'Yumurta' Bana Kendimi Tanıttı
Saadet Işıl Aksoy, Oyuncu Olmaya Nasıl Karar Verdiğini Açıkladı: Al Pacino'nun 'Şeytanın Avukatı' ve 'Simone' Filmlerini İzledim. İkisinde de O Oynuyordu Ama Sanki Bambaşka İki İnsandı... Ben de İçimdeki Farklı Kişileri Keşfetmek İstedim..
SAADET IŞIL AKSOY, OYUNCU OLMAYA NASIL KARAR VERDİĞİNİ AÇIKLADI: AL PACİNO'NUN 'ŞEYTANIN AVUKATI' VE 'SİMONE' FİLMLERİNİ İZLEDİM. İKİSİNDE DE O OYNUYORDU AMA SANKİ BAMBAŞKA İKİ İNSANDI... BEN DE İÇİMDEKİ FARKLI KİŞİLERİ KEŞFETMEK İSTEDİM..
Saadet Işıl Aksoy, gelecek vaat eden başarılı oyuncular arasında yer alıyor. Rol aldığı dizilerde artık başrolde oynayan Aksoy, bu yıl 'Yumurta' filmiyle yurtdışına gittiği festivallerde kendinden söz ettirdi, film teklifi bile aldı. Aksoy, Yeni Aktüel dergisinin bu haftaki sayısına da oyunculuktan ve hayattan beklediklerini anlattı.
* Gözükara mısınızdır?
Eskiden öyleydim. Ama yaşım ilerledikçe korkaklaşıyorum. Bilinç, korkaklığı getirir derler ya. Belki de gözükaralık, girişkenlik cahil cesaretiydi, hayatı tecrübe etmeden bir şeyleri yapma telaşıydı. Şimdi ayağımı sağlam basma derdindeyim.
* Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?
Aslında oyunculuk yaşadıkça ve tecrübe ettikçe içime işlemeye, derinlere inmeye başladı. Başlarda sadece zevk aldığım, zamanımı onunla uğraşarak geçirmek istediğim bir şeydi. Her şey sinemaya olan ilgimle başladı. Oyunculuk meselesi şu: Galiba küçük riskler alarak başlıyorsunuz. Bir anda çok büyük bir risk alıp, tam her şeyin ortasında olmak değil de; kısa filmde oynamak, kendini izleyerek ders çıkartmak, aynı hatayı tekrarlamamak, ama başka hatalar yapmak. Sonra dizilerde küçük rollerde oynayıp işi kavramaya çalışmak. Aynı şekilde orada da yaptığın hataları tekrarlamamak.
* Sinemayı bu kadar büyülü kılan neydi?
Al Pacino'nun 'Şeytanın Avukatı' ve 'Simone' filmlerini izledim. İkisinde de Al Pacino oynuyordu ama ikisi de bambaşkaydı. İzlerken ikisine de inandım. Çok etkilendim gerçekten. Kendi kendime, 'İnsanın içindeki diğer kişileri bulması ne kadar acayip ve zevklidir' dedim. İşte oyunculuğun bana düşündürdüğü bu, kendinle uğraşmak! Oyunculuk tamamen kendine yatırım yaptığın bir meslek. New York'ta gittiğim okulda bize hep söyledikleri şey şuydu: 'Hayattaki seçimleriniz oyunculuktaki seçimlerinizdir; oyunculuktaki seçimleriniz de hayattaki seçimlerinizdir!' 'Yumurta'nın çekimleri için iki ay Tire'de kaldım. O çekimler biter bitmez New York'a gittim. Türkiye'nin küçük bir ilçesinden kapitalizmin merkezine uçuyorsun bir anda. Çok acayipti. New York'ta da kendi şartlarım içinde mutlu bir hayat kurabildim. Bunlar insana çok şey katıyor.
* Diziler izleyicinin gözünde kalıplar oluşturuyor. Mesela, kötü kadın rolünü oynamayı tercih etmeniz risk mi?
Bu durum toplumsal yapıdan kaynaklanıyor. İnsanlar evlerine aldıkları, televizyondan her hafta izledikleri ve sanki komşunun kızıymış gibi gördükleri kişileri başka bir yerde sevişirken ya da başka bir yerde kocasını aldatan bir kadın olarak görmek istemiyor. İstemediğinin farkında değil ama görünce rahatsız oluyor. Yapımcılar da oyunculara çok fazla seçenek sunmuyor. Karı kocayı ayıran bir kadını, seyircinin 'kötü kadın' olmasına alıştığı birine oynatmayı doğru buluyor. Oyuncunun da riskten korkmaması gerekiyor.
'Yumurta'daki Ayla karakteri size ne kattı?
Tire'deyim, ailemden uzaktayım, ilk kez bu kadar büyük bir rolüm var, her an setteyim. İlk başta çok zorlandım, kendimi yalnız hissettim. Geceleri uyuyamıyordum. Ailemi, arkadaşlarımı arayıp dert yanmak, şımarık kız da olmak istemediğimden başa çıkmayı öğrendim. Bu duyguyu da avantaja çevirmeye çalıştım. Kendimi tanıdım 'Yumurta' ve 'Ayla' sayesinde. İçime dönme fırsatım oldu. Orada bir kızla tanıştım, Tireli, üniversiteyi başka bir şehirde okumuş. Sonra Tire'ye geri dönmüş ve öğretmenlik yapıyor. Şöyle söylemişti; 'Gitmek istedim, gittim de. Ama sonra döndüm ve şimdi hayatımın sonuna kadar burada yaşamak istiyorum.' Onun bu sözleri tokat gibiydi. Halbuki biz ne kadar çok şey istiyoruz. Elimizde olmayanların peşinden koşuyoruz. Kendimi çok sorgulamıştım o zaman.









