Mersin: Kktc Cumhurbaşkanı Talat'ın Eşi Oya Talat Mersin'de

Mersin: Kktc Cumhurbaşkanı Talat'ın Eşi Oya Talat Mersin'de

Kıbrıs Türk Kültür Derneği Mersin Şubesi'nin düzenlediği "Sessiz Yürüyüş" etkinliğine katılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi ve Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı Oya Talat, Kıbrıs'ta barışın sağlanmasında kadınlara da çok büyük görevler düştüğünü söyledi.

Mersin: Kktc Cumhurbaşkanı Talat'ın Eşi Oya Talat Mersin'de

Kıbrıs Türk Kültür Derneği Mersin Şubesi'nin düzenlediği "Sessiz Yürüyüş" etkinliğine katılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi ve Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı Oya Talat, Kıbrıs'ta barışın sağlanmasında kadınlara da çok büyük görevler düştüğünü söyledi.

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası'nda (MTSO) düzenlenen etkinliğe, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Mersin Şube Başkanı Bilge Tatver, Kıbrıslı Türk seramik sanatçısı Ayhatun Ateş, KKTC Mersin Konsolosu Oya Tuncalı ile Türkiye'ye yerleşmiş Kıbrıslı Türkler ve KKTC'den çok sayıda ziyaretçi katıldı. Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı Oya Talat, "Sessiz Yürüyüş"ün Kıbrıs'taki ve dünyadaki değişik kadın örgütleri arasında köprüler kurmak, ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir etkinlik olacağını vurgulayarak, birbirlerini daha iyi anlamanın ortak görüşleri paylaşmaya, daha kabul edilebilir politikalar belirlemeye ve birbirlerini desteklemeye yarayacağına inandığını söyledi. Bu kapsamda değişik ülkelerde yaşayan Kıbrıslı Türk kadınlarla biraraya gelen Talat, Mersin'deki ziyaretinde Kıbrıs'ın bölünmesine sebep olan olayların başlangıcından itibaren kadınların erkeklerle birlikte mücadele verdiğini belirterek, "Kıbrıs'ta barışın sağlanmasında da kadınlara büyük görevler düşmektedir" dedi. Kıbrıs'ta kadın hareketlerinin politik bir harekete dönüşmesinin 1977 yılında olduğunu ifade eden Talat, şöyle devam etti:

"O günlerde bu hareket, tam olarak algılanmadı. Biz her zaman erkekle aynı şartları sırtlayan kadınların, gerek sosyal hayatta gerekse siyasal hayatta eşit olmasını savunduk. Kadın hareketimizin tam anlam bulduğu dönem ise, Bosna Savaşı'ndan sonra oldu. Orada tecavüze uğrayan kadınları gördükten sonra kadın-erkek eşitliğinin yanında, savaş karşıtı da cephe aldık. Biz de toplum olarak yıllarca zorluklarla karşı karşıya kaldık. Barışın değerini bilen bir toplum olarak, bugün Türkiye ile AB mücadelesi veriyoruz. Verilen bu mücadele, barış mücadelesidir. Kıbrıslı kadınlar olarak, adada barış sağlanması ve bunun sürekliliği için çaba veriyoruz. Kıbrıs toplumu, barış konusundaki samimiyetini Annan Planı'na 'Evet' demekle göstermiştir. Aynı iradeyi de Rum kesiminin göstermesini isterdik."

Kadınların, doğurganlık özelliğinden gelen yumuşak yapısının demokrasiye de yansıması ve adada ihtiyaç olan barış kültürünün oturtulması için siyasal ortama daha fazla girmesi gerektiğini kaydeden Talat, "Biz Annan Planı öncesi köy köy dolaştık. Adada barış sağlanması ve karşı tarafa olan önyargıların yıkılması için çaba verdik. Aynı şekilde Rum kesiminde de bu tür hareketler olduğunu gördük. Kanaatim odur ki, hiçbir anne-baba evladının savaşta ölmesini istemez. Bizde bunların yaşanmaması adına Kıbrıslı Türk kadınlar olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Kıbrıs sorununun, bu noktadan sonra iki toplumlu federe bir devlet formülüyle çözüleceğine inanıyoruz. Eskiden bir arada yaşardık, ama günümüzde artık bunun mümkün olmadığı açıkça görülüyor. Ama geleceğe de ipotek koyamayız. 50 yıl sonra şartlar nasıl olur onu bilemeyiz. Günün şartlarına göre de farklı uygulamalar yapılabilir" dedi.

"TÜRKİYE'NİN BİZE VERDİĞİ DESTEĞİ HİÇ BİR ZAMAN UNUTMAYIZ"

Türkiye'nin AB yolunda emin adımlarla yürüdüğüne inandığını da vurgulayan Talat, "Türkiye'nin bize verdiği desteği hiç bir zaman unutmayız. Bizim de yaptığımız bu girişimlerle, AB yolundaki Türkiye'nin önünde engel olmadığımızı göstermek istiyoruz. İki ülke hep beraber Türkler'in uzlaşmacı olduğunu dünyaya duyurduk. AB'nin de Kıbrıs'ın bizi temsil etmediğini göstermesi, adada bizimde var olduğumuzu bilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Toplantıda katılımcıların sorularını da yanıtlayan Talat, "Dünyanın varlığının nefretler ve önyargılar üzerine oturamayacağını ve ön yargılarla hiçbir ülkenin yaşayamayacağını zaten görüyoruz. Nefretler, savaşları doğurur ve savaşlar yıkımı getirir. Eğer bugün oluşan yapı Kıbrıs'ı; iki bölgeli, iki toplumlu, iki devletli bir yapıya getirdiyse bu yapının 50 yıl sonrası beni ilgilendirmez. O zamanın yaşayanları kendilerine uygun yapıyı kendileri belirler. Bu gün biz iki bölgeli, iki toplumlu ve iki federal yapılı bir modeli kendimize uygun buluyoruz. Geleceğe ipotek konulamaz. Gelecekte de güzel yaşamak için böyle bir süreci yaşamamız gerekiyor. Dolayısı ile Kıbrıs'ta iki toplumun yan yana yaşamasının önemi bir anlaşmanın sonlanması ve dünyanın bunu kabul etmesi, Kıbrıs Federal Cumhuriyeti ya da adı ne olursa olsun iki tane varlığın bir arada çalışabileceği bir modelin varlığı şart. Kendimize olan güvenimiz şu anda 50 yıl önceki gibi değil. Şu anda çok daha güvenli, çok daha huzurlu, kendine güvenen gelecekten korkamayan ayakları üzerinde durabilen bir toplumuz. Gençlerimiz çok iyi yetişmiştir. Kendilerini koruyabilir, kendilerini geleceğe taşıyabilir, hiçbir toplumdan korkumuz yoktur. Bir arada yan yana yaşamaktan da korkumuz yoktur. Dolayısı ile bugünkü politikamızda böyledir. İnanıyorum ki çok daha iyi bir geleceğe doğru gidiyoruz" diye konuştu.

Toplantıda, KKTC'ye uygulanan izolasyon politikalarının sorulması üzerine de Oya Talat; "Kıbrıslı Türkler, üzerine düşen görevi yaptı. Bundan sonra dünyaya düşen görev, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları mümkün olduğu kadar azaltarak yok etmektir. Bu konuda aksayan bir süreç var. Sürecin aksaması, Rum tarafının Kıbrıs adına eski yanlış politikaları ile AB'ye girmesi oldu. Rum tarafının AB'ye bütün Kıbrıs adına girmediğinin gösterilmesi gerekiyor. AB sürecinde Türkiye'nin götürdüğü çalışmalar çok önemli. Türkiye bu süreci sürdürürken Kıbrıs onun önünde engel olmamalı" ifadelerini kaydetti.