İran tanker krizi: İngiltere'de yeni başbakanın ilk dış politika sınavı
BBC

İran tanker krizi: İngiltere'de yeni başbakanın ilk dış politika sınavı

Çarşamba akşamı görevlendirilecek olan İngiltere'nin yeni başbakanı Hürmüz Boğazı'nda el konulan İngiliz tankeri konusunda ne yapacak, İran ile gerilen ilişkilerde ABD ile AB arasında nasıl konumlanacak?

İran tanker krizi: İngiltere'de yeni başbakanın ilk dış politika sınavı

İngiliz bandıralı Stena İmpero tankerine Körfez'de İran tarafından el konulmuş olması İngiltere'de bu hafta görevlendirilecek olan müstakbel başbakanının dış politika gündeminin acil çözüm bekleyen ilk maddesi.

İngiltere de bir kaç gün önce Cebelitarık'da İran'dan Suriye'ye ham petrol taşıyarak AB yaptırımlarını deldiği iddiasıyla Grace 1 adlı tekneye el koymuştu.

Başbakanlığı, hafta ortasında Theresa May'den devralması ve kabinesini kurması beklenen İngiltere'nin yeni Muhafazakar Partili başbakanı kendisini geleneksel diplomatik bağların iyice gerildiği bir uluslararası krizin ortasında bulmuş olacak.

İngiltere'nin Avrupa Birliği'ndeki (AB) müttefikleriyle ilişkileri zaten Brexit süreciyle iyice karmaşıklaşmış durumda.

Diğer yandan İran'la nükleer faaliyetlerini denetlemek için yapılmış olan anlaşmanın geçerli olup olmadığı konusunda diğer müttefiki ABD ile de önemli görüş ayrılıkları var.

ABD ile ilişkiler İngiltere'nin Washington büyükelçisinin basına sızdırılan yazışmalarında Trump yönetimi hakkında sarfettiği eleştirel ve sert ifadeler ve daha sonra Başkan Trump'un ülkesindeki dört muhalif kadın siyasetçiyle ilgili sözlü saldırıları ile iyice gerilmiş görünüyor.

Trump'un Demokrat kadın siyasetçilerle ilgili sözleri İngiltere'de bir çok politikacının tepkisini çekti, bir çoğu bu sözleri "ırkçı" diye niteledi ya da en azından "kabul edilemez" bulduğunu söylediler.

İşte İran ile Körfez bölgesinde yaşanan tanker krizi böyle bir diplomatik ortamın ortasına düştü.

İngiltere, İran'a karşı Birleşmiş Milletler'de bir adım ya da ekonomik yaptırım gibi diplomatik baskı yöntemlerine başvurmak istiyorsa uluslararası bir cephe oluşturmak zorunda.

İngiltere'nin bu konudaki seçeneklerine bakmadan önce Brexit süreci nedeniyle AB ile yaşadığı gerilimin ya da farklı nedenlerle ABD ile yaşadığı sıkıntıların bu konuda dayanışma ve ortak strateji oluşturmaya engel olmayacağını vurgulayalım.

Daha önceki örnekler

Bu türden bir cephe ya da eylem birliği 2018 yılında İngiltere'nin Salisbury kentinde Rus ajanlarca yürütüldüğü anlaşılan ve bir İngiliz vatandaşının öldüğü zehirli saldırı olayından sonra yaşanmıştı.

ABD, NATO ve İngiltere'nin Avrupalı müttefiklerinin tümü dayanışma kapsamında topraklarındaki Rus diplomatları sınır dışı etme kararı almışlardı.

Bu belki de bu hafta görevi devredecek olan müstafi İngiltere başbakanı Theresa May'in dış politikasının en büyük başarısıydı.

Ama Tahran ile yaşanan son anlaşmazlık konusunda benzer bir dayanışma söz konusu olabilir mi?

Fransa ve Almanya sözlü bir destek belirttiler. ABD Başkanı Donald Trump da müttefiki İngiltere'nin yanında olduğunu belli etti.

Fakat ABD ve AB esasen İranla yapılmış olan anlaşmanın Trump tarafından tek taraflı olarak geçersiz ilan edilmesi konusunda tam bir görüş ayrılığı içindeler.

Bu adım bir çok Avrupa başkentinde ABD'nin aslında İran'da rejim değişikliğini hedeflediği ama bunu nükleer anlaşmayı bahane ederek acemice gizlemeye çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor.

Gerçekten de ABD'nin Körfez'de bir deniz harekatına haftalardır sürdürdüğü destek arayışlarının pek ilgi görmemesi bir çok hükümetin İran'a karşı bir koalisyona katılmaya isteksiz olduğunu ortaya koyuyor.

Hatta bazı hükümetler İran ile İngiltere arasında son günlerde yaşanan gerilimden de, bir ihtimal Trump yönetiminden üst düzey yetkililerin de teşvikiyle, bir ölçüde İngiltere'nin sorumlu olduğunu düşünüyor olabilir.

Kriz Cebelitarık boğazında Grace 1 adlı tankere İngiltere tarafından İran'dan Suriye'ye petrol taşıdığı iddiasıyla el konmasıyla başlamıştı.

Bu sorgulanması gereken bir karar.

Acaba Tahran'ın bu adıma benzer bir adımla karşılık verme ihtimali yeterince değerlendirildi mi?

Kararın altında hangi yetkilinin imzası var?

Bu yalnızca bir karar süreci hatası mı yoksa İngiltere, İspanya hükümetinin iddia ettiği gibi ABD tarafından mı yönlendirildi?

Bu soruların çoğu ve Hürmüz Boğazı'nda bir İngiliz bandıralı tankere İran tarafından el konması dolayısıyla İngiltere donanmasının kapasitesiyle ilgili sorular önümüzdeki günlerde İngiltere parlamentosunda muhtemelen gündeme getirilecek:

Doğru kararlar alındı mı? İran'ın İngiliz bayrağı taşıyan bir tekneyi açıkça tehdit edebilmesi Tahran'a İngiltere hakkında nasıl bir mesaj verdi?

Ve İngiltere donanmasının yetersiz kaldığı, bunun da ağırlıkla savunma bütçesindeki kesintilerden kaynaklandığı sonucuna varılırsa, kuşkusuz bu da yeni başbakan ve kabinesinin gündemindeki konulardan biri olacak.

Körfez'de son durum

Fakat şu an için en önemli sorun İngiltere bandıralı gemilerin Körfez'den uzak durmak zorunda olması ve el konulmuş olan Stena Impero adlı tekneyle mürettebatının serbest bırakılmasının sağlanması.

İran el konulan teknelerin karşılıklı değişimini bir çözüm yolu olarak önerebilir.





Muhtemelen İngiltere bandıralı bir tankere el koymalarının sebebi de bu. Fakat İngiltere şu ana kadar her iki olayda da uluslararası hukukun kendisinden yana olduğunu savundu.

Dolayısıyla sonuçta böyle bir değişim İngiltere açısından mahcup edici bir geri adım sayılabilir.

Konuyu karmaşıklaştıran bir başka unsur da Grace 1 adlı geminin şu anda çekildiği Cebelitarık'taki yasal süreçlere tabi olması.

Muhtemelen işlemler tamamlandıktan sonra "yaptırım uygulanmayan bir ülkenin limanına" gitmek koşuluyla serbest bırakılabilir.

Peki ABD'nin bu süreçteki rolü ne?





Londra ile Tahran arasındaki gerginlik Trump yönetiminin İran ile nükleer anlaşmadan çekilip yeniden yaptırım uygulamaya başlamasıyla devam eden daha büyük bir gerilimin sadece bir parçası.

İngiltere ve Avrupa ülkeleri ise anlaşmayı canlı tutarak İran'ın orada belirlenen limitlere ve koşullara uymasını sağlamaya, en kötü ihtimalle anlaşmanın tamamen bozulmasını mümkün olduğunca geciktirmeye çalışıyor.

Bu büyük resme şimdi Körfez'deki deniz trafiğini etkileyen hamleler ve hem İran hem ABD'nin insansız hava araçlarını vurması eklenmiş oldu.

Her an, bir hesap hatası bir çatışmanın kıvılcımı olabilir.

İşte İngiltere'nin yeni başbakanının önündeki ilk büyük gündem maddesi şimdi bu düğümü nasıl çözeceği, ve İngiliz bandıralı teknenin bırakılmasını nasıl sağlayacağı olacak.

Başbakan olması büyük ihtimal olarak görülen muhafazakar politikacı Boris Johnson, ABD başkanı Donald Trump'la ilişkilerine büyük önem veriyor ve Dışişleri Bakanlığı döneminde İngiltere'nin Avrupalı müttefikleriyle bir hayli gerilim yaşamıştı.

Bütün bu faktörlerin Washington'un İran konusunda farklı stratejik hedeflere yöneldiği bir dönemde nasıl bir sonuç vereceğini önümüzdeki günler gösterecek.

Kısacası yeni başbakanı zorlu bir dış politika gündemi bekliyor.

BBC