Küçük Alper'in Ölümü Davasında 11 Yıllık Mücadele

Küçük Alper'in Ölümü Davasında 11 Yıllık Mücadele

İZMİR'de 2007 yılında 4.5 yaşındayken rahatsızlanıp, yaşamını yitiren doğuştan epilepsi hastası Alper Okumuş'un ailesi, oğullarına müdahalenin yapıldığı hastanede yanlış tedavi uygulandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulundu.

Küçük Alper'in Ölümü Davasında 11 Yıllık Mücadele

İZMİR'de 2007 yılında 4.5 yaşındayken rahatsızlanıp, yaşamını yitiren doğuştan epilepsi hastası Alper Okumuş'un ailesi, oğullarına müdahalenin yapıldığı hastanede yanlış tedavi uygulandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulundu. İdare mahkemesi bu talebi reddederken, kararı Danıştay da onadı. Bunun üzerine ailenin başvurduğu Anayasa Mahkemesi, 'solunum cihazı ve uzman doktor bulunmadığı' iddialarını da dikkate alarak, tam yargı davasının reddedilmesini hak ihlali saydı. Kararla umutlanan ailenin başvurusuyla yeniden görülmeye başlanan dava, 11 yıl aradan sonra ikinci kez sonuçlandı. İdare Mahkemesi, ailenin talebini ikinci kez reddetti. Aile bu kararla bir daha yıkıldı.

İzmir'de posta işletmelerinde çalışan Aytekin Okumuş ile anaokulu öğretmeni Aysun Okumuş, 2003 yılında oğulları Alper'in dünyaya gelmesiyle büyük mutluluk yaşadı. Doğum sonrası kontrollerinde epilepsi teşhisi konulan Alper, 2007 yılında 4,5 yaşındayken rahatsızlanınca Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne götürüldü. Gribal enfeksiyon tanısı konan, tedavisi sırasında solunum yetmezliği çeken Alper, sevk edildiği Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitirdi.

'YANLIŞ TEDAVİ' İDDİASIYLA DAVA AÇTILAR

Alper'in ölümünde doktorların yanlış teşhis ve ilaç kullanımının etkili olduğunu düşünen ailesi, maddi ve manevi zararlarının giderilmesi için Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü'ne başvurdu. Rektörlük, dilekçeye zamanında cevap vermeyip, başvuruyu zımnen reddetti. Baba Aytekin Okumuş, bu gelişme üzerine, İzmir 2'nci İdare Mahkemesi'ne başvurup, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü'nden bin TL maddi, 70 bin TL de manevi tazminat talebinde bulundu. Aytekin Okumuş başvuru dilekçesinde, oğullarını rahatsızlığı nedeniyle sık sık aynı hastaneye götürdüklerini, son rahatsızlığında yine aynı hastaneye gittiklerini anlattı. Okumuş, burada oğullarına diyazem iğnesi yapıldığını, bu iğnenin yavaş yapılması gerekirken buna uyulmadığını, tüm ısrarlarına rağmen daha önce oğullarıyla ilgilenen doktora haber verilmediğini, solunumun geçici durması üzerine asistanların 'ambu' cihazını kullanmaya çalıştığını, ancak bu cihazı kullanmayı bilmediklerini, düşürerek kırdıklarını, bu nedenle de cihazın hiç kullanılamadığını ileri sürdü. Ayrıca, hastanede solunum cihazı ve uzman doktor bulunmadığını savunan aile, bunun ağır hizmet kusuru olduğu iddiasında bulundu.

İDARE MAHKEMESİ DAVAYI REDDETTİ

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü'nden yapılan savunmada, hastanede görevli nöbetçi doktorların acil müdahale konusunda eğitimli ve yeterli olduğu, tıp bilgisi olmayan bir kişinin müdahalenin nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin yorumunun, hiçbir gerçekliğinin bulunmadığı belirtildi. İdare Mahkemesi'nin talebi üzerine hazırlanan adli tıp raporunda, hastanedeki uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğuna karar verildi. İzmir 2'nci İdare Mahkemesi de bu rapora dayanarak ailenin talebini reddetti. Temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay 8'inci Dairesi de yerel mahkemenin kararını onadı. Karar düzeltme talebinin de reddedilmesi üzerine Okumuş çifti, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.

YÜKSEK MAHKEME 'HAK İHLALİ' DEDİ

Anayasa Mahkemesi de iki yıl sonra, geçen temmuz ayında açıkladığı kararıyla aileyi umutlandırdı. Mahkeme, anayasanın 17'nci maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına hükmetti. Kararda, başvurucuların ayrı ve açık yanıt verilmesini gerektiren iddialarının, yerel mahkemece etkili şekilde karşılanması gerektiği, aksi bir tutumun, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmesine neden olabileceği belirtildi. Kararda özetle şöyle denildi:

"İzmir 2'nci İdare Mahkemesi kararının, başvurucuların ileri sürdüğü iddialar hakkında yeterli bilgi içermeyen Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak verildiği, uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların anayasanın 17'nci maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelenmediği, Alper Okumuş'un ölümüne neden olan koşulların tam olarak açıklığa kavuşturulamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenlerle anayasanın 17'nci maddesinde güvenceye alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."

YENİDEN YARGILAMA BAŞLADI, SONUÇ AİLEYİ İKİNCİ KEZ YIKTI

Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararının yerel mahkeme olan 2'nci İdare Mahkemesi'ne gelmesinin yanı sıra aile de avukatları aracılığıyla, aynı mahkemeye başvurdu. Anayasa Mahkemesi'nin kararını göz önünde bulunduran İdare Mahkemesi, Alper'in ölümünde doktor ve hastane kusuru bulunduğuna dair iddialar için yeniden yargılama yapmaya başladı. Mahkeme, dosyayı incelemek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderdi. Dosya üzerinden inceleme yapan Birinci İhtisas Kurulu, ölüm nedeninin tam olarak belirlenememekle birlikte yapılan tedavinin yerinde olduğu raporu verdi. Bu raporu göz önünde bulunduran İdare Mahkemesi, ailenin tazminat talebini ikinci kez reddetti. Kararla aile bir kez daha yıkıldı.

GÜCÜM YETTİĞİ YERE KADAR GİDECEĞİM

Davanın yeniden görülmesi üzerine sevindiklerini, umutlandıklarını söyleyen baba Aytekin Okumuş, oğullarının ölümünden sonra eşinin, çocukları görmeye dayanamadığı için anaokulu öğretmenliğini bıraktığını, psikolojik tedavi gördüğünü, bir daha da çocukları olmadığını anlattı. Aytekin Okumuş ayrıca, "Verilen karar bizi çok üzdü. Bizim davamız başka, onlar başka türlü gerekçeler sunuyorlar. Onlar tutturmuşlar rapor. Suçlu olan doktorları kayırmak adına dava başka bir yere gidiyor. Bizim sorduğumuz sorulara cevap vermiyorlar. 'Gereğini yapmıştır, doğru yapmıştır' diyorlar. Aslında biz o günkü acil serviste yapılan yanlışları söylüyoruz. Bizim iddiamız bunlar. Nöbetçi doktorun olmadığı, uzman doktorun olmadığı; bizim davamızın konusu bu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gideceğim. Gücüm yettiği yere kadar gideceğim. Ben maddiyat peşinde değilim, haklı olduğumuz ispatlamak istiyorum" dedi.

- İzmir