'Saray Konferansları'

'Saray Konferansları'

"Osmanlı'da gayrimüslimlerin statüleri her daim islam hukuku çerçevesinde belirlenmiştir"

'Saray Konferansları'

Saray Konferansları'nın bu ayki konuğu Prof. Dr. Macit Kenanoğlu:

"OSMANLI'DA GAYRİMÜSLİMLERİN STATÜLERİ HER DAİM İSLAM HUKUKU ÇERÇEVESİNDE BELİRLENMİŞTİR"

Osmanlı millet sistemi konusunda uzman olan hukuk profesörü Macit Kenanoğlu, Osmanlı Devleti'nde yaşayan gayrimüslimlerin hukuki statüleriyle ilgili asılsız bilgilerin varlığına dikkat çekerek "İddiaların aksine Osmanlı Devleti egemenliğini tehdit edecek her türlü hukuksal çalışmadan uzak durmuş ve gayrimüslimlerin statülerini İslami hukuk çerçevesinde oluşturmuştur" dedi.

TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı'nca her ay düzenlenen 'Saray Konferansları'nın bu ayki konuğu hukuk tarihi, insan hakları, Osmanlı'da hak ve özgürlükler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Macit Kenanoğlu oldu. Profesör Kenanoğlu, "Statüko'yu Koruma Çabası: 19. yüzyıl Hukuki Metinlerinde Gayrimüslimler" başlıklı konuşmasında, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde yaşayan gayrimüslimlerin hukuksal statüleri ile ilgili bilgi verdi.

Belirsizlik yalnızca idari yazışmalara yansıdı

Konuşmasına, Osmanlı Devletinin klasik çağından verdiği örneklerle başlayan Kenanoğlu "15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti'ndeki hukuksal metinler gayet açık ve kesin hükümlü yazılmıştır. Devletinin resmi hukuksal yapısı her zaman İslam hukuku çerçevesinde oluşturulmuştur ancak klasik çağ ile 19. yüzyıl sonrası oluşan yapı arasında terminolojik farklar vardır. Her ne kadar 19. yüzyıl sonrasında oluşturulan hukuki metinler klasik çağdaki kendinden emin stilden yoksun olsalar da bu durum Osmanlı'da çok hukuklu bir sistemin egemen olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla 19. yüzyıl sonrası varolan belirsizlik yalnızca idari yazışmalarda varolmuş, mahkeme kararlarına yansımamıştır" diye konuştu.

Hukuken izin çıksa da çan çalma yasağı devam etti

19. yüzyılda Osmanlı hukuk sistemine Batı hukuk kanunlarının dahil olduğunu belirten Kenanoğlu "Bu dönemde gayrimüslimlerle ilgili yenilikler barındıran anayasal belge olarak Islahat Fermanı yeni düzenlemeler getirmektedir. Bu metinler aracılığıyla her ne kadar gayrimüslimler mahkeme hakimi olabilme gibi birtakım hukuksal haklar kazanmış olsalar da, aslında devlet hukuksal açıdan egemenliğini ve hakimiyetini zedeleyecek her türlü davranışın karşısında durmaya devam etmiştir. Örneğin 1856 yılından itibaren, daha öncesinde Osmanlı Devleti sınırları dahilinde varolan "Çan Çalma Yasağı" hukuken ortadan kalksa da, pratikte varolmaya devam etmiş ve Müslüman bir toplum içerisinde dış baskılar sonucu oluşan bir hukuki karara devlet ve halk düzeyinde direniş gösterilmiştir." dedi.

Gayrimüslim otoritenin hiçbir hukuki yaptırımı yoktu

Osmanlı Devletinde ilk anayasa olan Kanun-i Esaside resmi dinin İslam olduğunun belirtildiğine değinen Kenanoğlu "Anayasa mezhepsel farklılıkları koruyup, eğitim konusunda devlete karşı bir faaliyet olmadığı sürece gayrimüslimlerin eğitim sistemini kendi içlerinde serbest bırakmıştı. Ancak bunun dışında patrikhane veya herhangi bir başka gayrimüslim otoritenin kendi tebaasını cezalandırma veya hapsetme yetkisi yoktu, tüm bu yetkiler devlete aitti ve tek bir hukuk sistemi üzerinden yürütülüyordu.

Anayasa ve anayasal belgelerde tüm mezhep ve etnik grupların hakları detaylıca belirtilmiş, hatta 19. yüzyıla ait nizamnamelerde her gayrimüslim grup için farklı üslup ve içerikler oluşturulmuştur. Devlet her türlü gayrimüslim otoriteyi kontrol altında tutmuş ve dış baskılara her daim direnmiştir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti klasik çağdan 19. yüzyıla kadar gelişen süreçte egemenlik hakkının kaybolmaması açısından hukuksal yapısında hiçbir ikilik barındırmamıştır" şeklinde konuştu.

Kaynak: Bültenler