'Sahrap Soysal' Bakanlığa Neden Kırgın?

'Sahrap Soysal' Bakanlığa Neden Kırgın?

Bültenler - Haberler | Magazin
'Sahrap Soysal' Bakanlığa Neden Kırgın?

"Bir Yemek Masalı" kitabı ile yemek kitaplarının Nobel'i ya da Oskar'ı diye de adlandırılan Dünya'nın en büyük yemek kitabı yarışması olan Gourmand'a katılan Sahrap Soysal 6 bin kitap arasından ülkemize birincilik getirdi.

Danimarka, İsveç, Norveç, Almanya, İngiltere, Fransa gibi birçok ülkede, Türk mutfağını anlatarak ülkemizi temsil eden Sahrap Soysal ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

FÇ: Sahrap hanım sizi daha yakından tanımak istesek bize kendinizi tanıtır mısınız?

SAHRAP SOYSAL: Ben 1959 Gümüşhane Kelküt doğumluyum. 5 kız 1 erkek olmak üzere 6 kardeşiz. Babam 2010 yılında vefat etti. Annem şu anda 85 yaşında. 3 oğlum var. Bir oğlum 30 yaşında, diğer iki oğlum ikiz ve şu an 18 yaşındalar. Annem Kelküt'lü, babam Gümüşhane'li. Babam, köyden parasız yatılı okullarına giderek çok zor şartlarla okumuş ve Türkiye'nin ilk yüksek inşaat mühendislerinden biri olmuş. Türkiye'nin yeniden yapılaştığı ve esas yapılaşmaya başladığı 1950 ve 1960'larda biz babamın işi dolayısı ile Anadolu'da çok dolaştık. Yol, köprü, baraj, elektrik santralleri ve su elektrik olmayan köylere elektrik götürmek gibi büyük projelerin içinde ailem ile birlikte bir çocuk olarak bulundum. Ben Anadolu kültürünü o zaman tanıdım. Zaten Anadolu çocuğuyum ama bu vesile ile tüm Anadolu'yu gezme imkanı buldum. Babam yemek kültürüne çok meraklıydı, birlikte gittiğimiz her yerde burada ne yenir, buranın hangi yemeği meşhur diye gezip dolaşırdı. Ben hep babamın peşinde dolaşırdım. Benimde bu vesile ile babamla birlikte bir yemek kültürü merakım oluştu ve böylece gelişmeye başladı. Babam Bingöl'ün elektrik işleri ile ilgilenirken, Bingöl Belediye başkanının evinde yediğim balın ve içtiğim sütlü çayın tadını hiç unutamam. Babamın mesleği dolayısı ile birçok il dolaşırken, bu arada ben ilkokulu ve ortaokulu bitirdim. Ben liseyi okurken Ankara'ya yerleştik. Daha sonra ben Ortadoğu teknik üniversitesi kimya bölümünü kazandım. 1980 öncesi mezunuyum. Kimya bölümünden mezun olduktan sonra 27 yıl devlet ve özel sektörde kimyager olarak çalıştım. Eşimle Ankara'da evlendik. Eşim Türkiye'nin ilk plastik cerrahlarındandır. İlk oğlum Ankara'da dünyaya geldi. Sonra 1991 yılında İstanbul'a taşındık. Fakat benim yemek merakım her zaman vardı. Benim evimin yemekleri çok meşhurdur. Hadi gidelim Sahrap'ta yemek yiyelim diye çat kapı misafirim çok gelir. İşten çıkar koşturarak alışveriş yapar ve eve gelip yemekler hazırlardım. Şöyle söyleyebilirim yedirmeyi içirmeyi çok seviyordum. Ben 35 senedir herhalde binlerce kişiye yemeklerimi yedirmişimdir. Benim eşimde çok misafirperver olduğu için çok şükür bu güne kadar bir sorun olamadı. 2003 yılında çıkarmış olduğum "Bir Yemek Masalı" kitabı ile yemek kitaplarının Nobel'i ya da Oskar'ı diye de adlandırılan Dünya'nın en büyük yemek kitabı yarışması olan Gourmand'a katıldım. 6 bin kitap arasından ülkemize birincilik getirdim. Danimarka, İsveç, Norveç, Almanya, İngiltere, Fransa gibi birçok ülkede, Türk mutfağını anlatarak ülkemizi temsil ettim.

TELEVİZYON PROGRAMINA BAŞLAMAM TAMAMEN BİR TESADÜFTÜ

FÇ: Televizyon hayatına nasıl başladınız?

SAHRAP SOYSAL: Bir gün Ankara'dan tanıdığım Kanal D televizyon yönetim grubu bizde yemek yiyorlardı. Bana "Koç grubu ilk defa bu kadar büyük sponsorlukla bize geldi. Yalnız bu program için hiç bir artist, manken, sinema oyuncusu yani tanınmış birini istemiyorlar. 40 yaşlarında çocukları olan evli bir kadın olsun istiyorlar. Sahrap hanım, siz çok güzel yemekler yapıyorsunuz. Biz bu programı sizinle bir deneyelim" dediler. Bende hiç itiraz etmedim. Ben çok cesurumdur. Yeni bir maceraya atılmaktan hiç çekinmem. Ertesi günü stüdyoya gittik. Çekimler başladı. Bana şurada kırmızı ışığı yanan kameraya bakacaksın dediler. Ben yemek yaparak anlatmaya başladım. O gün çekilen kaseti koç grubuna götürmüşler. Koç grubu işte bizim istediğimiz kadın bu demişler. Hem çok güzel konuşuyor, hem güzel yemekler yapıyor, Anadolu kültürüne sahip, evli ve çocuklu. Yıl 1999 ben kanal D de 2,5 yıl program yaptım. Benim televizyon hayatıma başlamam, tamamen tesadüftür. O program tamamen iç yapımdı ve bir yapımcı yoktu. Tamamen her şey ile ben ilgileniyordum. Her gün ayrı bir konsept belirliyor ve o güne göre yemekler hazırlıyordum. Sonra mektuplarla tarifler almaya başladık. O program çok tutulan, çok beğenilen ve beni de tanıtan bir program oldu. Ama hep söylerim, o programda Odtü bitirmiş kadar çok çalıştım. Çok çalışkan ve azimli biriyimdir. Kuruçeşme Divan'da Mehmet usta ve Hüseyin Özoğuz usta bana 1,5 sene eğitim verdiler. Her gün onların yanına giderdim ve programda ne yemeği yapacağımızı tespit ederdik. Kendilerinden yapacağım yemekle ilgili bilgileri alırdım. Derken benim yemek kültürüm daha çok artmaya başladı. Doğrudan satış programları yaptım. Daha sonra Melek programında yer aldım.

TELEVİZYONDA TANININCA GAZETE VE KİTAP TEKLİFLERİ GELİYOR

FÇ: Biraz kitabınızdan bahseder misiniz?

SAHRAP SOYSAL: Televizyonda tanınınca gazete ve kitap teklifleri gelmeye başladı. Kitap yazmam için teklif geldi. Ben herhangi bir tarih kitabı yazmayalım, Anadolu kültürünü ön plana çıkaralım dedim. Çok iyi bildiğim 38 ilimizin 3 yemeği, orada gezilip görülecek yerler ve oradaki anılarımı içeren "Bir Yemek Masalı" diye bir kitap yazdım. 2003 yılında kitabım okuyucusu ile buluştu. Bu kitabım için çok uzun süren bir çekim yaptım. Evimin alt katını tamamen bu işe ayırdım. Ben bu işe çok yatırım yaptım. Kazandığım bütün parayı bu işe yatırdım. Tabaklar aldım. Kitapta tanıttığım 38 il için her bir ile ait örtüler, aksesuarlar getirttim. Diyelim Denizli yemekleri ve Denizli'yi anlatıyorum. Oradaki tüm örtüleri, aksesuarları o yöreden kargoyla getirttim. Mesela Denizli horozunun biblosunu getirttim. Çok uzun süren, çok yoğun bir çalışma yaparak çok güzel bir kitap yazdım.

O ÖDÜLÜ ALDIĞIM ANI ASLA UNUTAMAM

FÇ: "Bir Yemek Masalı" kitabı ile İsviçre'de Gourmand yarışmasında birinci oldunuz. O duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

SAHRAP SOYSAL: Kitap bittikten sonra bana yabancı bir dostum, bu yemek kitaplarının katıldığı Gourmand diye bir yarışma olduğunu ve herkesin kitaplarını bu yarışmaya yolladığını söyledi. Bende kitabı İngilizceye çevirdim ve İspanya'ya Gourmand yemek kitabı yarışmasına yolladım. O yarışmaya Türkiye'den ilk ben katıldım. O sene İsveç hükümeti bu yarışmaya sponsor olmuş. Ve şöyle bir politika gütmüştü, "Artık çelik bitti artık yemek var". O sene İsveç'te dünyanın en iyi yöresel yemek kitabı yarışmasında, Dünya'nın en büyük ödülünü ben kazandım. O zaman bana bu haber geldiğinde ben 3 gün konuşamadım. Adeta dilimi yuttum. Çünkü 6 bin kitap arasından bana bu ödülü verdiler. Ben çok sevindim ve çok şaşırdım. İsveç'e davet edildim. İsveç hükümetinin düzenlediği adeta Nobel ödülü gibiydi benim için. Çünkü ödül töreni Elenora Edebiyat ödülünün verildiği holde düzenlendi. İsveç Hükümeti Başbakanı, Dışişleri Bakanı, Kraliçe, Kraliçenin kardeşi vardı. Ben ödülümü onların elinden aldım. Benim için rüya gibi bir şeydi. Ben nasıl buraya gelebildim, bu insanlar nasıl beni birinci seçti, inanamadım. O ödül beni çok etkiledi ve ben o anı asla unutamam.

BEN BAKANLIĞIMIZA ÇOK KIRGINIM. ÜLKEMİ O KADAR ÜLKEDE TANITTIM BİR PLAKET VERMELERİNİ ÇOK İSTERDİM.

Bu ödülü aldıktan sonra beni Dünya'nın 4 bir yanından Türk mutfağını anlatmaya ve onlara Türk yemeklerini tattırmaya çağırdılar. 11'ci Yüzyıldan başlayarak Türk mutfağını İngilizce anlatabiliyor olmam büyük bir avantaj oldu. Ben yıllarca, yüzlerce kişiye yemek yaptım ve İngilizce soruları cevaplayarak Türk mutfağını Dünya'ya anlattım. Böylece müthiş bir yurtdışı macerası başladı. Uluslararası bir kültür elçisi gibi oldum. Bunu bakanlık fark etti ve benim birçok ülkede Türk mutfağını tanıtmamı istediler. Yalnız ben bakanlığa çok kırgınım. Bana bir plaket vermelerini çok isterdim ama ne yazık ki vermediler. Ben Avrupa'da yemek kültürümüzü tanıtırken anladım ki çok kıymetli bir mutfağımız var. Ben o zaman fark ettim, yöresel olmadan evrensel olunamaz. Ben Anadolu mutfağı tutkunuyum. Anadolu'yu çok geziyorum ve çok araştırıyorum. Devamlı festivallere katılıyorum.

FÇ: Gazetede yazmaya nasıl başladınız?

SAHRAP SOYSAL: 2004 yılında uzun bir aradan sonra tekrar kelebek gazetesi çıkacakmış. Hürriyet gazetesinden Ertuğrul Özkök beni gazeteye davet etti. O zaman toplantıda Kelebekte yazacak olan Hülya Avşar, Nil Karaibrahimgil, Ayşe Arman ve ben vardık. Ben o toplantıda Ertuğrul Özkök'e size ben yemek tarifi vermeyeyim. Ben size yemek makalesi hazırlayayım dedim. Ertuğrul bey bana "bu çok zor bir iştir. Her güne yazmak kolay olmaz" dedi. Ben olacağını söyledim. Hava, su, deniz, toprak var bunlarla ilgili binlerce yazı çıkar ortaya dedim. Bence ilk defa böyle bir farklılık yaptık. Ben yemek makalesi ve arkasından bir yemek tarifi vererek 2004 yılında Kelebek gazetesinde köşe yazarlığına başladım.

FÇ: Yaşamınızda şu güne kadar şikayetçi olduğunuz zamanlar oldu mu?

Evet, bazı insanların lafını bilmeden konuşmalarıyla, hakaretleriyle karşılaştığım ve çok rahatsız olduğum zamanlar oldu. Bana siz sadece basit bir yemek yazarısınız diyenlerle karşılaştım. Ben insanların bilinçsizce konuşmalarından rahatsızım. Maalesef emeğin karşılığını bilmeyen insanlar çok var.

FÇ: Vazgeçilmezleriniz nelerdir?

SAHRAP SOYSAL: Benim yemek araştırmalarımın olduğu bir yemek kütüphanem var. Ben bunlardan asla vazgeçmem.

HATTA BUNUNLA İLGİLİ BİR ANIMI SİZİNLE PAYLAŞAYIM

2005 yılıydı. Gaziantep'e bir Gastronomi turu ile gitmiştik. O zamanın Belediye başkanı Asım Güzel beyin davetlisiydik. Gaziantep'teki ilk yemek kültür çalışmalarını zaten o başlatmıştı. Fakat ben oraya gittiğimde bana bir haber geldi.

-Amerika'dan bütün gazetelerin yemek yazarları Türkiye'ye gelecekler. Bir yemek yazarının evinde yemek yemek istiyorlar. Bu ev sahipliğini siz yapar mısınız? dediler.

- Bende! olur dedim. Seyahati yarıda kestim ve İstanbul'a döndüm. Yaklaşık 60 yemek yazarı geldi. Bunların arasında kitap yazarları ve bütün Amerika'daki gazetelerin yemek köşe yazarları vardı. Yaşları genelde 60- 70 yaş civarıydı. Ben onlara what is Türk Mutfağı diye mini bir konferans verdim. Yedik, içtik, sohbet ettik. Aralarında 86 yaşında bir hanımefendi vardı.

Bana "Sen bu işi çok iyi yapıyorsun, çok sevdiğin belli. Bak ben gazeteye gidemiyorum ama, evimden de olsa hala bu işi yapıyorum. 86 yaşımdayım ve ölünceye kadarda bu işi yapmak istiyorum. Sende yap "dedi. Ben bunu hiç unutmuyorum.

-Yemek yazarlığı ve yemek araştırmacılığı benim için bir tutku. Ben ölünceye kadar da bu işi yapmak isterim.

FÇ: Bir yemek uzmanına sorulması zor bir soru ama en çok sevdiğiniz yemek ve en iddialı olduğunuz yemek hangisi diye sorsam?

SAHRAP SOYSAL: Ben çorba ve makarnada çok iddialıyım. Şahane makarna sosları hazırlarım. En çok sevdiğim yemek yaş tarhana çorbasıdır. Makarnada vazgeçemediğim bir yemektir.

ASIL İDEALİM ANADOLU YEMEK KÜLTÜRÜNÜ RESTAURANTIMA GETİRMEK

FÇ: Sahrap hanım sizin bir restaurantınız var. Biraz bahseder misiniz?

SAHRAP SOYSAL: Evet oğlumla birlikte işlettiğimiz bir restaurantımız var. Tepebaşı Taksim'de "Sahrap Pera Restaurant" Ben daha çok mutfak kısmı ile ilgileniyorum. Oğlum işletmesi ile ilgileniyor. Aslında oğlum makine mühendisi ama bıraktı ve bu işi birlikte yürütüyoruz. Anadolu Türk mutfağını, daha çok köy yemeklerini İstanbul'a getirmek istiyorum. Ama insanlar henüz ona hazır değil o yüzden biraz daha zaman var diye düşünüyorum. Ama benim idealim ve asıl amacım budur.

STAR TV DE YENİ BİR YEMEK PROGRAMINA BAŞLIYORUM

FÇ: Yeni projeleriniz var mı?

SAHRAP SOYSAL: Yeni bir televizyon projemiz var. Star tv de ünlülerle bir yemek programı yapmaya karar verdim. Onları kendi evimde ağırlayacağım. Onların çok sevdikleri yemekleri öğrenip o yemekleri yapacağım ve onların yemek becerilerini görmeye çalışacağız. Aynı zamanda onların hikayelerini dinleyerek yemek programı yapacağız.

YENİ BİR YEMEK KİTABI HAZIRLIYORUM

Yine yeni bir yemek kitabı hazırlıyorum. Anadolu'da gezip gördüğüm yerlerle ilgili, hikayeli ve anılı bir yemek kitabı olacak. Benim hep istediğim bir idealimde Keşke yemekle ilgili herkes bir araya gelebilse ve Türk mutfağının Ansiklopedik bir arşiv çalışması yapılabilse. Ancak bu bir devlet projesi olmalı. Bence Kültür bakanlığı bu işe el atmalı diye düşünüyorum. Avrupa'da Her ülkenin bir Larousse Gastronomique sözlüğü var ve hepsi devlet destekli çıkartılmış. Sadece bizim ülkemizde yok. Ben çok uğraştım ama Kültür Bakanlığı buna destek vermedi. Ama benim böyle bir idealim var inşallah devlet bu işe el atar.

FÇ: Sahrap hanım, hep yoğun bir çalışma hayatınız oldu. Bu tempo içerisinde çocuklarınıza iyi ve ilgili bir anne olabildiniz mi?

SAHRAP SOYSAL: Ben annemden ne gördüysem çocuklarıma öyle bir anne olmaya çalıştım. Her zaman çok ilgili ve onlara yeterince vakit ayıran bir anne oldum ve onları sevgi ile büyüttüm. Ama zaten çocuklar kaç yaşında olursa olsun onları çok sevdiğimizi ve onlara güvendiğimizi bilmeli.

TÜRKİYE'DE KADINA HAKETTİĞİ DEĞER ASLA VERİLMİYOR

FÇ: Sizce günümüzde kadına yeterli değer veriliyor mu? Kadı hak ettiği yerde mi?

SAHRAP SOYSAL: Bu ülkede kadına ne kanunlarda, ne örf ve adetlerimizde, ne törelerimizde bence yeterli değer asla verilmiyor. Türkiye'de kadınlarımız hak ettiği değeri asla bulamıyor. Ben çalışan ve okumuş bir kadın olarak bunu çok rahatlıkla söyleyebiliyorum. . Türkiye'de kadın kesinlikle eziliyor.

FÇ: Yemek yapmak için bu yola çıkan öğrencilere tavsiyeleriniz nedir?

SAHRAP SOYSAL: Şimdi yemek yapmak sadece bir tarifi uygulamak değildir. Toplumlar kendilerini yemek kültürü ile de ifade ederler. Dolayısı ile sadece yemek yapmayı bilmek değil yemeğin araştırılması da gerekmektedir ve mutlaka yazmak lazım. Bana göre bu uzun bir yolculuktur. Sabırlı olmak, araştırmak, çok gezmek, resimlerini çekmek, yorum yapmak, mutlaka tutku ile peşinden koşmak çok sevmek lazım.

Fatma Çelik


Kaynak: Bültenler

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet Haberler

title