe kendi sentez yöntemlerimizi kullanarak sentezlemeyi amaçladık. Bunun için de temel araştırmalarımızla ortaya çıkardığımız sentez yöntemlerimizi korumak için patent sürecine de başlattık. İlk ulusal patent başvurumuzun hazırlığını şu an yapıyoruz. O tamamlandıktan sonra kısa süre içinde uluslararası patent başvurumuzu da yapmış olacağız. Bu vesileyle kullandığımız metotlarımızı garanti altına almış olacağız. Bu sayede ülkemizin hem katma değerli ürünlerinin arttırılması, özellikle spesifik kimyasal hammaddelerinin üretimiyle ilgili ciddi bir katkı sağlayabiliriz diye düşünüyorum" dedi. '8 KİŞİLİK EKİP GECE GÜNDÜZ ÇALIŞTI'Alanında uzman 8 kişilik ekiple çok ciddi emek harcanarak haftanın her günü çalıştıklarını belirten Doç. Dr. Mengeş, mesai kavramlarının olmadığını belirterek, "Bizler sürekli kimyasal ham madde kullanan bir grup araştırmacılarız. İhtiyacımız olan bir kimyasalın yurt dışından ithal edilmesi büyük bir sorundur. Çünkü bu kimyasal satın alınmaya kalkıldığı zaman Türkiye'deki tedarikçisi ya da distribütör size minimum 2 ay vermektedir. Bu kimyasalın üretimini yapan ülkede eğer bir sorun yoksa minimum 2 ay veriyor. Eğer bir sorun varsa bazen 3, bazen 4 aya kadar çıkabiliyor. Bu üretimdeki kısıtlama ya da tedarik sürecinin uzaması sizin araştırmanızı engelliyor. Bu engellemeleri ortadan kaldırmak için bu firma üzerinden bizde spesifik kimyasalın tedarikinin Türkiye'de gerçekleştirilmesini hedefledik. Nihayetinde yirmi beş spesifik kimyasalla başlamış olduk" diye konuştu.PANDEMİ SÜRECİNDE TEDARİK ZİNCİRİ KIRILIYORPandemi sürecinin de bu çalışmada çok önem kazandığını anlatan Doç. Dr. Mengeş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Pandemi gibi bir durumda tedarik zincirin kırıldığı zaman bir kimyasalı değil 2 ay belki bir sene içinde de satın alamayabilirsiniz. Bunun örnekleri de var. Ocak ayında talep ettiğimiz ürün hala bize ulaşmış değil. Bunların önüne geçmek için Türkiye'de bu tür firmaların artması gerekiyor. Spesifik kimyasalların üretiminin artması gerekiyor. Çünkü spesifik kimyasalları, kimya bölümü, kimya mühendisliği, nano kimya, nano malzeme çalışanlar, boya endüstrisi, ilaç endüstrisi ciddi anlamda bu kimyasalları kullanıyor. Bu kimyasalların kendi ülkesinde çalıştığı Ar-Ge yaptığı ülkede bulunuyor olması onlar için büyük bir nimet denilebilir. Türkiye'de çalışan bir araştırmacı bu kimyasalın kendisine bir veya iki hafta içinde ulaşacağını bildiği zaman araştırmasına başlayabiliyor. Fakat uzun süreli bir tedarik zinciri oluşturacağı zaman bu araştırmayı ya öteliyor ya da hiç yapmıyor. Öyle olunca da biz araştırmacıya ciddi bir zaman kazandırıyoruz. Bunun dışında kimyasal üretim seviyesinde biz 5 grama kadar üretebiliyoruz. Eğer siz bunu büyük ölçeklere taşımak isterseniz bunun endüstriye aktarımı da söz konusudur. Endüstriyel aktarımı demek hem katma değer anlamında ülkeye para kazandırıyor. Hem de ciddi istihdamlar sağlıyor. Bu açıdan da ülkemiz için ciddi bir kazanç diye düşünüyoruz." 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-----------------Teknokentte çalışmalarını yürüten ekip-Ekibin çalışmalarından detaylar-Doç. Dr. Nurettin Mengeş ile röportaj-Yapılan çalışmalardan genel ve detaylar-Van Teknokent ve ekipten genel

Gülay KUYUCU- Orhan AŞAN/VAN,

Haber Kodu : 200803021========================

BİBLO VE MAGNETLERİYLE DENİZLİ'Yİ DÜNYAYA TANITIYOR

DENİZLİ'de yaşayan Cemal Erki, 30 yıl önce başladığı biblo ve magnet üretimini sürdürüyor. 'Beyaz cennet' Pamukkale ve horoz temalı biblo ve magnetler yapan ve yerli ve yabancı turistlere satan Erki, Denizli'nin tanıtımına katkıda bulunuyor.Pamukkale ilçesi Aşağışamlı Mahallesi'nde yaşayan 65 yaşındaki Cemal Erki, 1985 yılında tekstil ürünleri satışı yapmak için Almanya'ya gitti. Erki, işleri yolunda gitmeyince Çinli bir komşusunun yanında biblo yapımında çalışmaya başladı. Burada hediyelik biblo ve magnet yapımını öğrenen Erki, 1990 yılında memleketi Denizli'ye döndü. Evinin bahçesinde bir atölye kuran Erki, eşi Halime Erki ile birlikte biblo ve magnet imalatına başladı.Atölyesinde 30 yıldır aralıksız olarak üretime devam ettiğini belirten Erki, "Horoz ve Pamukkale temalı magnet ve biblolar yapıyoruz. Saat 06.00' da çalışmaya başlıyoruz. Evde boş durmaktansa üretim yapmaya devam ediyoruz. Yaptığımız üretim meşakkatli bir iş. İlk olarak ham maddemiz olan alçıyı karıyoruz. Kalıplara döküyoruz. Kurumasını bekliyoruz. 3 gün sonra kalıplardan çıkarıp ince işçiliğini yapıyoruz. Daha sonra boyasını yapıp hazır hale getiriyoruz" dedi.Günde yaklaşık 300 biblo ve magnet ürettiklerini belirten Erki, "Bu işi severek yapıyorum. Pamukkale'ye dünyanın birçok ülkesinden turistler geliyor. Yaptığım ürünleri satın alıp ülkelerine götürüyor. Bazen televizyonlarda kendi yaptığım ürünleri görüyorum, çok seviniyorum. Yaptığım ürünlerin üzerinde Denizli ve Pamukkale yazıyor. Yabancı ülkelerde benim yaptığım ürünleri görenler Pamukkale'yi öğrenmiş oluyor. Bu sayede dünyaya Türkiye'yi tanıtmış oluyorum. Bu çok güzel ve mutluluk verici" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -Cemal Erki'nin alçı karması-Cemal Erki'nin alçıyı kalıplara dökmesi-Kuruyan kalıpların çıkarılması-Cemal Erki'nin biblo ve magnetleri boyaması-Horoz ve Pamukkale biblolarından görüntüler-Cemal Erki ile röportaj

Haber-Kamera: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

Haber Kodu : 200803027

=========================

TARIMA KAZANDIRILAN ATIL ARAZİ SAYESİNDE ÖĞRENCİLERE BURS VERİLECEK 

KARAMAN'ın Ermenek ilçesi Kazancı Beldesi'nde atıl vaziyette olan yaklaşık 90 bin metrekare arazi tarıma kazandırılıp, zeytin fidanı ve biber fidesi dikilip tarıma kazandırıldı. Burada yetişen araziden elde edilecek gelir sayesinde üniversitelere burs verilecek. Ayrıca her üretim dönemi boyuncu 50 kadına istihdam sağlanması planlanıyor.  

ATIL ARAZİ, ÖĞRENCİLERE BURS KAYNAĞI OLDUKazancı  Belediyesi 90 bin metrekarelik atıl arazinin değerlendirilip, öğrencilere burs vermesi için Toroslar Tarımsal Kalkınma Kooperatifiyle bir protokol imzaladı. Ardından bölgedeki öğrencileri burs kaynağı oluşturmak için araziye 2 bin zeytin fidanı dikildi. Fidanların büyüyüp ürün vermeye başlaması sırasında geçen süreçte fidanlar arasındaki boşluk alanlara 400 bin biber fidesi dikilerek değerlendirildi. Yine aynı şekilde biber üretiminden de elde edilecek gelirle öğrencilere burs verilecek. Üretim dönemi boyunca da bölgedeki kadınların da ev ekonomilerine katkı sağlayabilmesi için kadınlar istihdam ediliyor. Kadınlar ise neşe içinde yeri geldiğinde şarkı söyleyip, oynayarak biber ekili tarlada çalışıyor. Toroslar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mustafa Tarım, arazinin kooperatifin ilk uygulama sahası olduğunu belirtti. Arazide zeytin üretilip, elde edilecek gelirle öğrencilere burs verileceğini ifade eden Tarım, " Zeytin fidanları diktik ve zeytin üretiminden elde edilecek gelirin yüzde yüzü öğrencilerimize burs olarak verilecek.  Zeytin fidanları büyüyene kadar arasında toprak boş kalmasın diyerek Sayın Cumhurbaşkanı'mızın da 'Her bir karışı ekin' demesiyle başlayan kampanya üzerine   400 bin adet biber dikerek bölge ekonomisine ve insanlarına katkımız olsun istedik. Pandemi sürecinde bir şeyler üretmek istedik. Burada çalışan kadınlarımıza da katkı oluyor."diye konuştu. Kooperatifte gönülle olarak destek olan ve  kooperatif başkanının kuzeni coğrafya öğretmeni  Mustafa Tarım da, "Toroslar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi  olarak 400 bin kök biberi toprakla buluşturduk. Ben coğrafya öğretmeniyim. Okullarda öğrencilerimizin ekonomik durumlarını görünce üzülüyordum.  Bu üzüntülerimizin neticesinde öğrencilerimize burs vermek için böyle bir girişimde bulunduk.   Buradan elde ettiğimiz gelir öğrencilerimiz burs vereceğimiz için mutluyum. "dedi. Kazancı Belde Belediye Başkanı Muhittin Tuncel de şunları söyledi: " Arazı atıl durumda olan kontrolsüz bir araziydi ve Toroslar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi'ne verdik. Kooperatif 2 bin adet zeytin dikti. Bu zeytinin bütün gelirleri bu yörenin üniversite okuyan gariban öğrencilerine burs olarak gidecek. Ayrıca zeytinler büyüyünceye kadar, birkaç yıl aradaki araziyi değerlendirmek için kooperatif biber dikti. Yine kooperatifin bütün faaliyetlerinden elde etmiş olduğu net karın yüzde 5'i öğrencilere burs olarak verilecek bunu da kooperatifin tüzüğüne koydurduk." Ermenek'in yaklaşık 2 bin 600 nüfuslu Kazancı Beldesi,  Orta Torosların kuzey yamacına bakan bir vadide kurulmuş olup, üç tarafı dağlarla çevrili. Başta hayvancılık olmak üzere tahıl bitkileri, meyvecilik ve sebzecilik yapılıyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Kadınların çalışması -Tarladan detay Röportajlar 

Haber-Kamera: Ali Rıza ETCİ/ERMENEK(Karaman),

Haber Kodu : 200803019================================

İZMİRLİ ÖĞRETMEN, BİNGÖL'DE ÇOCUKLAR İÇİN ÜCRETSİZ SANAT EVİ AÇTI

İZMİR'den Bingöl Halk Eğitim Merkezi'ne atanan El Sanatları Öğretmeni Tuğçe Kaya, (33) çocukları ve gençleri sanata yönlendirmek için kiraladığı işyerini sanat evine dönüştürdü.

Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nden mezun olan Tuğçe Kaya, 2 yıl önce el sanatları öğretmeni olarak Bingöl Halk Eğitim Merkezi'ne atandı. Kentte, çocukların ve gençlerin sanata ilgisinin az olduğunu gören Kaya, şehir merkezinde 2 bin TL'ye bir iş yerini kiralayarak, sanat evine dönüştürdü. Kaya, burada çocuklara ve gençlere ücretsiz ahşap yakma, deri, cam, seramik, çini boyama, resim ve müzik konularında eğitimler vermeye başladı.

'AMACIM GENÇLERİ SANATA YÖNLENDİRMEK'

2 yıldır Bingöl'de olduğunu ve gençleri sanata yönlendirmek amacıyla sanat evini açtığını belirten Kaya, "Sanatın insanlar üzerinde etkisi büyüktür. Sanat yoluyla insanları daha rahat bilinçlendirebiliriz. Toplumumuz sanata önem verirse, kendilerini daha iyi ifade eden, duygusal, merhametli, vicdanlı insanlar yetiştirebiliriz. Atatürk'ün, 'Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' diye bir sözü var. Uygarlık durağının merdiveni sanattır. Sanata ve sanatçıya önem verirsek toplumumuzun gelişiminde katkıda bulunmuş oluruz" dedi.

'SERAMİK, ÇİNİ, NAKIŞ BİZİM MİRASIMIZDIR'

Sanat evine çocukların ve gençlerin dışında yetişkinlerin de ilgi gösterdiğini belirten Kaya,şunları söyledi:

"Çocuklara ücretsiz eğitim vermek istiyorum. Eğer çocuklarınızı sanat evine yönlendirirseniz, onlara katkıda bulunmuş olursunuz. 3 aydır burayı açtık. Ben daha çok çocukların gelmesini istiyorum. Çocukların becerileri, eğitimle gelişiyor. Ahşap yakma, deri, cam, seramik, çini, sanata dair resim, müzik eğitimlerini aldım. Bunu toplumumuza aktarmak istiyorum. Çünkü, bilgi paylaştıkça çoğalır. Gençlerin sanata ilgisi az. Gelecek nesillerimize aktarmak istiyoruz. Seramik, çini, nakış ve benzerleri bizim mirasımızdır. Bu yüzden çocuklarımızı sanat evimize davet ediyorum. Bir ülke kendi sanatına sahip çıkarsa gelişebilir. Ancak gençlerin ilgisi yok denilecek kadar az. Gençlerimiz, sanatla hayatlarını daha iyi devam ettirebilirler. Sanat ruhsal anlamda insanları çok iyi etkileyebiliyor. Sanat sayesinde duygularınızı, düşüncelerinizi en iyi şekilde ifade edebilirsiniz. Kendini ifade edebilen gençler yetişirse, bu sefer kötülükler de azalır. O sebeple gençlerimizi, çocuklarımızı sanata yönlendirelim."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Sanat evinden detaylarTuğçe Kaya'nın boyama çalışması yapmasıTuğçe Kaya'nın konuşmasıÇocuklara müzik eğitimi vermesiÜretilen eserlerden detay

Haber-Kamera: Aziz ÖNAL/BİNGÖL,

Haber Kodu : 200803017=================================

ERZURUM'UN ATLI OKÇU KADINLARI, 'KADINA ŞİDDETİ' 12'DEN VURARAK PROTESTO ETTİ

ERZURUM'un Kızıl Elma Geleneksel Sporlar ve Atlı Okçuluk Kulübü'nün kadın üyeleri, atlarını dörtnala sürüp oklarını 12'den vurarak kadına yönelik erkek şiddetini protesto etti. Kulüp Başkanı Ayşe Melek Okuyucu, "Kadın yeri gelmiş komutan, yeri gelmiş devlet başkanı olmuş. Bu kadar kıymet ve değer verilen bir canlının son zamanlarda katledilmesi, şiddete uğraması bizi yürekten üzmektedir. Kadın güldür, koklanıp sevilmeli" dedi.Erzurum merkez Yakutiye ilçesindeki Veysefendi İlkokulu'nda sınıf öğretmeni olarak görev yapan Ayşe Melek Okuyucu'nun (39), 2016 yılında kurduğu Kızıl Elma Geleneksel Sporlar ve Atlı Okçuluk Kulübü üyeleri, erkek şiddetine dikkat çekmek için atları ile tozu toprağa kattılar. Dörtnala sürdükleri at sırtında gerdikleri yayları bırakarak okları 12'den vuran kadınlar, şiddetin hiçbir türünün kabul edilemez olduğunu söyledi. Erzurumlu Nimet- Mükrim Okuyucu çiftinin 4 kızından en büyükleri olan Ayşe Melek, 80 sporcunun bulunduğu kulüpteki erkek ve kadınlara at binmeyi ve at sırtında ok atmayı öğretiyor. Kulübün kadın sporcuları son günlerde artan erkek şiddeti ve kadın cinayetlerini protesto etmek için ata binip dörtnala sürdü. Tozu toprağa kattıkları pistte ellerindeki yayları gererek oklarını 12'den vuran kadınlar, artık bu tür olayları ne görmek ne de duymak istemediklerini belirtti.Kulüpte yaşları 8 ila 45 arasında değişen 20 kadın sporcu olduğunu belirten Ayşe Melek Okuyucu, artan kadın cinayetlerine tepki göstermek amacıyla, 'kadına şiddete hayır' sloganıyla burada gösteri düzenlemek istediklerini bildirdi. Müslüman Türk kadını olarak gerek tarihimizde, gerek medeniyetimizde gerek ise yüce dinimiz olan İslam'da kadına çok büyük değer ve önem verildiğini hatırlatan Okuyucu şunları söyledi: "Toplum açısından kadın, ailenin ve toplumun temelidir. Kadın üretkendir. Destek verirseniz başarı gösterir. Türk tarihine baktığımız zaman kadın hakanın yanında hatun olmuştur. Hakanın yanında iki oturma yeri vardır; biri subaşının diğeri hatunun yeridir. Verilen emirlerde ve kararlarda kesinlikle hatunun fikri alınır, hatunun onayı olmayan hiç bir fikir kabul edilmez. Kadın yeri gelmiş komutan olmuş, yeri gelmiş devlet başkanı olmuş. Bu kadar kıymet ve değer verilen bir canlının son zamanlarda katledilmesi, şiddete uğraması bizi yürekten üzmektedir. Kadın güldür, koklanıp sevilmeli. Gül de dikensiz olmaz. Hiç bir gülü de dikeni var diye koparıp atanı görmedim. Kadına gereken desteği sevgiyi verelim. Kadına yönelik şiddeti 12'den vurup bitirdiğimiz anlamına gelsin inşallah. Bu acı, kötü, topluma yakışmayan haberleri bir daha duymayalım."Spor lisesinde tarih öğretmeni olan evli 3 çocuk annesi Perihan Yıldız (38) ise, "Daha önceden okçuluk yapıyordum. Melek hocayla beraber de atlı okçuluğa başladım, yaklaşık 2 ay oldu. Kadın erkeğin tamamlayıcısıdır. Kültürümüzde kadın her zaman erkeğin yanında değerli olmuştur. Kadın sadece sevilmeli, saygı duyulmalı. Şiddetin her türlüsüne karşıyız" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Kızların atları sevmesi-Atları hazırlaması-Atların ahırdan çıkarılması-Atların alana gidişi-Kadına şiddete hayır demeleri-Hümeyra Pardeli'nin anonsu-At üstünde ok atmaları-Perihan Yıldız ile röp.-Ayşe Melek Okuyucu ile röp.-Detaylar-Drone ile çekilen görüntüler

Haber-Kamera: Turgay İPEK -Hümeyra PARDELİ/ERZURUM,

Haber Kodu : 200803018

====================================

ELAZIĞ'DA 41 KİŞİNİN YAŞAMINI YİTİRDİĞİ DEPREMİNİN RAPORU YAYIMLANDI

ELAZIĞ'da 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6.8'lik depremle ilgili Fırat Üniversitesi Fırat Yapısal Hasarları Araştırma Grubu'nca hazırlanan, mühendis ve mimarlar için kaynak olacak inceleme ve değerlendirme raporu yayımlandı.

Merkez üssü Sivrice ilçesi olan, 24 Ocak'taki 6.8 büyüklüğündeki depremde Elazığ'da 37, Malatya'da 4 olmak üzere 41 kişi hayatını kaybederken, 15 bine yakın bina ise ağır ve orta derece hasar aldı. Deprem sonrasında Fırat Üniversitesi Fırat Yapısal Hasarları Araştırma Grubu'nça 10 öğretim üyesi ve araştırma görevlisi ile birlikte Elazığ'ın deprem raporu detaylı bir şekilde hazırlanarak yayımlandı. 178 sayfalık raporda ağır ve orta hasar alan tüm binaların bilgisinin yanında, mühendislik anlamında her mahalleden 100 bina da özel olarak incelendi. Ayrıca 6.8'lik depremin öncesinde hasarlı olan binalar ile mahallelerin eski yapı stoğu hakkında bilgi olması amacıyla eski fotoğraflar da yer aldı. Raporun yayımlanmasıyla, inşaat mühendisleri ve mimarlar için kaynak olması ve olacak depremlerde yapıların ayakta kalması hedefleniyor.

'SADECE TEKNİK AÇIDAN DEĞİL, ARŞİV OLMASI AÇISINDAN DA ÖNEMLİ'

Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Fırat Yapısal Hasarları Araştırma Grubu Koordinatörü Doçent Doktor Kürşat Esat Alyamaç, depremin Elazığ'da olması nedeniyle deprem raporu hazırlanmasının zorunlu hale geldiğini belirterek, şunları söyledi:

"Bizden önce inceleme raporu hazırlayan çeşitli kuruluşlar ve üniversiteler oldu fakat biz Fırat Üniversitesi olarak daha detaylı bir rapor hazırlamak istedik. Çünkü sadece teknik açıdan değil memleketimizin bir arşivi olması açısından da önemliydi. Çünkü bazı mahallelerimiz tamamen kayboldu. Aslında onlar birçoğumuzun gençliğimizin geçtiği sokaklardı fakat artık yoklar. Oralara baktığımızda tamamen bir enkaz görüyoruz. O yüzden o mahallelerin eski fotoğraflarını da koyarak hem eski yapı stoğu hakkında bilgi olması hem de teknik anlamda Elazığ'da büyüklüğü 6.8 olan ama süresi 21 saniye gibi çok uzun olmayan bir depremle karşı karşıyaydık. Fakat ciddi bir hasar verdi. Belki kamuoyunda can kaybının az olmasıyla çok anlaşılamadı. 41 sayısıyla çok şükür sınırlı kaldı fakat bizim binlerce binamız ağır hasar gördü. Dolayısıyla bu bizim için büyük bir tecrübe oldu. Bunu bizim teknik olarak aktarmamız gereken bir yükümlülük olarak biliyoruz. Biz de arkadaşlarımızla beraber gerekli olan binalardaki inceleme çalışmalarını yaparak rapor haline getirdik. Burada Elazığ'ın tarihinden, geçmişte yaşadığı depremlerden bahsettik ve bu depremlerde bazı önemli hasarların olduğu ve dikkatlerden kaçtığı, aslında resmi olarak dikkate alınması gerektiği ortaya çıktı."

'MÜHENDİSLER İÇİN CİDDİ BİR KAYNAK OLDU'

Doç. Dr. Kürşat Esat Alyamaç, raporda yüzlerce binanın incelendiğini ve detaylı olarak yaklaşık 60 binanın incelendiğini ifade ederek, "Bunları inşaat mühendislerinin, mimarlarımızın ileride tasarımlarında kullanmalarını istiyoruz ve bir daha bu sıkıntıları yaşamak istemiyoruz. Bu rapor teknik anlamda ve Elazığ'ın arşivi anlamında önemli bir çalışma. Raporumuza kaç binanın orta ve ağır hasarlı olduğunun tespiti girdi. Bir de bizim özel olarak mühendislik anlamında incelediğimiz 100'ü aşkın binamızın ayrıntılı bir şekilde teknik açıdan yoksunluğu, eksikliği ve neler yapılması gerektiğini de rapora ekledik. Dolayısıyla bu mühendislerimiz için çok ciddi bir kaynak oldu" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Üniversite ve fakülteden detayHocadan detayRöportajGenel ve detay

Haber-Kamera: Ahmet ÇÖTELİ/Serhat ÖZDEMİR/ELAZIĞ,

ELAZIĞ'DA 41 KİŞİNİN YAŞAMINI YİTİRDİĞİ DEPREMİNİN RAPORU YAYIMLANDI

==================================

YAYIN ÇALIŞTIĞINI 1,5 YIL SONRA ÖĞRENEBİLECEK

BOLU'da, Eren İsmail Başaran (19), atölyeye çevirdiği evinin odunluğunda geleneklere uygun şekilde yapımı 1,5 yıl süren Osmanlı-Türk yayı yapımına başladı. Eren İsmail Başaran, 8 ay önce yayı yapmaya başladığını, çalışıp çalışmadığının 1,5 sene sonra öğrenildiğini söyledi. 

Bolu'da yaşayan Eren İsmail Başaran, sosyal medyada atlı okçu fotoğrafı gördükten sonra yaylara ilgi duymaya başladı. Başaran, yaptığı araştırmaların ardından Osmanlı-Türk yayı yapmak istedi. Tepecik Mahallesi'nde bulunan evlerinin odunluğunu atölyeye çeviren Başaran, 8 ay önce Osmanlı-Türk yayını yapmak için çalışmalara başladı. 

Eren İsmail Başaran, yayın yapımının büyük bir sabır gerektirdiğini belirterek, "Yapım aşaması çok sırlı ve gizemli. Müzelerdeki bilgiler ve kitaplar sayesinde yol alabildim. Daha ileri düzeyde uğraşan ustalarımdan yardım aldım. Onlara sorarak, onlardan bilgi alarak atölyemde yapmaya çalışıyorum. Atlı okçuluk sevgim nedeniyle okçuluğun yay yapım aşamasını araştırdım. Daha önceden arbalet yapıp ürettim. Savaş silahı denilebilecek minyatür eşyalar yaptım. Daha sonra hedefim olan Osmanlı yayı yapmaya başladım." dedi. 

Eren İsmail Başaran, Osmanlı yayının yapımının 1,5 yıl sürdüğünü söyleyerek, "Bir yayın yapımı 1,5 sene sürüyor. İnat ederek, bu malzemeleri araştırıp, bulmaya çalışarak 8 aydır bu yayı yapmaya çalışıyorum. Yaptığımız malzeme mekanik bir malzeme esnediği için bu kadar süreye ihtiyaç duyuluyor. Kullandığım malzemeler akça ağaç, manda boynuzu, kimyasal tutkal, kemik, sinir ve tendon. Bunları işleyerek farklı aşamalara getirerek en az 1,5 yılda yapıyorum. 1,5 sene sonra yapımı bitiyor. Yayın çalışıp çalışmadığını 1,5 sene sonra öğrenebiliyoruz. 1,5 yıl sonra yayımız kırılırsa bütün yaptığımız emek boşa gidiyor. Yalnızca tecrübe kazanmış oluyoruz." diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ -Atölyeden görüntüler -Röportaj -Yayın yapım aşamalarının anlatımı -Eren İsmail Başaran'ın yay üzerinde çalışması 

-Detaylar 

Haber-Kamera: Murat KÜÇÜK/BOLU,

Haber Kodu : 200803032

========

EDİRNE'NİN TARİHİ SAĞLIK MÜZESİNE, BAYRAMDA ZİYARETÇİ AKINI

EDİRNE'nin Osmanlı'dan miras en önemli eserlerinden, UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesindeki 2'nci Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Kurban Bayramı dolayısıyla çevre illerden gelen ziyaretçilerin akınına uğradı. Normalleşme sürecinde alınan önlemler kapsamında ziyaretçilerin ateşlerinin ölçülüp dezenfekte edildiği müzeyi gezenler, Osmanlı'nın hastaları tedavi yöntemleri karşısında adeta hayran kaldı.

Edirne'nin Osmanlı mirası en önemli eserlerinden, döneminin sağlık alanındaki öncü kurumlarından 2'nci Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Kurban Bayramı'nda da turistlere ev sahipliği yaptı. Trakya Üniversitesi tarafından Sağlık Müzesi'ne dönüştürülmesinin ardından 2004 yılında Avrupa Konseyi'nce 'Avrupa Müze Ödülü'ne layık görülen ve 2016 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesine alınan 2'nci Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi'ni görebilmek için kent dışından çok sayıda ziyaretçi Edirne'ye geldi. Özellikle müzeyi ilk kez gören ve tarihi hakkında bilgilenen ziyaretçiler, Osmanlı'nın döneminin çok ilerisinde gerçekleştirdiği tedavi yöntemleri karşısında hayranlıklarını gizleyemedi.

'BAYRAMDA ZİYARETÇİ SAYIMIZ ARTTI'

Müze Rehberi Seda Nur Bingül, bayram dolayısıyla ziyaretçi sayısının daha da arttığını ve bunun mutluluk verdiğini ifade etti. Bingül, "Bayram dolayısıyla çok yoğun günler geçiriyoruz ve bu yoğunluktan çok mutluyuz. Gelen ziyaretçilerimiz ateş ölçümü yapıldıktan sonra dezenfektan noktasından geçerek, maske ve sosyal mesafe kuralına uymak şartıyla müzemizi geziyorlar. Aynı şekilde tarihi mekanımız sürekli dezenfekte ediliyor. Gelen ziyaretçilerimiz ilk önce medrese yani okul kısmını gezmeleri mümkün. Daha sonra hastane kısmına gelerek burada daha önce yapılan tedavi şekillerini, doktorları ve onlara ait balmumu heykellerini görebiliyorlar" dedi.

'MANEVİYATI ÇOK FARKLI, ETKİLEYİCİ BİR YER'

Ankara'dan arkadaşlarıyla Edirne'ye gelen ve müzeyi gezen Tuğçe Sarı, çok etkilendiğini belirterek, "Bayram dolayısıyla bir Trakya turu yapalım dedik, bu kapsamda da bu müzeyi gezmek istedik. Maneviyatı çok farklı, çok güzel bir yer. Buradan önce Selimiye Camii'ne gitmiştik, oradan buraya geldik, çok etkileyici bulduk. Zamanına göre tedavide ne kadar ileride olduklarını gördüm ve beni çok etkiledi" diye konuştu.

'TARİHE IŞIK TUTAN BİR MÜZE'

İstanbul'dan gelen Mustafa Hançer ise Osmanlı'nın köklü tarihini müzede gördüklerini ve çok beğendiklerini söyledi. Hançer, "İstanbul'dan gezmek amaçlı geldik, özellikle bu Darüşşifa'yı merak ediyordum. Çocuklarımla beraber geldim. Gerçekten köklü bir tarihimiz var, herkesin gelip bu geçmişi bu köklü tarihi görmesini, öğrenmesini dilerim. İnsanların burada geçmişte yapılan tedavi yöntemlerini bal mumu heykellerle görüyor olması çok eğitici. Tarihe gerçekten ışık tutan bir müze" ifadelerini kullandı.

İleride doktor olmak isteyen küçük kızı için İstanbul'dan gelip müzeyi ziyaret eden Bayram Yalınkaya da, "Buraya ikinci gelişim. İlk gelişimde henüz kızım doğmamıştı. Şimdi onunla birlikte gelip görmesini istedim. İleride doktor olmak istiyor. O nedenle geçmişteki bu tarihe ışık tutan gerçekleri de görmesi çok güzel oldu" dedi.

Son Dakika Haberleri - Son Dakika Haber - Güncel Haberler

Kaynak: Demirören Haber Ajansı

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet

Haberler

Haberler.com Ios Uygulaması Haberler.com Android Uygulaması Haberler.com Huawei Uygulaması
Şu an buradasınız: Son dakika haberleri | DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR - Haber
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Hata Bildir] 22.9.2020 08:12:46. #1.15#
title