Nato Zirvesi Haberleri

Nato Zirvesi haber, Nato Zirvesi son dakika haberleri ve gelişmeleri.

Nato Zirvesi - 22.12.2014
2015 Yılı Bütçesi TBMM Genel Kurulu'nda
Küresel ekonominin temel konularının dönem başkanlığı sırasında Türkiye'de görüşüleceğini anlatan Babacan, liderler zirvesinin 15-16 Kasım'da Antalya'da yapılacağını, bunun 2004'teki NATO zirvesinden sonra Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı en önemli uluslararası organizasyon olacağını vurguladı.
Nato Zirvesi - 14.12.2014
2015 Yılı Bütçesi Genel Kurul'da
  "Dünyada 7'nci sıradayız"   Bakan Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı'nın çok yoğun bir şekilde dış politikaya önem verdiğini ve bugüne kadar NATO Zirvesi olmak üzere, 12 ziyaret gerçekleştirdiğini bildirdi.
Nato Zirvesi - 01.12.2014
Türkiye G20 Dönem Başkanı
Türkiye'nin daha önce çok sayıda uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptığını belirten Babacan, şöyle konuştu: "Belki ilk tecrübemiz 2004 NATO zirvesidir.
Nato Zirvesi - 25.11.2014
AK Parti TBMM Grup Toplantısı
Başbakan Davutoğlu, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Erbil'den döndükten sonra aynı gün ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile uzun bir görüşme yaptığını söyledi.  Görüşmede Suriye ve Irak başta olmak üzere bir çok konuyu ele aldıklarını belirten Davutoğlu, "Kendisiyle son dönemde, gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın NATO Zirvesi bağlamında Sayın Obama ile gerekse benim G-20 Zirvesi bağlamında yine Sayın Obama ile Avustralya'da yaptığımız ve son aylarda çok yoğun teknik görüşmelerde geldiğimiz noktayı gözden geçirdik" dedi.
Nato Zirvesi - 21.11.2014
Başbakan Davutoğlu Açıklaması
Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın NATO Zirvesi'nde ABD Başkanı Barack Obama ile görüştüğünü ve Türkiye'nin perspektifinin paylaşıldığını hatırlatarak, geçen hafta kendisinin Obama ile Avustralya'da görüştüğünde konuya bakışını özetlediğini, onun kanaatlerini aldığını ve teknik birçok heyetin Washington'da ve Ankara'da görüşmeler yaptığını söyledi.
Nato Zirvesi - 07.11.2014
Ukraynalı 8 Asker Hırvatistan'da Tedavi Olacak
Hırvatistan, eylül ayında NATO Zirvesi'nde varılan anlaşma ile Ukrayna'ndaki çatışmalarda yaralanan askerlerin tedavisini üstlenmişti.
Nato Zirvesi - 16.10.2014
Güvenli Bölge"Nin Çerçevesi Netleşiyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen ayki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na katılmak için gittiği New York'ta güvenli bölgenin önemine işaret etmiş hem Galler'deki NATO zirvesinde hem de ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getirdiğini söylemişti.
Nato Zirvesi - 10.10.2014
Erdoğan: "İllegaliteye Asla Müsade Etmeyiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan Trabzon'da- Erdoğan, STK temsilcileriyle bir araya geldi: (2)"Bizler asla illegaliteye ülkemizde müsaade edemeyiz. Her şey legal çizgide olacak. İllegaliteye başvuranlar bunun bedelini er veya geç ödeyecek"- "Türkiye'ye geliyorlar, fatura kesiyorlar, IŞİD'e biz silah yardımı yapmışız. Hala bunu maalesef insafsızca, edepsizce kullanıyorlar. Kimse Türkiye'nin IŞİD'e silah temin ettiğini, bu tür bir yardımda bulunduğunu asla ispat edemez, asla söyleyemez"- "Sizin demokratik hak anlayışınız bu, şiddet. Sizin demokratik hak anlayışınızda molotofkokteyli var. Sizin demokratik hak anlayışınızda taş var, silah var"- "Ben inanıyorum ki, Kürt kardeşlerimin, vatandaşlarımın içinde de aklı selim sahibi olanlar, bu gidişe dur diyeceklerdir. Onların buradaki duruşu bir çok hesabı bozacaktır. Artık bu oyun, şirazesinden çıkmıştır"- "Bazı ülkeler ucu kendilerine, dindaşlarına ya da petrol kuyularına dokununcaya kadar sorunlara özellikle de terör örgütlerine kayıtsız kalırken, biz meseleye insani zaviyeden yaklaştık"TRABZON (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bizler asla illegaliteye ülkemizde müsaade edemeyiz. Her şey legal çizgide olacak. İllegaliteye başvuranlar bunun bedelini er veya geç ödeyecek" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığınca düzenlenen sivil toplum kuruluşlarıyla istişare toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin içinden vurulduğunu, içerideki bir çok unsurun "Acaba biz bu iktidarı nasıl düşürürüz, Türkiye'yi nasıl zayıf düşürürüz?" gayreti içinde olduğunu söyledi. Türkiye için birlik zamanı olduğunu dile getiren Erdoğan, parlamentonun içinde grubu olan bir siyasi partinin temsilcilerinin böyle bir zamanda herkesi sokağa davet ettiğini anımsattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Sonra diyor ki 'Ben onları şiddete davet etmedim, sokağa davet ettim. Demokratik haklarınızı kullanın' dedim. Sizin demokratik hak anlayışınız bu, şiddet. Sizin demokratik hak anlayışınızda molotofkokteyli var. Sizin demokratik hak anlayışınızda taş var, silah var. Demokratik özgürlük bu değildir. Karşındaki insanın hakkını, hukukunu da korumak suretiyle gelirsin parlamentoda bunu sözlerinle, ifadenle, herşeyinle yaparsın. Devletin araç gereçlerine, kamu binalarına, okullara, hastanelere saldıranlar, bunların hepsinin bağlantısı sizinle. Bunlar bilinen gerçekler. Sivil vatandaşlarımızın araçlarını yakıyorsunuz, kim bu vatandaşlar? Onlar da Kürt. Onların da araçlarını yakıyorsunuz. Bölgede size hizmet veren esnafın mağazalarını yakıyorsunuz, yakmakla kalmıyorsunuz yağmalıyorsunuz. Bunları neyle ifade edeceksiniz'Artık aklı selim sahibi vatandaşlarımın, hangi etnik unsurdan olursa olsun, bu gerçekleri görmesi lazım. Ben inanıyorum ki, Kürt kardeşlerimin, vatandaşlarımın içinde de aklı selim sahibi olanlar, bu gidişe dur diyeceklerdir. Onların buradaki duruşu bir çok hesabı bozacaktır. Artık bu oyun, şirazesinden çıkmıştır. Olay sadece kendi saltanatlarını devam ettirebilmek için Kobani'yi bahane etmek suretiyle, ülkemizin geneline yaygın, her tarafı kan, ölüm, böyle bir tabloyla karşı karşıya bıraktılar. Gezi olaylarında adım attılar, başaramadılar. 17, 25 Aralık'ta adım attılar, başaramadılar. 'Şimdi acaba böyle bir adım atarsak, bunu başarabilir miyiz'. Kobani'yi bahane ediyorsun da Musul'u niye bahane etmiyorsun? 200-250 bin insanın öldüğü Suriye'yi niye bahane etmiyorsun? Onu hiç konuşmuyorsun ama Kobani'yi konuşuyorsun. Bu yaklaşım tarzı, doğru bir yaklaşım tarzı değil. Barışı hedefleyen bir anlayış, bir siyaset böyle bir şeyi konuşamaz. 'Benim terör örgütüm iyi ama onun terör örgütü kötü'. Böyle bir kıyaslamaya gitmek, demokratik, barışçı, insani bir tavır değildir." -"Maliki'yi savunanlar Irak'ın üçte birini IŞİD'e teslim ettiler"NATO Zirvesi ve BM Genel Kurulu başta olmak üzere her zeminde, her platformda Türkiye'nin ilkeli duruşunun çok net bir şekilde ortaya konduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözümün herkese eşit muamele ederek ve herkesi kucaklayarak mümkün olacağını ifade ettiklerini söyledi.
Nato Zirvesi - 09.10.2014
Çavuşoğlu-Stoltenberg Ortak Basın Toplantısı (1)
Görüşmelerde Eylül ayında Galler'de yapılan NATO Zirvesi'nin sonuçlarının takibini yaptıklarını vurgulayan Çavuşoğlu, bu çerçevede Türkiye'nin gerek ikili düzeyde gerekse NATO kapsamında Ukrayna'ya sağladığı desteği ve NATO-Rusya ilişkilerini ele aldıklarını dile getiren Çavuşoğlu, şunları kaydetti: "Bu vesileyle Kırım Tatar Türklerinin durumu hakkında Sayın Genel Sekretere bilgi verdim.
Nato Zirvesi - 07.10.2014
Erdoğan, İslahiye'de Suriyeli Sığınmacılara Seslendi
Batılı ülkelere seslenerek, IŞİD terör örgütü ile mücadelede havadan bombalamanın çözüm olmayacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İşte bir IŞİD terör örgütü çıktı. Bu Suriye'de güç buldu. Bunlar İslam adına 'Allahu Ekber' diyerek, 'Allahu Ekber' diyenleri öldürüyorlar. Müslüman, Müslümanı bu şekilde öldürebilir mi? Müslüman'ın Müslüman'a canı, kanı, malı, ırzı haramdır" değerlendirmesinde bulundu.  -"Ayn El Arabda  diğer adıyla Kobani de düştü, düşüyor" Erdoğan, İngiltere'nin Cardiff kentinde düzenlenen NATO Zirvesi'nde batılı devletlerin başkanlarına "Sadece havadan bombalamak suretiyle bu terörü sona erdiremezsiniz.
Nato Zirvesi - 07.10.2014
Erdoğan, İslahiye'de Suriyeli Sığınmacılara Seslendi
Batılı ülkelere seslenerek, IŞİD terör örgütü ile mücadelede havadan bombalamanın çözüm olmayacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İşte bir IŞİD terör örgütü çıktı. Bu Suriye'de güç buldu. Bunlar İslam adına 'Allahu Ekber' diyerek, 'Allahu Ekber' diyenleri öldürüyorlar. Müslüman, Müslümanı bu şekilde öldürebilir mi? Müslüman'ın Müslüman'a canı, kanı, malı, ırzı haramdır" değerlendirmesinde bulundu.  -"Ayn El Arabda  diğer adıyla Kobani de düştü, düşüyor" Erdoğan, İngiltere'nin Cardiff kentinde düzenlenen NATO Zirvesi'nde batılı devletlerin başkanlarına "Sadece havadan bombalamak suretiyle bu terörü sona erdiremezsiniz.
Nato Zirvesi - 01.10.2014
Gerilime, Kutuplaşmaya ve Kamplaşmaya Sarf Edilecek Tek Bir Saniyemiz Yok"
“MÜLTECİLER, İSTİKBAL VE KARDEŞLİK İKLİMİ OLACAK” Erdoğan, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye'den Avrupa’nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, "Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz" dedi. “BİZE SIĞINANLAR ARASINDA AYRIM YAPMIYORUZ” Türkiye'nin Irak ve Suriye’den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığını, muhtaçların tamamına kapılarını açtığını, onları doyurduğunu, giydirdiğini ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu: "Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD’in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arz ederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir. Irak ve Suriye’de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye’dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye’nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak’ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak’ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak’ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.” “DÜNYA 5’TEN BÜYÜK OLDUĞUNU ANLATTIK” Suriye’nin gündem dışı tutulmasının çözümü palyatif bir hale getireceğine dikkat çeken Erdoğan şu açıklamalarda bulundu: “Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff’te yapılan NATO Zirvesi’nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York’ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu.
Nato Zirvesi - 01.10.2014
Erdoğan: "Türkiye Bu Krizlerden Kazançlı Çıkacak Tecrübeye Sahiptir"
Yeni yasama yılı başladı-Cumhurbaşkanı Erdoğan (1) : -"Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır"-"Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir"-"TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur"-"Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır"-"Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır"-"TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir"-"Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimlerinin, sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar vereceğini belirterek, "Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Erdoğan, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade etti. Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, "Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir" dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti. -"Sandık her meselenin çözüm yeridir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir." -"Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, "Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez" bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, "Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır" dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı. -"Milli iradeye hürmetsizliktir" Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır." -"Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı. -"Kültürel kimliklere gösterilen saygı" Erdoğan, Türkiye'nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye'nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır." -"Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır" Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, "Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur" diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, "Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz" diye sürdürdü. -"Şiddetle aralarına mesafe koymalı" Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi: "Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır. Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur."(Sürecek)Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (2)- "2015 seçimlerinin hemen ardından Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir"- "Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir"- "Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir"- "Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır"- "Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. dönem 5. yasama yılının açılışında yaptığı konuşmasında, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi."Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920'nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis'te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye'dir" ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti: "Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye'dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye'de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye'ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye'nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye'ye direnç, eski Türkiye'den tevarüs edilen, eski Türkiye'ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye'nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye'ye kastetmek arzusundadır. Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır. Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis'in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye'yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye'yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye'ye denk düşecek yeni bir Anayasa'dır."- "Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" -Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı'dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı'nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, "77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis'te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.- "Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz" -"İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye'nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye'nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya'da, Filistin'de, Mısır'da, Somali'de, Myanmar'da, Afganistan'da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye'de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan'daki Türk anıtlarından Bosna'daki köprülere, Myanmar'daki şehitliğinden Makedonya'daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin'de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım'da Zincirli Medrese, Makedonya'da Mustafa Paşa Camii, Kosova'da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek'te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova'daki Mehmet Akif'in köyüne, Makedonya'daki Gazi Mustafa Kemal'in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir."Musul'un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46'sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, "Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum" diye konuştu.(Sürecek) Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (3)- "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum"- "Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir"- "Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefi Türkiye'nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir"- "İçerden ve dışardan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum" dedi.Erdoğan, yeni yasama yılı açılış konuşmasında, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye'den Avrupa'nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, "Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz" dedi. Türkiye'nin Irak ve Suriye'den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun, giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu: "Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD'in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir. Irak ve Suriye'de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye'dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye'nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak'ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak'ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak'ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye'nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff'te yapılan NATO Zirvesi'nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York'ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu.
Nato Zirvesi - 01.10.2014
Erdoğan: "Şiddetin Her Türlüsüne Karşı Mücadele Veriyoruz"
Yeni yasama yılı başladı-Cumhurbaşkanı Erdoğan (1) : -"Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır"-"Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir"-"TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur"-"Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır"-"Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır"-"TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir"-"Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimlerinin, sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar vereceğini belirterek, "Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Erdoğan, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade etti. Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, "Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir" dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti. -"Sandık her meselenin çözüm yeridir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir." -"Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, "Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez" bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, "Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır" dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı. -"Milli iradeye hürmetsizliktir" Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır." -"Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı. -"Kültürel kimliklere gösterilen saygı" Erdoğan, Türkiye'nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye'nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır." -"Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır" Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, "Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur" diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, "Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz" diye sürdürdü. -"Şiddetle aralarına mesafe koymalı" Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi: "Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır. Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur."(Sürecek)Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (2)- "2015 seçimlerinin hemen ardından Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir"- "Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir"- "Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir"- "Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır"- "Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. dönem 5. yasama yılının açılışında yaptığı konuşmasında, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi."Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920'nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis'te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye'dir" ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti: "Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye'dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye'de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye'ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye'nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye'ye direnç, eski Türkiye'den tevarüs edilen, eski Türkiye'ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye'nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye'ye kastetmek arzusundadır. Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır. Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis'in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye'yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye'yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye'ye denk düşecek yeni bir Anayasa'dır."- "Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" -Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı'dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı'nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, "77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis'te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.- "Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz" -"İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye'nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye'nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya'da, Filistin'de, Mısır'da, Somali'de, Myanmar'da, Afganistan'da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye'de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan'daki Türk anıtlarından Bosna'daki köprülere, Myanmar'daki şehitliğinden Makedonya'daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin'de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım'da Zincirli Medrese, Makedonya'da Mustafa Paşa Camii, Kosova'da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek'te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova'daki Mehmet Akif'in köyüne, Makedonya'daki Gazi Mustafa Kemal'in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir."Musul'un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46'sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, "Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum" diye konuştu.(Sürecek) Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (3)- "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum"- "Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir"- "Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefi Türkiye'nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir"- "İçerden ve dışardan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum" dedi.Erdoğan, yeni yasama yılı açılış konuşmasında, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye'den Avrupa'nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, "Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz" dedi. Türkiye'nin Irak ve Suriye'den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun, giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu: "Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD'in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir. Irak ve Suriye'de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye'dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye'nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak'ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak'ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak'ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye'nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff'te yapılan NATO Zirvesi'nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York'ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu.
Nato Zirvesi - 01.10.2014
Erdoğan: "Türkiye Geçici Çözüm Arayışlarında Kendisini Kullandıracak Bir Ülke Değildir"
Yeni yasama yılı başladı-Cumhurbaşkanı Erdoğan (1) : -"Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır"-"Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir"-"TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur"-"Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır"-"Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır"-"TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir"-"Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimlerinin, sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar vereceğini belirterek, "Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Erdoğan, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade etti. Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, "Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir" dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti. -"Sandık her meselenin çözüm yeridir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir." -"Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, "Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez" bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, "Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır" dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı. -"Milli iradeye hürmetsizliktir" Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır." -"Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı. -"Kültürel kimliklere gösterilen saygı" Erdoğan, Türkiye'nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye'nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır." -"Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır" Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, "Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur" diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, "Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz" diye sürdürdü. -"Şiddetle aralarına mesafe koymalı" Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi: "Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır. Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur."(Sürecek)Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (2)- "2015 seçimlerinin hemen ardından Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir"- "Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir"- "Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir"- "Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır"- "Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. dönem 5. yasama yılının açılışında yaptığı konuşmasında, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi."Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920'nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis'te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye'dir" ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti: "Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye'dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye'de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye'ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye'nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye'ye direnç, eski Türkiye'den tevarüs edilen, eski Türkiye'ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye'nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye'ye kastetmek arzusundadır. Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır. Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis'in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye'yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye'yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye'ye denk düşecek yeni bir Anayasa'dır."- "Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" -Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı'dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı'nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, "77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis'te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.- "Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz" -"İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye'nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye'nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya'da, Filistin'de, Mısır'da, Somali'de, Myanmar'da, Afganistan'da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye'de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan'daki Türk anıtlarından Bosna'daki köprülere, Myanmar'daki şehitliğinden Makedonya'daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin'de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım'da Zincirli Medrese, Makedonya'da Mustafa Paşa Camii, Kosova'da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek'te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova'daki Mehmet Akif'in köyüne, Makedonya'daki Gazi Mustafa Kemal'in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir."Musul'un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46'sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, "Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum" diye konuştu.(Sürecek) Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (3)- "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum"- "Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir"- "Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefi Türkiye'nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir"- "İçerden ve dışardan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum" dedi.Erdoğan, yeni yasama yılı açılış konuşmasında, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye'den Avrupa'nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, "Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz" dedi. Türkiye'nin Irak ve Suriye'den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun, giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu: "Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD'in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir. Irak ve Suriye'de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye'dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye'nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak'ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak'ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak'ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye'nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff'te yapılan NATO Zirvesi'nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York'ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu.
Nato Zirvesi - 01.10.2014
Erdoğan: "Bundan Sonra Türkiye Ancak Çoğulculukta Uzlaşabilir"
Yeni yasama yılı başladı-Cumhurbaşkanı Erdoğan (1) : -"Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır"-"Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir"-"TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur"-"Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır"-"Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır"-"TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir"-"Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimlerinin, sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar vereceğini belirterek, "Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Erdoğan, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade etti. Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, "Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir" dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti. -"Sandık her meselenin çözüm yeridir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir." -"Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, "Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez" bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, "Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır" dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı. -"Milli iradeye hürmetsizliktir" Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır." -"Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı. -"Kültürel kimliklere gösterilen saygı" Erdoğan, Türkiye'nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye'nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır." -"Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır" Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, "Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur" diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, "Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz" diye sürdürdü. -"Şiddetle aralarına mesafe koymalı" Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi: "Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır. Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur."(Sürecek)Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (2)- "2015 seçimlerinin hemen ardından Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir"- "Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir"- "Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir"- "Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır"- "Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasa'yı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.Erdoğan, TBMM'nin 24. dönem 5. yasama yılının açılışında yaptığı konuşmasında, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi."Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920'nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis'te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye'dir" ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti: "Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye'dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye'de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye'ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye'nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye'ye direnç, eski Türkiye'den tevarüs edilen, eski Türkiye'ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye'nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye'ye kastetmek arzusundadır. Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye'nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır. Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis'in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye'yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye'yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye'ye denk düşecek yeni bir Anayasa'dır."- "Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir" -Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı'dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı'nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, "77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis'te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis'teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir" dedi.- "Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz" -"İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye'nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye'nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye'nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya'da, Filistin'de, Mısır'da, Somali'de, Myanmar'da, Afganistan'da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye'de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan'daki Türk anıtlarından Bosna'daki köprülere, Myanmar'daki şehitliğinden Makedonya'daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin'de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım'da Zincirli Medrese, Makedonya'da Mustafa Paşa Camii, Kosova'da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek'te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova'daki Mehmet Akif'in köyüne, Makedonya'daki Gazi Mustafa Kemal'in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir."Musul'un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46'sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, "Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum" diye konuştu.(Sürecek) Yeni yasama yılı başladı- Cumhurbaşkanı Erdoğan: (3)- "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum"- "Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir"- "Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefi Türkiye'nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir"- "İçerden ve dışardan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz"TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi beklenen Tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum" dedi.Erdoğan, yeni yasama yılı açılış konuşmasında, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye'den Avrupa'nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, "Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz" dedi. Türkiye'nin Irak ve Suriye'den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun, giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu: "Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD'in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir. Irak ve Suriye'de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye'dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye'nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak'ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak'ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak'ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye'nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff'te yapılan NATO Zirvesi'nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York'ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu.
Nato Zirvesi - 01.10.2014
Yeni Yasama Yılı Başladı
Öte yandan, Suriye'nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff'te yapılan NATO Zirvesi'nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York'ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu.
Nato Zirvesi - 24.09.2014
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Charlie Rose'a Konuştu Açıklaması
Yabancı savaşçılar konusunun İngiltere'de yapılan NATO zirvesinde de ele alındığını belirten Erdoğan, Fransa, İtalya, İngiltere gibi ülkelerin, kendi ülkelerinden giden kişilerin o ülkelerden "ellerinde silahla değil, turist olarak ayrıldıklarını" söylediğini hatırlattı.
Nato Zirvesi - 21.09.2014
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 49 Vatandaşımızı Hiçbir Şeyle Değiştirmemiz Mümkün Değil
"BU TAVRI ARTIK BELİRLEMEMİZ LAZIM" Türkiye'nin koalisyon konusunda tavrının ne olacağı hakkında değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, "NATO Zirvesi'ndeki görüşmelerde de ifade ettim.
Nato Zirvesi - 21.09.2014
Cumhurbaşkanı Erdoğan Açıklaması
-"(Cidde'deki koalisyonda niçin böyle bir tavır takındık) deniliyorsa işte bu dün içindi" Operasyona dair elinde kalemi olanların yazabileceğini, ağzı olanın konuşabileceğini, yapılanlara gölge düşürme gayreti içinde olanların da bulunabileceğini belirterek, şöyle devam etti: "Hatırlayın 102 gündür Türkiye'deki bazı siyasilerin yaptıkları açıklamaları hatırlayın. Neler söylemediler ki, tahrikler... Neler söylemediler ki. Eğer biz ağzımızdan çıkan kelimeleri o dönem içinde seçtiysek, orada hassas davrandıysak işte o dün içindi. Bundan sonraki sürece yönelik, 'Cidde'deki koalisyonda niçin böyle bir tavır takındık' deniliyorsa işte bu dün içindi, ama onlar bunun farkında değil. NATO Zirvesi'nde bunları yine konuştuk, orada da biz birçok şeyleri ikili görüşmelerde de genel görüşmede de ifade ettim.
Nato Zirvesi - 18.09.2014
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Açıklaması
"TERÖR ÖRGÜTLERİ, TERÖR FAALİYETLERİNDEN TAMAMEN VAZGEÇMEDİĞİ SÜRECE TERÖR LİSTESİNDEN ÇIKARILMAMALIDIR" Bir Alman gazetecinin PKK'nın AB'nin terör listesinde kalıp kalmamasına yönelik sorusu üzerine terör konusunun hassas bir konu olduğuna dikkat çeken Çavuşoğlu şunları söyledi: "Bugün, bir terör örgütünün başka bir terör örgütüyle mücadelesi var diye diğerini terör listesinden çıkarmak gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Yani bu, 'Benim teröristim iyi, senin teröristin kötü anlamına gelir.' Terör örgütleri, terör faaliyetlerinden tamamen vazgeçmediği sürece ve bu konuda da ikna edici bir faaliyet içine girmedikleri sürece terör listesinden çıkarılmamalıdır. Bugün Suriye ve Irak'ta birçok terör örgütü var. Bazen rejime karşı savaşıyorlar bazen de kendi kendileriyle savaşıyorlar. Dolayısıyla terör örgütlerinin içinde bizim taraf tutmamız söz konusu olamaz, bu gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Bu konuda Almanya'nın duruşunu ve takındığı tutumu memnuniyetle karşıladığımızı vurgulamak isteriz. Gerek Almanya'daki terör faaliyetlerinde gerekse bölgedeki hassasiyetler konusundaki tutum için Almanya'ya çok teşekkür ederiz." "TEDBİRLERİMİZİ ARTTIRDIK AMA AÇIK KAPI POLİTİKAMIZ DEVAM EDİYOR" Türkiye'nin şüphelendiği yabancı savaşçıları ülkeye girerken yakalayıp geri gönderme çabalarının giderek arttığını yineleyen Çavuşoğlu şöyle devam etti: "Ama diğer taraftan ülke içinde de bir taraftan sınır kontrollerimizi yoğunlaştırdık, tedbirlerimizi arttırdık. Gerek Suriye ve Irak sınırlarında, geçiş kapılarında. Tabi burada özellikle mültecilere açık kapı politikamızı devam ettiriyoruz. Kim olursa olsun ister Suriyeli, ister Irak, hangi dinden hangi ırktan, hangi mezhepten olursa olsun ülkemize gelen sığınan insanlara kapımızı açıyoruz. En son Irak'tan yaklaşık 38 bin Yezidi geldi ve onları değişik kamplarda ağırlıyoruz ve 3 tane kampı da Kuzey Irak'ta kuruyoruz. Ki orada 35 bin kişilik kamp kuruyoruz ki o insanlar kendi topraklarında da terörden kaçan insanları barındırmak için ve insani yardımları yapmak için her türlü desteği sağlıyoruz. ve Suriye'yle 900 kilometre sınırımız var, Irak'la yaklaşık 600 toplamda bin 500 kilometre sınırı olan bir ülkeyiz. Tabi sınırın her bir metresini kontrol etmek de zor. Önemli olan Türkiye'ye girerken bu tedbirleri alabilmek. ya da Türkiye içindeyken, geçmeden ya da sınıra varmadan yakalayabilmek ki özellikle toplu taşımanın olduğu tren garları ve otobüs, minibüs terminalleri gibi yerlerde de güvenlik tedbirlerimizi arttırdık. Şüphelenen insanlar buralarda da yakalanıp sınır dışı ediliyor. Ama başta da söylediğim gibi bu konuda ciddi bir işbirliğine ihtiyacımız var. Yani Türkiye'nin tek başına mücadele edebileceği bir konu değil. Özellikle bilgi ve istihbarat paylaşımı başta olmak üzere müttefiklerimizle, Almanya gibi dostlarımızla işbirliğimizi arttırmamız lazım. Bu konuda AB, ABD gibi uluslararası örgüt ve ülkelerle de ve Almanya'yla yakın bir işbirliğimiz var. Ama bundan sonra bunu daha da yoğun bir şekilde bu işbirliğimizi arttıracağız." "TÜRKİYE IŞİD'İ 1 SENE ÖNCE TERÖR LİSTESİNE KOYMUŞTUR" ABD'nin öncülüğünde IŞİD'e karşı oluşturulan askeri koalisyona katılmanın Türkiye açısından neden bu kadar zor olduğunun ve sadece IŞİD'in elinde bulundurduğu 49 rehineden mi kaynaklandığının yoksa daha çok tarihsel bir arka planının mı olduğunun sorulması üzerine Türkiye'nin terörle mücadele konusunda her zaman kararlı olduğunu ve bu konuda da hiçbir zaman tereddüt etmeyeceğini bir kez daha vurgulayan Bakan Çavuşoğlu şöyle konuştu: "Gerek Cidde'de gerek NATO zirvesi süresince ve Fransa'daki konferans süresince Cumhurbaşkanımız tarafından ve bizzat şahsım tarafından da Türkiye'nin bölgedeki terör tehditlerine karşı ne olmalıdır ya da sadece Türkiye'nin değil müttefiklerle beraber ne olmalıdır, neler yapılmalıdır kapsamlı bir şekilde hepsini madde madde sıralıyoruz açık ve net bir şekilde.
Nato Zirvesi - 17.09.2014
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Atalay'ın Açıklamaları
"BU GEÇİŞİN TÜRKİYE'YE ZARAR VERMEYECEK, İSTİKRARI BOZMAYACAK ŞEKİLDE OLMASI YÖNÜNDE DE BÜYÜK BİR GAYRET İÇİNDE OLDUK" Türkiye'nin 10 Ağustos'tan günümüze kadar olan 1 ayı aşkın bir süredir büyük bir değişim geçirdiğini kaydeden Atalay, şunları söyledi: "Cumhurbaşkanımız değişti, başbakan değişti, bizim partimizin genel başkanı değişti, Bakanlar Kurulu yeniden kuruldu, MYK'da bizim parti yönetiminde değişiklikler oldu ama şükür, bunun hepsi büyük bir uyum içinde ve Türkiye'de istikrarı bozmayan, Türkiye'nin istikrarına zarar vermeyen bir şekilde gelişti. Çünkü bu değişimin büyük kısmı iktidar partisinde oluyor. Yani ilk defa iktidar partisi genel başkan değiştiriyor ve başbakan konumundaki genel başkan. Genelde iktidar partisinde kongreler, bu değişimler ülke istikrarında daima sorular getirir, endişeler getirir. Şu anda Türkiye'ye baktığımızda hiçbir istikrar zedeleyici bir durum olmadan çok böyle tıkır tıkır işleyen bir mekanizma, hepimiz doğrusu parti içinde, hükümet içinde bu geçişin Türkiye'ye zarar vermeyecek, istikrarı bozmayacak şekilde olması yönünde de büyük bir gayret içinde olduk. Şimdi Cumhurbaşkanımızı seçtik, Cumhurbaşkanımız görevde. Hemen daha ayağının tozuyla NATO Zirvesi'ne katıldı, çok önemliydi.
Antoloji.com Hastane.com.tr Intersinema.com Yenikadin.com
Nato Zirvesi Haberleri | Nato Zirvesi Haber - Haberler - Sayfa 3 - Nato Zirvesi haberleri, son dakika nato zirvesi haber ve gelişmeleri burada. İspanya Patriotları İskenderun'da.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Gizlilik Politikası] - [Çerez Politikası] - [Kişisel Verilerin Korunması] - [Hata Bildir] 17.9.2021 19:43:10. #1.15#

title