Şöhretimi Eşim İçin Bıraktım

Şöhretimi Eşim İçin Bıraktım

Murat Başoğlu, Hande Barmek'le Hayatını Birleştirip Televizyon Dünyasından Elini Eteğini Çekti.

Şöhretimi Eşim İçin Bıraktım

MURAT BAŞOĞLU, HANDE BARMEK'LE HAYATINI BİRLEŞTİRİP TELEVİZYON DÜNYASINDAN ELİNİ ETEĞİNİ ÇEKTİ.

'Sabah Şekerleri' programıyla hayatımıza giren Murat Başoğlu, Hande Barmek'le hayatını birleştirip televizyon dünyasından elini eteğini çekti. Önce Biyer Reklam Ajansı'nı kurdu, daha sonra da Tulipan markasıyla tasarımcılığa el attı. Bir zamanlar haftada bir sevgili değiştiren Başoğlu, sağlam bir ilişki kurabilmek için şöhretini kenara bıraktığını söylüyor: 'Acayip tekliflerle karşılaşıyordum. Karımı çok seviyordum ve ilişkinin başında onu üzmek bana ağır geldi.'

- Uzun bir süredir ortalıkta görünmüyorsunuz. Evlendiğiniz için mi ekranlardan uzaklaştınız?

Evet, aile olma fikriyle birlikte ekrandan uzaklaştım. 7 yıl önce evlenmeye karar verince, sektörü de değiştireyim dedim ve reklam sektörüne girdim.

- Evlilik kararıyla böyle bir değişikliğe gittiniz. Çocuğunuz olunca ne değişti hayatınızda?

Bir şey değişmiyor aslında. Ama ben aslında çok evcimen bir adammışım, onu keşfettim. Bekar hayatımda çok gezen biriydim, şimdi zamanımın çoğunu evde geçiriyorum. Çocuk ufakken bu gerçekten çok güzel oluyor. Kendi işimden kaytarıp onunla vakit geçirmeyi tercih ettim. Bir baba, özellikle de benim gibi geç baba olanlar, daha çok çocuğuyla

vakit geçirmek isterler.

- Bekarken yeterince gezmiş olmanız, evlendiğinizde evcimen olmanızı sağlamış olabilir mi?

Evet, biraz da böyle olduğunu düşünüyorum. "Erkekler neden aldatır" diyorlar ya, ben buna bağlıyorum. Adamı 20 yaşında evlendirirseniz, 40 yaşına geldiğinde parası, işi, gücü, bir ailesi oluyor ama hayatı yaşamamış oluyor. Aldatırsa, bu yüzden aldatır.

- Reklamcılık sektörü sizi zorladı mı?

Reklam kökenli olmadığım halde, bu tarz işlerde gözüm vardı. Şirketi kurdum, ama geliştiremiyordum. Sonra Ali Saydam ile tanıştım. Onların şirketiyle birlikte çalışmaya başladık. Yaklaşık dört yıl boyunca ondan çok şey öğrendim. Beni eğitti diyebilirim. Kafamda da tasarım yapmak vardı. Tabi bu endüstriyel tasarım değil, var olanın üstüne bir şey ekleme ile oluşturulan tasarımlardı. Yaratıcı anneler vardır ya, koltuğun üstüne iki yastık koyup ruhunu değiştirir, o tatta bir ruhum var benim de.

- Nasıl karar verdiniz tasarım yapmaya?

Yurtdışı gezilerimde, Türkiye'ye gelirken hediyeler alırım. Aynı şekilde yurtdışına giderken de. Ama giderken hep zorlanırdım, Türkiye'den ne götürsem diye. Çünkü ne tam bizi anlatan ne de kalitesi bize uygun hediyeler bulabiliyordum. Kalitesi uygunlar da çok pahalı oluyordu. Bu alan çok boş kalmış gibi geldi bana. Osmanlı'ya karşı bir ilgim vardı. Kendi kültürümüzden kopuk yaşadığımızı ve kültürümüzü pazarlamadığımızı fark ettim. Üzerinde tuğralar, mühürler olan tabaklar yaptım. Bundan dört yıl önce bizimle birlikte çalışan Erdil Yaşaroğlu, kendi karikatürlerinin olduğu büyük fincanlar yapmaya karar verdi. Baktım ve "Bunlar satmaz' dedim. Sonra kendi tasarımımı ona gösterdim. Bu sefer de o bana "Bu da satmaz" dedi. O zaman çok fazla müşterimiz vardı ve ben o tasarımlarımı geliştirmeye fırsat bulamadım. Dört yıl önce, şimdiki gibi bu tür işleri yapan mağazalar yoktu. Aradan zaman geçip diğer markalar bunu yapmaya başlayınca, kendi kendime çok hayıflandım. Benim hedeflediğim yol başkaydı, sonuç olarak ben bu işe başlayacağım dedim ve Tulipan markasına Tulipan Defterleri ile başladım.

- Niçin Tulipan ismini seçtiniz?

Tulipan, Osmanlı'da lale demek. İngilizce'de 'tulip' deniliyor. Nasıl olduysa herkese tulipan olarak sattık, bizde lale oldu adı. Hatta sözlüklerde tulipan için bir tür çini işlemesi denir. O türün şekli de laledir. Ben çok beğendim ve marka adı olarak seçtim. Yaklaşık 20 çeşit defter tasarladım, bir kısmı satışta. Devamı da gelecek.

ÇOK YAKIŞIKLIYMIŞIM HİÇ RAHAT BIRAKMIYORLARDI

- Peki tekrar "Sabah Şekerleri" gibi bir program yapmayı düşünmüyor musunuz?

Yok, sabah programı yapmayı düşünmüyorum. Bizim sabah programı yaptığımız dönemdeki formatlardan eser yok. Diğer format için de yaşım müsait değil. "Sabah Şekerleri", gerçekten eğlenceli bir programdı. İki genç insan vardı ve çok eğlendiriyorlardı. İnsan sabah kalktığı zaman moral bulabiliyordu o programdan. İzleyiciler şimdi buna ne der, bilmiyorum. Çünkü herkes bir kahır merakı içerisinde ya da birilerini evlendirip boşandırmakla meşgul. Televizyon olacaksa, bir gün çalışacağım bir program düşünüyorum.

- Madem dönecektiniz, televizyonu neden bıraktınız?

Bunu söylemek çok ayıp geliyor ama çok popülerdik o zaman. Ben de çok yakışıklıymışım, hiç rahat bırakmıyorlardı. Haddinden fazla bir ilgi vardı. "Ben evleniyorum, benim kız arkadaşım var" dediğimde bile acayip tekliflerle karşılaşıyordum. Karımı çok seviyordum ve ilişkinin başında onu üzmek bana ağır geldi. Aşk mıdır bilmiyorum, ama eşinizi bulduğunuzu hissettiğinizde vazgeçemeyeceğiniz bir şey kalmıyor.

- Mankenlikten ya da şarkıcılıktan oyunculuğa geçenlere ne diyorsunuz?

Bence çok güzel bir şey bu! Dünyanın her yerinde mankenler oynatılıyor tiyatrolarda. Ayrıca manken kadar güzel oyuncu varsa, onlar oynasın. Benim devlet tiyatrosuyla iplerimi koparmama sebep olan sorun da bu. Her yıl Türkiye'ye yabancı yönetmenler gelir ve bir oyunu sahneye koyarlar. Bir yıl "Don Juan" oynanacaktı. Yönetmen, İstanbul ve Ankara'daki tüm tiyatroları gezdi ama kimseyi beğenmedi. Provaların olduğu bir gün tiyatronun yakınındaki bir restorana gittim yemek yemeğe. Bir Fransız adam harıl harıl bir şeyler tartışıyordu.

Beni görünce yerinden fırladı ve "İşte bu" dedi. Ben neler olduğunu anlamadan aldı beni müdüre götürdü ve "Bu oynayacak" dedi. Müdür de "Olur mu hiç? O oyuncu değil, figüran" dedi. "Oynayabilirim" dedim ama "Sen karışma" deyip odadan çıkardılar beni. Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürü'nün oğlunu getirdiler. Kürşat diye bir çocuktu. Yönetmen normalde oyunu günümüze uyarlayacaktı. Bunu yapmak yerine eski tekst, yeni kostümlerle oyunu sahneye koydu. Ertesi gün tüm gazeteler canına okudu oyunun, iki gün sonra da kaldırıldı. Ben bunu gördükten sonra insanların hırsına anlam veremedim. Sanat içerisinde bu kadar hırs olur mu? Sanat, egolarından sıyrılmış olmalı. Tiyatrodan soğudum. Bir sonraki sene beni figüranlığa da almadılar zaten. Ben de mankenliğe ağırlık verdim. Baktım orada daha hırssız bir ortam var.

- Mankenlik ortamında mı?

Evet. Bizim dönemimiz öyleydi. Merve İldeniz'ler, Tarık Tarcan'lar... Şu anda mankenlik yapanlar var ama onları ekranlarda görmüyorsunuz. Podyumlarda boy gösteriyorlar.

AŞKA ÖMÜR BİÇENLER HİÇ AŞIK OLMAMIŞ

- Aşka ömür biçiliyor. Siz yedi yıldır evlisiniz. Aşkınız devam ediyor mu?

Aşka ömür biçilmesi tamamen yalan. Bunu hiç aşık olmamışlar söylüyor. Şu an ünlülere gidin ve sevdikleri ya da evlenecekleri kişi için şu an yaşadıkları hayatı bırakıp normal bir hayata geçebilecekler mi diye bir sorun. Bakalım kaç kişi 'Evet' diyecek...

- Siz bıraktınız. Zorlanmadınız mı?

Ben her şeyi bıraktım, sıfırdan başladım. Ticaretten anlamıyordum. Zorlandım tabii. Hâlâ zorlanıyorum. Hayatım boyunca ürün bendim çünkü. Manken oldum, sunucu oldum, oyuncu oldum. Şimdi ise başka bir ürünü pazarlayacak duruma geldim. 7 yıl boyunca hayatım çok olumlu yönde değişti ve gelişti. Reklamcılıkta Kristal Elmalar aldım. İyi iş yaptığınız zaman takdir görüyor.

EKRANA DÖNECEK

- Başka ne gibi projeleriniz var?

Tek kişilik bir sahne şovu hazırladım. Böyle deyince herkes komedi sanıyor, ama değil. Gerekirse güldürecek, gerekirse ağlatacak bir şov. Ümit Yaşar Oğuzcan'ın "Sahibini Arayan Mektuplar" adlı şiir kitabını, Hakkı Ergök ile birlikte sahne oyunu haline dönüştürdük. Çok zor bir proje. Senaryosunu dört yıl boyunca çantamda gezdirdim, cesaret edememiştim. Bu yüzden oldukça etkili bir şov olacak diyebilirim.