Keskin, İşkence İddialarını Dile Getirdi - Haberler
Haberi Paylaş

Keskin, İşkence İddialarını Dile Getirdi

Temsilci - Haberler | Güncel
Keskin, İşkence İddialarını Dile Getirdi

Eski İstanbul şubesi başkanı olan avukat Emire Eren Keskin, "Örneğin, Ceylanpınar'da bir mağara var, işkence aletleriyle donatılmış bir mağara var ve bu mağarada işkence yapılıyor. Hatta Mazlum Dağtekin'in söylediğine göre, savcının kontrolünde yapılıyor bu işkence, bu çok korkunç bir şey" dedi.

İnsan Hakları Derneği üyelerinden oluşan Cezaevi Komisyonu yaptıkları araştırmada Urfa'daki cezaevlerinde işkence yapıldığını iddia etti. Öyle ki komisyon, Ceylanpınar taraflarında bir mağarada 1990 dönemlerini aratmayan işkencelerin yapıldığını, mahkûmların makatlarına cop sokulduğunu, gözlerinin kapatılarak dövüldüklerini ve bunlar olurken savcının orada olduğunu iddia ettiler.Komisyon ve İHD üyeleri dün İnsan Hakları Şube Binası'nda bir araya gelerek konuyla ilgili hazırladıkları raporu basın ile paylaştı.

YAZAR: URFA ÜZERİNDE İSE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE OLARAK KENDİNİ GÖSTERMİŞTİR
İHD Şube Başkanı Atilla Yazar, Urfa Emniyeti'nde 2014 yılının Temmuz ayından bu yana işkencenin yapıldığını iddia ederek, "Demokratik Bölgeler Partisi Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter'in gözaltına alınmasından 49 gün geçmesine rağmen halen haber alınmamıştır. İHD Şırnak şube olsun, genel merkez olsun bütün ulusal ve uluslararası kuruluşlara başvurmasına rağmen bugüne kadar yetkililerden tatmin edici bir cevap alınamamıştır. Bu yüzden biz Hurşit Külter'in akıbetini her zaman sorgulayacağız, her zaman soracağız. Çünkü kayıp edilen bir insan değil aslında insanlığımızdır. 2015 Temmuz 24'ten bu yana ülke coğrafyası adeta insanlık suçlarının işlendiği bir alan haline getirildi. Buna iç güvenlik yasası ve polise verilen yetkiler dâhil. Bu yüzden bölgenin diğer illerinde bugüne kadar 400'e aşkın sivil insan bu savaşta yaşamını yitirmiştir. Urfa üzerinde ise işkence ve kötü muamele olarak kendini göstermiştir. İşkence ve kötü muamele 2014 Temmuz ayından bu yana Urfa Emniyeti'nde devam etmektedir. Konuyla ilgili şubemize yapılan birçok başvuru var. Bu başvuruları şubemiz raporlandırıp, genel merkeze sundu. Genel merkezimiz de bu alanda deneyimli arkadaşımız Eren Keskin arkadaşımızı bu konuda görevlendirdi. Dün Siverek'te T Tipi Cezaevi'ne ve Urfa Cezaevi'ne gidip işkence mağduru ve kötü muamele mağduru insanlarla, arkadaşlarla görüştü. İzlenimlerini sizlere aktaracaktır" diye konuştu.

'BAZI YÖNTEMLERİ 90'LARDA BİLE DUYMAMIŞTIM'
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu'nun Kurucusu, İnsan Hakları Derneği'nin başkan yardımcısı ve eski İstanbul şubesi başkanı olan Avukat Emire Eren Keskin, işkence yapıldığı ile ilgili iddia ettikleri raporları Birleşmiş Milletler'e de göndereceklerini ifade ederek, "İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi olarak Urfa genelinde gözaltında işkence olaylarının yoğun şekilde yaşanmış olması bilgisine eriştikten sonra böyle bir karar aldık. Genel merkezin görevlendirmesiyle ben geldim. Raporu hazırlayacağız ve bu raporu aynı zamanda Birleşmiş Milletler İşkence Önleme Komitesine de göndereceğiz. Şimdi ben örnek olaylara geçmeden önce şunları söylemek istiyorum. Uzun bir süre önce o zaman Başbakan olan Tayyip Erdoğan işkenceye sıfır tolerans demişti. Ama sanıyorum işkenceye sıfır değil sınırsız bir tolerans var şu anda. Dinlediğimiz gerçek hikâyeler korkunçtu. Ben 20 yıldır işkence alanında çalışıyorum, özellikle kadına yönelik işkence alanında, bazı yöntemleri 90'larda bile duymamıştım. O nedenle gerçekten korkunçtu dinlediklerimiz ama bir yandan da şunu görüyoruz ki işkence bir devlet politikası ve bu bir sistematik halinde uygulanıyor. Yani bunu yapan sadece asker ya da polis değil sorumlu olan, onları sorgulamayan savcılar, işkence raporu vermeyen hekimler, resmi bilirkişilik kurumu olan Adli Tıp, hepsi işkencenin birimleri durumunda, yani hepsi birlikte yürütüyorlar bu işi ve kaimler tabiî ki. Hepsi birlikte yürütüyorlar ve işkencenin sonuçsuz kalması, insanları bir yıldırma politikası olarak uygulanıyor. Yine gördüğümüz kadarıyla, bizim görüştüğümüz insanların büyük bir bölümü Demokratik Bölgeler Partisi sivil siyasetçileriydi. Kesinlikle sivil siyasetin engellenmesine ve bu partinin zarar görmesine ilişkin Urfa'da bir yaklaşım var. Bu son derece açık dedi" dedi.

'İŞKENCE ALETLERİYLE DONATILMIŞ BİR MAĞARA VAR'
Avukat Emire Eren Keskin, Ceylanpınar'da bir mağarada işkence yapıldığını iddia ederek, "Ben kısa kısa örnekler vermek istiyorum. Zaten biz ayrıntılı bir rapor yayınlayacağız. Şimdi en çarpıcı olanlardan söz etmek istiyorum. Örneğin Mazlum Dağtekin, çok belli başlı ana hatlarıyla söylemek istiyorum. 90'larda yaşanan işkencelerin aynısının yeniden uygulandığını görüyoruz. Örneğin, Ceylanpınar'da bir mağara var, işkence aletleriyle donatılmış bir mağara var. Bundan kimsenin haberi yok ve bu mağarada işkence yapılıyor. Hatta Mazlum Dağtekin'in söylediğine göre, savcının kontrolünde yapılıyor bu işkence, bu çok korkunç bir şey. Bir kere gözler bu 90'larda yoktu. Önceden bağlanıyor, arkasından başlarına bir çuval geçiriliyor, o çuvalın üzerinden bir kez daha bağlanıyor. Çırılçıplak soyma yöntemlerden başlıcası. Örneğin Mazlum Dağtekin şunu söylüyor. Diyor ki, başımı bir kovaya koydular. Tecavüz ettiler, beni çırılçıplak soydular, makatıma cop soktular. Beni bir koltuğa oturttular, ayaklarımı inşaat telleriyle bağladılar, ellerimi koltuğa kelepçelediler. Karın boşluğuma, göğüs kafesime coplarla ve yumruklarla vurdular. Ellerimden bir iple kuyuya salladılar, üzerime işediler ve polislerden biri penisini çıkarıp yalamamı istedi. Bütün bu yapılanlar varken savcı yanımızdaydı, diyor. Devlet hastanesine gittiklerinde, burası da önemli, doktorun bunu ne hale getirmişsiniz, nasıl ayakta duruyor demesi üzerine doktora kızıyorlar. Tekrar gece kendi aralarında konuşuyorlar ve bunu duyuyor Mazlum, diyorlar ki Hacı Lokman Birlik'e yaptıklarımızı buna da yapalım. Dışarı çıkarıyorlar, ayaklarından bağlıyorlar, kafasına silah çekiyorlar ve sonunda diyorlar ki, ölüm daha iyi al bu silahla kendini vur. Bizim konuşmalarımızda hala bu duyguyu yaşıyordu aslında, ölmek istediğini ve verdikleri silahı hiç düşünmeden başına ateş ettiğini söylüyor. Silah boşmuş ama o anda ne kadar ölmek istediğini anlatıyor. İnsanları ölmeyi düşünecek bir noktaya getirmek işkencenin en büyüğü ve Mazlum bence hala bu duygudan kurtulmuş değil. Kesinlikle terapiye ihtiyacı var. Şu anda kendi travmalarıyla baş başa bırakılmış durumdalar" dedi.

'DOKTORLARIN TAVRINI BİZ MUTLAKA TABİPLER BİRLİĞİ'NE ŞİKÂYET EDECEĞİZ'
Keskin, son olarak ise, "Görüştüğümüz 5 kadın arkadaştan 4'ü ağır cinsel işkence yaşamıştı. Bir kere çıplak sorgulama açık cinsel taciz suçunu oluşturuyor. Hepsi çırılçıplak sorgulanmışlar. Vücutları ellenmiş ve benim burada anlatamayacağım bir işkence yöntemi uygulanmış. Kendileri istemiyorlar. Çünkü bizim 20 yıllık çalışmamızda gördüğümüz şu ki, cinsel işkence gören kadınlar çok sonra çıkıyorlar yaşadıkları işkenceyi çünkü bize dayatılan namus anlayışı nedeniyle utanıyorlar, korkuyorlar, çekiniyorlar. Onları anlıyoruz ancak biz bize anlattıklarını raporumuzda yazacağız ve Birleşmiş Milletlere bildireceğiz. 90'larda bile görülmeyen tekrarlıyorum bir işkence yöntemi uyguluyor Urfa Emniyeti ve hepsine söylenen şu, biz özel bir ekibiz. Ankara'dan sizin için geldik ve sizi konuşturmak için her türlü işkenceyi uygulayacağız. Tecavüz tehdidi ve bana göre aslında cinsel saldırı suçu çünkü artık yasada böyle tanımlanıyor. Bu 4 kadın da cinsel saldırı suçuna uğramış kadınlar ve burada bir başka sorun şu, şimdi işkencenin belgelenmesi çok önemli bir sorun bizim coğrafyamızda. Doktorların tavrını biz mutlaka Tabipler Birliği'ne şikâyet edeceğiz. Örneğin doktor İstanbul Sözleşmesi'ne de göre de gelen her gözaltındaki kişiyi kapalı bir ortamda yani polisin, askerin olmadığı bir ortamda iyice incelemek zorunda. Ancak arabaya başlarını uzatıyor hekimler, darp var mı diye soruyorlar, polis darp yok diye cevap veriyor ve raporu bu şekilde imzalıyorlar. Bu açık bir ihlal, bu boyutuyla da son derece önemli. Yine avukat arkadaşlarımıza çıkarılan sorunlar aynı zamanda yasadışı ve yine büyük bir ihlal ve sadece emniyet kendi tutukları avukatlarla görüştürmek istiyorlar" dedi.

'İNSAN HAKLARININ YERLE BİR EDİLDİĞİNİN GÖSTERGESİDİR'
İddialarına devan eden Keskin, "Örneğin görüştüğümüz mağdurlardan İnci Korkan Korkmaz fenalaşıyor, kalp krizi geçirdiğinden şüpheleniyorlar, hastaneye götürüyorlar ve doktor onun halini görmesine rağmen önce bu halde götürmeyin, diyor. Ama polisin ısrarı üzerine bir iğne yaparak onu geri gönderiyor. Bu Hipokrat yeminine aykırı bir şey, yani doktorların mutlaka bu konuda sorgulanmaları gerektiğini düşünüyorum. Dediğim gibi Urfa Terörle Mücadele Şubesi açıkça insanlara işkence uygulanan, cinsel işkence uygulanan bir merkez, kesinlikle kendilerini hak sahibi olarak görüyorlar. Çıkarılan son yasalarla da sanırım daha da özgürce davranıyorlar. Çünkü hepsine söylenen şu, 90'larda da çok duyduğumuz cümlelerdi. Burada devletin adaleti falan yok, burada TC yok, burada biz varız. Burada Allah da yok, burada sadece biz varız, diyorlar. Yine mağdur kadınlardan biri diyor ki, sizin çocuklarınız yok mu, sizin anneleriniz yok mu, niye bunları bize yapıyorsunuz? O da bizim annelerimiz sizin gibi 'piç' yetiştirmiyor. Bizim annelerimiz aslan gibi çocuklar yetiştiriyorlar, diye cevap veriyorlar. Yani bizim dün dinlediklerimiz gerçekten burada Urfa'da insan haklarının yerle bir edildiğinin çok açık göstergeleriydi. Biz elimizden geleni yapacağız. İnsan hakları savunucuları olarak ama buradan hem iç kamuoyuna hem de uluslar arası kamuoyuna ve Türkiye'nin sözleşmelere birlikte imza attıkları devletlere çağrı yapmamız gerektiğini düşünüyorum" şeklinde konuştu. (Kaynak: Gazete İpekyol)

Temsilci - Son Dakika Haberleri
/beğendim
/alkışladım
/beğenmedim
/güldüm
/üzüldüm
/sinirlendim
/şaşırdım