İşgal Subayları da İstiklal Marşı'nı Ayakta Dinledi"

İşgal Subayları da İstiklal Marşı'nı Ayakta Dinledi"

12.03.2019 22:13 | Son Güncelleme: 12.03.2019 22:13
İşgal Subayları da İstiklal Marşı'nı Ayakta Dinledi

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, Ali Rıfat Bey'in İstiklal Marşı'nın ilk bestecisi olduğunu hatırlatarak, "Ali Rıfat Bey büyük bir cesaret örneği göstererek İstiklal Marşı'nı icra eder. Locada, işgal subayları da oturmaktadır.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, Ali Rıfat Bey'in İstiklal Marşı'nın ilk bestecisi olduğunu hatırlatarak, "Ali Rıfat Bey büyük bir cesaret örneği göstererek İstiklal Marşı'nı icra eder. Locada, işgal subayları da oturmaktadır. İngiliz, Fransız ve İtalyan subayları da kalabalığa uyarak reddettikleri, mücadelesine karşı çıktıkları bir milletin marşını ayakta dinlemek zorunda kalırlar"." dedi.

İstiklal Marşı'nın kabulünün 98. yılında, İstanbul Valiliği, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ile İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün, Marmara Üniversitesi Sultanahmet Rektörlük Külliyesi'nde ortaklaşa düzenlediği "İstiklal Marşı: Dünden Bugüne ve Yarına Ne Söyler" başlıklı panel gerçekleştirildi.

Oturum başkanlığını Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Öztoprak'ın üstlendiği etkinlikte konuşan Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Özvar, İstiklal Marşı'nın cinsiyet, ırk ya da başka temelli bir ayrım içermediğini belirterek, "Bu marş milleti yekpare bir vücut gibi tasavvur ediyor. İlahi bir ilhamla kaleme alınmış bir şiir olsa gerek. Akif'e ne kadar şükran duyduğumuzu kelimelerle ifade edemeyiz." dedi.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk da, Ali Rıfat Bey'in İstiklal Marşı'nın ilk bestecisi olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti:

"1 Nisan'dan önce, Şark Musiki Cenneti'nin reisi olarak Kadıköy'de Apollon Tiyatrosu'nda bir temsil verir ve bu temsili duyurur. Programda şöyle 'marş' ibaresi vardır, marş ama ne marşı olduğu belli değil. Çünkü İstanbul işgal altında, İstiklal Marşı şeklinde yazmış olsa muhtemelen kovuşturmaya uğrayacak. Ali Rıfat Bey büyük bir cesaret örneği göstererek İstiklal Marşı'nı icra eder. İcra etmeden önce de herkesin ayağa kalkmasını ister. Locada, işgal subayları da oturmaktadır. Onlar da ayağa kalkarlar mecburen. İngiliz, Fransız ve İtalyan subayları da kalabalığa uyarak reddettikleri, mücadelesine karşı çıktıkları bir milletin marşını ayakta dinlemek zorunda kalırlar."

Bu olay üzerine ertesi gün İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'nın gazetelerde bir emir yayımlayarak, kesinlikle bu tarzda gösterilere izin verilmeyeceğini ilan ettiğini anlatan Çoruk, İstanbul'daki gazetelerin de korkudan dolayı İstiklal Marşı'nı "Şiir" başlığıyla yayımladığını aktardı.

Araştırmacı yazar Beşir Ayvazoğlu da İstiklal Marşı'nın tarihi ile ilgili bilgiler vererek, Mehmet Akif Ersoy'un bu marşı esasen 1912'de yazmaya başladığını düşündüğünü söyledi.

İstiklal Marşı'nı ısmarlama bir marş olarak kabul etmenin doğru olmadığını ifade eden Ayvazoğlu, "Bu marş, Balkan Harbi'nden itibaren bütün acıları kalbinin derinliklerinde hisseden bir şairin kalbinden doğmuş olması açısından son derece önemlidir. İstiklal Marşı milli mücadelenin ruhundan doğmuş bir marştır. Her vesileyle seslendiriyor ve dinliyoruz. Sürekli gündemimizde olan bir meseledir." dedi.

İstiklal Marşı yarışmasına dönemin önemli şairlerinden hiç kimsenin katılmadığını aktaran Ayvazoğlu, şunları kaydetti:

"Bu şaşılacak bir şey. Ne Abdülhak Hamit katılmış, ne Ahmet Haşim ne Yahya Kemal ne Süleyman Nazif. Hiç kimse katılmamış o dönemden. 'Acaba milli mücadelenin içinde olmadıkları için, orada dönen mücadelenin ruhunu tam manasıyla ifade edemeyeceklerini düşündükleri için mi katılmadılar? Yoksa onların şiir dilleri bir marş yazmaya müsait olmadığı için mi tercih etmediler yarışmaya katılmayı?', bu bir tartışma konusudur. Böyle bir milli marş yazmak için konvansiyonel bir dile ihtiyaç var. Ahmet Haşim'in şiir diliyle marş yazılamaz. Hatta bana sorarsanız Yahya Kemal'in şiir diliyle de marş yazılamaz. Böyle bir marşın yazılabilmesi için, Balkan Harbi'nden itibaren o büyük 10 yıllık dönemin ruhunu, derinliğini hissederek onu en güçlü bir şekilde ifade edebilen bir şairin mısralarına ihtiyaç vardı."

"Şiirimizde cinsiyetin öne çıkartılmaması hususu bizim kültürümüzün bir parçasıdır"

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Öztoprak da İstiklal Marşı'nın 98 yıldır daima artan bir coşkuyla okunan bir şiir olduğunu söyledi.

Rektör Özvar'ın konuşmasına atıfta bulunarak cinsiyet temelli bir ayrım olmaması üzerine konuşan Öztoprak, "Aslında şiirimizde cinsiyetin öne çıkartılmaması hususu bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Fuzuli'nin, Leyla Hanım'ın, Mihri Hatun'un şiirlerini aldığınızda bir erkek mi kadın mı söylüyor ayırt edemezsiniz. Bu bizim kültürümüze, edebiyatımıza has bir özelliktir." dedi.

Öztoprak, "İstiklal Marşı, üzerinde her durulduğunda yeni şeylerin keşfedilebileceği birikimler, derinlikler ihtiva eden bir şiir." diyerek, İstiklal Marşı'nın marş olmanın ötesinde bir destan olduğunu ifade etti.

"Sultan Abdülhamid'in yeri ayrıdır, Mehmet Akif'in yeri ayrıdır"

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin de "İstiklal Marşı: Dünden Bugüne ve Yarına Ne Söyler" gibi programların İstiklal Marşı'nın ve tarihin nesillere gerektiği gibi aktarılması için önemli olduğuna dikkati çekerek bu coğrafyada ayakta ve sağlam durmak için bu tür değerlere ve tarihe sahip çıkılması gerektiğini dile getirdi.

İstiklal Marşı'nın toplumda yeniden dirilişi, yeniden mücadele etme ruhunu hazırlayan en önemli gelişmelerden biri olduğunu ifade eden Engin, Mehmet Akif ile 2. Abdülhamid arasındaki muhalifliğin bugüne taşınmaması gerektiğini, ikisinin de çok önemli işler yapmış tarihi şahsiyetler olduğunu dile getirdi.

Engin, Akif'in 2. Abdülhamid'e muhalif olduğunu, ancak bunun o günün şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Bizim bugün, 100 yıl sonra meselelere bakan kişiler olarak hiçbir zaman Sultan Abdülhamid'le Mehmet Akif'i kavga ettirmememiz lazım. Böyle bir hakkımız yok. Her ikisini de sahiplenmek ve yapmış olduğu hizmetler için saygı ve minnetle anmak durumundayız. Dolayısıyla bugün geriye doğru baktığımızda Sultan Abdülhamid'in yeri ayrıdır, Mehmet Akif'in yeri ayrıdır. İkisini de çok severiz ve genç nesillere de en iyi şekilde, her ikisini de anlatmak konumundayız. O dönemin şartları belki öyle gerekiyordu."

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Fedai ise Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen Kültür ve Sanat Ödülleri kapsamında bu yıl Vefa Ödülü'nün Mehmet Akif Ersoy'a verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, İstiklal Marşı'nın diğer milletlerin marşlarından farkları üzerine konuştu.

İstiklal Marşı'nın hiçbir milletin marşında görülmeyecek bir edebi kıymete sahip olduğunu aktaran Fedai, "İstiklal Marşı, size millet olarak hangi dönemeçlerden geçtiğinizi, bu toprakları var edebilmek ve sizin kılabilmek için verdiğiniz mücadeleyi ve bundan sonra da ne yapmanız gerektiğini hatırlatır. Bir milletin varoluşunun, varlığının ve geleceğinin teminatlarından birkaçı dil, bayrak, milli marş ve her an uğruna şehit olmaya hazır ordusudur. Bunları söylememin sebebi, İstiklal Marşı'nın bunların tamamını barındırmasıdır." ifadelerini kullandı.

Kaynak: Anadolu Ajansı

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet Haberler

title