RTÜK Başkanı Dursun: "27 Mayıs ile Hesaplaşılmak İçin Adım Atılmadı"

RTÜK Başkanı Dursun: "27 Mayıs ile Hesaplaşılmak İçin Adım Atılmadı"

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı (RTÜK) Prof.Dr.Davut Dursun, 12 Eylül ve 28 Şubat postmodern darbesi ile yüzleşilmesine rağmen 27 Mayıs ile henüz hesaplaşılmadığını dile getirerek, 27 Mayıs ile hesaplaşmanın son derece önemli olduğunu söyledi.

RTÜK Başkanı Dursun:

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı (RTÜK) Prof. Dr. Davut Dursun, 12 Eylül ve 28 Şubat postmodern darbesi ile yüzleşilmesine rağmen 27 Mayıs ile henüz hesaplaşılmadığını dile getirerek, 27 Mayıs ile hesaplaşmanın son derece önemli olduğunu söyledi.

Dursun, Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "27 Mayıs Darbesi Hatıralar, Gözlemler, Düşünceler" konferansına katıldı. 'Darbelerle yüzleşilebiliyor mu diye sormak lazım?' diyen Dursun, "12 Eylül ve 28 Şubat hesaplaşması oluyor ancak bir bakıma darbelerin temelini oluşturan 27 Mayıs ile ilgili adım atılmadı. Parlamentoda bu konuda bir araştırma komisyonu oluşturuldu. Bu komisyonda darbeler konusunda çalışmalar yapılıyor. Buraya 27 Mayıs'ta dahil edildi. Şu an da 27 Mayıs'ın aktif aktörlerinden çok kişi kalmadı. Ancak bu yargılama birkaç kişi ile bile yapılsa; yüzleşme adına önemlidir. Özetle 27 Mayıs'ın hesaplaşması bence son derece önemlidir. Cumhuriyet döneminin ilk darbesidir. 27 Mayıs olmasa idi, onu takip edenler bu kadar rahat olmayabilirdi. 27 Mayısı takip eden yıllarda ki darbelere örnek olmuştur" dedi.

27 Mayıs'ın siyasetin üzerine bir vesayet rejimi kurduğuna dikkat çeken Dursun, "27 Mayıs Darbesi ile siyaset üzerinde bir vesayet kuruldu. Anayasa Mahkemesi ve Milli Güvenlik Kurumu gibi üst organlar bu dönemde oluşturuldu" diye konuştu.

27 Mayıs Darbesinin o dönemde farklı gösterildiğini de değinen Dursun sözlerini şu şekilde sürdürdü: "O günkü yayınlara bakıldığı zaman 27 Mayıs'ın ınkılab olduğu hatta sonra ki yıllarda devrim olarak takdim edildiğini görüyoruz. Toplumun belli kesimlerinde 27

Mayıs süreci bir devrim olmuştur. Toplumu ileri sıçratan bir devrim gibi görülmüştür. 27 Mayıs her yönü ile özgün bir darbedir. Türk siyasal hayatının işleyişi açısından son derece ciddi bir öneme sahiptir."

Darbe öncesi dönemi özetlerken Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı Sonrasında yaşanan konjonktörün oluşturduğu zemin sayesinde çok partili hayata geçildiğini belirten Prof. Dr. Dursun, "Savaş sonrası Türkiye tercih ayrımında kaldı. ya doğu bloğundan devam edecek ve tek partili dönemi bırakacaktı. ya da çok partili düzen ile batı bloğuna dahil olacaktı. Batı bloğu ile birleşmek adına Türkiye'nin çok partili düzene geçtiğini söyleyebiliriz" şeklinde ifadeler kullandı.

Dursun, sözlerine şöyle devam etti:

"İki şekilde hükümetler sistem uyguluyor. Bir tanesi baskıcı yönetim ikincisi de halkın ihtiyaçlarına önem veren yönetim şekli. Baskıcı yönetimlerin başarılı olamayacağı o dönem olduğu gibi şimdide görüyoruz. Suriye'de Esed'in baskıcı yönetimine karşı yaşanan isyanlarda, bu baskıcı sistemlere karşı başkaldırının bir örneğidir."

1950 seçimlerinde CHP'nin doğuda büyük toprak sahiplerinden aldığı oylara karşı DP'nin tabandan gelen oylarla iktidar olduğunu dil getirerek, "CHP o gün doğu illerinden büyük oy alırken; sahilde ki kentlerden oy alamıyordu. Bugün ise tam tersi. Sosyolog arkadaşlarımızın bunu incelemesi gerek. DP 1950 seçiminde CHP'nin safından olan ordu, basın, aydın ve güçlülerin karşısında; bu çembere giremeyen küçük azınlıkların ve kenar güçlerinin güveni ile göreve gelmiştir" dedi

1960 yılında yapılan darbeyi meşrulaştıranların; DP'nin karşı devrim yapması bahanesine sığındıklarını dile getire Dursun, "DP'nin sürecini karşı devrim olarak nitelendiren çevreler, buna müsaade edilemeyeceği için yapılan darbenin meşru olduğunu savunuyor. Bugün bu hala devam ediyor. Karşı devrim 1960 darbesini tanımlamak için önemli. Ezanın Arapça aslının okunmasının serbest bırakılması karşı devrim nitelendirmesine giden bir yoldur. Bu ülkenin insanları için yüzyıllardır Arapça okunan bir şeyin iktidar erki ile yasaklanması vatandaşın kabul edemediği bir şeydir. DP 1950'de ezanın türkçe okunması yasaklanmadı ancak herkes ezanı Arapça okudu. Bunun yüksek bir sembolik değeri var. Demokrasinin en önemli argümanı olan vatandaşın isteklerinin hükümetler tarafından yerine getirilmesi burada karşımıza çıkıyor" şeklinde konuştu.

Dursun, ayrıca şunları kaydetti:

"Ordu darbelerde bir günah keçisi gibi görülüyor. Ordu darbelerde aktif aktör olabilir ancak hiçbir yerde ordu tek başına sivil güçlerin desteği olmadan darbeyi gerçekleştiremez. Ordu ile birlikte hareket eden sivil odakların olması gerekiyor. 1960 darbesinde aydınlar, basın, CHP aktif rol almıştır. Darbenin birkaç gün öncesinde ki manşetleri okuyun hepinizin yüzü kızarır. Bunu aydınlar ve basın gerçekleştirdi. Dolayısıyla bu işin aktörleri sadece askerler değil. Onlara yön gösteren sivillerinde bu konuda payı vardır." - SAKARYA