Mazide bir şampiyon: Marianne Martin

Marianne Martin, bugünlerde Colorado’nun Boulder kentinde fotoğrafçılık yaparak günlerini geçiriyor.

Mazide bir şampiyon: Marianne Martin

Marianne Martin, bugünlerde Colorado’nun Boulder kentinde fotoğrafçılık yaparak günlerini geçiriyor. Ancak evinin baş köşesinde yıllar evvel kazandığı bir kupa var. Üzerinde büyük harflerle "TOUR DE FRANCE FEMININ" yazıyor. Marianne Martin o günleri hatırlarken, biz de tarihe not düşmek için kalemi kâğıdı hazır ediyoruz.

Bisikleti bir kariyer olarak seçerken en çekici gelen yanı neydi?

Hiçbir zaman niyetim bisiklette bir kariyer yapmak değildi. Fakat ilk yarışımda çok başarılıydım. Sadece dördüncü olmuştum belki ama yaz boyu yarışmış olan kalabalık bir kadın grubuna karşıydım. Ve başarılı olmak çok eğlenceliydi. Ben de devam ettim.

Bisikletçi olmaya karar verdiğinizde aileniz nasıl tepki gösterdi?

Annem, tüm çılgın fikirlerimde olduğu gibi beni destekliyordu. Aklıma koyduğum her şeyi başarabileceğim konusunda beni hep cesaretlendirirdi. Bu muhteşem bir şeydi. Babam ise son derece iş odaklı birisiydi. Zamanında tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştığından sanırım, her zaman çalışmak ve kazanç arasındaki korelasyon hakkında şakalar yapardı. Beni Coors Classic yarışlarında izleyene kadar çok desteklediğini söyleyemem ki bu Tour de France Feminin’i kazanmamdan bir yıl önceydi.

Tour de France Feminin... Birleşik Devletler Bisiklet Takımı'nda sadece bir kişilik yer kalmıştı. Tura katılma şansını nasıl elde ettiniz?

Tour de France Feminin’i ilk duyduğumda, mutlaka orada olmalıyım diye düşünmüştüm. Tek amacım buydu. Fakat bahar aylarında performansım pek iyi değildi. Anemi hastasıydım ve bu durum performansımı kötü etkiliyordu. Hedefimin benden uzaklaştığını hissediyordum. Haziran ayında ise fiziksel durumum iyileşmişti. Tur’a haftalar kalmıştı ve takımda sadece bir kişilik yer vardı. Benim gibi Boulder’da yaşayan bir arkadaşım arabayla beni Colorado Springs’teki olimpik antrenman merkezine götürdü. Sonra da koçumla konuşup takımdaki yer için onu ikna etmeye çalıştı. Şurası gerçek ki, kendimi çok iyi hissediyordum ve hazır olduğumu biliyordum. Ancak koçu ikna etmek biraz zaman aldı. Koç kabul ettikten sonra ona dönüp "İnan bana Eddy, pişman olmayacaksın." dedim.

Tour de France Feminin’de yarışmak sizin için ne ifade ediyordu?

Benim için her şeyin üzerindeydi. Dünya şampiyonluğunun, olimpiyatların ya da başka bir şeyin... 23 gün boyunca mücadele etmek, günlük bir yarışa nazaran çok daha büyük bir marifet gerektiriyordu. Ama bu benim düşüncem tabii ki. Yarışmayı çok seviyordum.

Yarış esnasında hangi aşamada kazanabilirim diye düşünmeye başladınız?

Grenoble’daki etaptaydı. Kaçıncı etap olduğunu şimdi hatırlamıyorum ama erken etaplardan biriydi. Çok fazla tırmanış vardı. Tırmanış mayosunu kazanmayı istiyordum ve bunu başaracaksam farkı açmalıydım. Bu arada ben takımın lideri değildim. Hâlbuki lidere yardım etmem gerekiyordu. Ancak ben takım liderinden daha güçlüydüm ve bunu kanıtlamak için de bir şeyler kazanmam gerekiyordu. Tırmanışın sonuna geldiğimde ana grubun 10 dakika önünde olduğumu öğrendim. Benim için büyük bir sürprizdi ama yavaş yavaş Tour'u kazanabilirim diye düşünmeye başladım. Şunu da söylemem lazım: Tour'a başladığımda hedefim sadece bitirebilmekti. Kazanmak aklımın ucundan bile geçmezdi.

Yarışın son gününde babanız size bir sürpriz yapmış. O hikâyeyi bizimle paylaşabilir misiniz?

Daha önce de söylediğim gibi, babam önceleri bisiklet kariyerimi pek desteklemiyordu. Ancak Tour'u kazanabileceğimi duyunca son dakikada gelip bana sürpriz yapmaya karar vermiş. Aksi gibi İngiltere’deki havayolu pilotlarının grevi nedeniyle babama ertesi güne kadar uçuş olmayacağı söylenmiş. O da üzgün bir şekilde kızının Tour de France Feminin’i kazanmak üzere olduğunu ve orada bulunmak istediğini açıklamış. Ve sonunda ona bir uçuş bulmuşlar.

Yarışın sonuna doğru Champs-Élysées’ye girerken köşeyi döndüğümüzde caddenin tamamen araçlardan arındırılmış olması ve insanlarla dolu olması muhteşem bir sahneydi. Finişe doğru yaklaşırken birinin “HADİ MARIANNE MARTIN!!!” diye bağırdığını duydum. Amerikan olduğunu anlamıştım ve finişi geçtikten sonra sesin geldiği yöne tekrar baktım. Ve babam oradaydı. İnanılmazdı, çok duygulanmıştım.

Kadınlar yarışına medyanın, erkek yarışçıların ya da organizasyonun yaklaşımı nasıldı?

Sanırım, "Cehalet mutluluktur". O günden beri öyle ya da böyle bu konuya dair bir bilgi sahibi değilim. Evet, daha sonraları Laurent Fignon’un "Kadınlar evlerinde oturmalılar, bisiklet üzerinde olmamalılar." dediğini duymuştum. Ancak açıkçası bunlara pek kafa yormadım. Ben sadece orada olup yarışın bir parçası olduğum çok mutlu ve heyecanlıydım.

Kadın sporcular için eşit ücret konusu bu sıralar gündemde. Ancak sizin döneminizde de durum pek farklı değildi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Belki bu söyleyeceklerim için birileri tarafından eleştirilebilirim ancak erkekler yarışı çok uzun zamandır var. Çok büyük bir takipçi kitlesi bulunuyor. Bence kadınlar da kendi takipçilerini ve destekçilerini yaratmalılar. Tabii ki yarışı kazandıktan sonra daha kalın bir cüzdanım olsun isterdim. Yaklaşık 1000 dolar kazanmıştım ve onu da takım arkadaşlarımla paylaşmıştım. Fakat benim tek isteğim yarışlara katılma fırsatı elde etmekti. Kariyerimi bitirdiğimde borç içindeydim. Hatta emekli olma nedenim beş parasız kalmış olmamdı. Ancak yine de ücret eşitliği konusunda şüphelerim var.

Öte yandan bu karmaşık bir konu. Tabii kadınlar daha fazla kazanabilmeliler. Ancak bunu kendi çabalarıyla başarmalılar, başkalarının sayesinde değil.

Anemi hastalığınız olduğundan da bahsettiniz. Kariyerinizi nasıl etkiledi?

Sadece bir yıl ciddi şekilde etkilendim. O zamandan beri yediklerime sürekli dikkat ediyorum. Bir kan hastalığım vardı ve bu beni diğer sporculara nazaran daha fazla risk altına alıyordu. Dolayısıyla ben de daha dikkatli olmalıydım.

Daha önceki röportajlarınızda bir antrenman şekli olarak "görselleştirme" konusundan bahsetmiştiniz. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz alabilir miyiz?

Benim için çok önemli bir şey bu. Çok düzenli olarak yaptığım ve gücüne çok fazlasıyla inandığım bir şey. Farkındayım, biraz fazla göze sokuyormuş gibi oluyorum belki ama yine de benim için önemli. Belki çok daha detaylı anlatmak gerekir fakat özetlemek gerekirse; Tour de France Feminin’den önce dayanıklılığım ve acı eşiğim üzerine aylar boyunca her sabah ve akşam meditasyon yaptım. Başarımda bunun etkisinin çok büyük olduğunu düşünüyorum.

Fotoğrafçılığa nasıl başladınız? Babanızın size hediye olarak aldığı fotoğraf makinesinin bunda etkisi var mı?

Lise yıllarında fotoğrafçılığa meraklıydım ve babamla da sık sık fotoğraf çekmeye giderdik. Kolejden mezun olduğumda babam bana 500 dolar vereceğini söylemişti. Ben de "Bu muhteşem baba, zaten ben de yarış bisikleti almak istiyordum." dedim. O da bana parayı vermek yerine gidip bir fotoğraf makinesi alıp hediye etti. O zaman çok gülmüştüm. Şimdi de bundan memnunum çünkü ben de gidip bankadan kredi çekerek bir bisiklet almıştım. Bunu bir fotoğraf makinesi için yapmazdım. Bisiklete merak saldıkça fotoğrafçılığa ayıracak ne zamanım kalıyordu ne de param. Dolayısıyla yıllarca fotoğrafçılığa olan ilgim dondurulmuş olarak kaldı. Hatta bisiklet yarışçılığını bıraktıktan sonra dahi fotoğrafçılık üzerine eğitim alacak ya da pratik yapacak kadar param yoktu. Dolayısıyla yarışçılık yıllarımdan kalan borçlarım nedeniyle 1986’da emekli olamama rağmen 1994’e kadar fotoğrafçılığa başlayamadım.

Hâlâ bisiklete biniyor musunuz?

Çoğunlukla koşuyorum. Patika koşusu... Çok seviyorum. Bisiklete binmeyi de hâlâ seviyorum ancak arabaların etrafında olmaktan hoşlanmıyorum. Yakınlarda bir toprak yol bisikleti aldım. Umarım benim için iyi bir eğlence seçeneği olur.

Tour de France Feminin zaferinizin 35. yılı. Geriye baktığınızda bu zafere dair neler hissediyorsunuz?

Yaşlı… (Gülüyor.) Oraya gidip tekrar kadınlar organizasyonunun bir şekilde parçası olmak harika olurdu. Galiba küçük bir yarış yapılacak bu sene ancak emin de değilim. Diğer taraftan hayatımı dolu dolu yaşıyorum ve yapmaktan keyif aldığım çok fazla şey var. Belli bir dönem, bir firmanın sponsorluğunda Tour'un rotasını takip ettiğimiz bisiklet gezileri yapmıştık. Tour tecrübelerimi ve spora olan sevgimi başkalarıyla paylaşmak harika bir duyguydu.