İNTERNETTE VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ
Haberler » Güncel » İNTERNETTE VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ - Haber

İNTERNETTE VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ

Şehit cenazesinde tören mangasındaki askerlere montlarını giydirdiler IRAK'ın kuzeyi Hakurk'ta, teröristlerin sızma girişimini engellemek isterken yaralanıp, kaldırıldığı hastanede şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Fevzi Altınayak (22), memleketi Konya'nın Ilgın ilçesinde dün toprağa verildi.

İNTERNETTE VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ

Şehit cenazesinde tören mangasındaki askerlere montlarını giydirdiler

 

IRAK'ın kuzeyi 'ta, teröristlerin sızma girişimini engellemek isterken yaralanıp, kaldırıldığı hastanede şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Fevzi Altınayak (22), memleketi Konya'nın Ilgın ilçesinde dün toprağa verildi. Cenaze töreninde tören mangasındaki askerlerin üşüdüğünü görenlerin de montlarını çıkarıp, askerlerin omzuna örtmesi, cenazeye katılanları duygulandırdı.

34'üncü Hudut Tugay Komutanlığı'nda görev yapan 1 yıllık Sözleşmeli Er Fevzi Altınayak, geçen Perşembe günü nöbet sırasında teröristlerin sızma girişimini engellemek isterken yaralandı. Kaldırıldığı hastanede şehit olan Altınayak'ın cenazesi memleketi Konya'ya getirildi. Ilgın ilçesi Dığrak Mahallesi meydanında Şehit Altınayak için tören düzenlendi. Şehit Altınayak'ın cenazesi kılınan namazın ardından mahalle mezarlığına defnedildi. Cenaze töreni sırasında tören mangasında görevli 8 askerin üşüdüğünü fark eden mahalle sakinleri montlarını çıkartıp, askerlerin omzuna örtmesi cenazeye katılanları duygulandırdı.

Vatandaşların montlarını çıkartıp askerlere giydirmeye çalıştığı anı cep telefonu kamerasıyla kaydeden Şehit Altınayak'ın akrabası Ragıp Altınayak "Mezarlıkta askerler çok üşümüştü. Hatta bir askerimiz çok üşüdüğü için kısa bir baygınlık geçirdi. Oradaki bir büyüğümüzde 'bunlar hepimizin evladı askerlerimiz çok üşüdü montlarımızı verelim de ısınsınlar' dedi. Gençlerimiz de hiç düşünmeden montlarını askerlerimizin üzerine örttüler. Oradakiler duygulandıö dedi.

Kodu : 200119101

Tolga YANIK/KONYA, 

=====================================

İzmir Doğal Yaşam Parkı'nda ilk defa kaplan doğdu

İzmir Doğal Yaşam Parkı'nda ilk defa kaplan doğduİzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı ailesine yeni bir üye daha eklendi. Bir ay önce dünyaya gelen dişi kaplan, İzmir Doğal Yaşam Parkı'nda doğan ilk kaplan olma özelliği taşıyor.İzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı'ndaki hayvan sayısı ve tür çeşitliliği her geçen gün artıyor. 138 tür ve 2680 hayvana ev sahipliği yapan İzmir Doğal Yaşam Parkı'na yeni bir üye daha eklendi. 6 Aralık tarihinde İzmir Doğal Yaşam Parkı'nda bulunan dokuz yaşındaki Kartal ve altı yaşındaki Nazlı'nın yavrusu olarak dünyaya gelen dişi kaplan, parkta doğan ilk kaplan olma özelliğini taşıyor.Anne kedigillerin hamilelik döneminden itibaren çevreden kopuk bir şekilde, güven içerisinde yavruyu büyütmesini sağlayan dambox uygulaması, İzmir Doğal Yaşam Parkı'nda yavru kaplan ve annesi Nazlı için uygulanıyor. Bu uygulama sayesinde yavrusunu güven içerisinde besleyen anne ve yavru, kameralar aracılığıyla 24 saat boyunca kesintisiz gözetim altında tutuluyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:  Yavru kaplanla annesinin izleme kamerası görüntüsüEmzirirken görüntüYavru kaplanının normal kamerayla çekilmiş görüntüsü İZMİR,

Haber Kodu : 200119065

=================================

Barık ailesinin dramı Adana'da İbrahim (41) ve Sevda Barık (44) çifti, dalak ve karaciğer büyümesi rahatsızlığı bulunan çocukları İbrahim (6) ve Şule Barık'ı (11), tedavi için götürdükleri Ankara'dan döndüklerinde evlerinin duvarlarının yıkılmak üzere olduğunu görünce şok yaşadı. 2007 yılında bir kızları aynı rahatsızlık nedeniyle kaybeden çift, evlerinin onarılması için yardım çağrısında bulundu.

İnşaatlarda işçi olarak çalışan İbrahim Barık, 25 yıl önce amcasının kızı Sevda Barık ile evlendi. Barık çiftinin bu evlilikten 4'ü kız 2'si erkek 6 çocukları oldu. Çift, kız çocukları Esra Barık'ı 11 yaşındayken 2007 yılında dalak ve karaciğer büyümesi nedeniyle kaybetti. Çiftin çocuklarından Şule Barık (11) ile İbrahim Barık'ın da (6) aynı hastalığa yakalandığını öğrenince, aile adeta yıkıldı.

Çocuklarının tedavisi için işinden ayrılan İbrahim Barık, ailesiyle birlikte Ankara'ya gitti. 2 yıldır çalışamayan baba Barık bu sürede çalışamadığı için ailesinin bir geliri de kalmadı. Çocukların tedavisinin ardından Adana'ya dönen Barık ailesi, kentte yaşanan yoğun yağışın ardından duvarları çöken ve yıkılma tehlikesi olan evlerini görünce şok yaşadı. İki odalı, üzeri çinko ile kaplı evlerinden gidecek başka yerleri olmayan Barık ailesi, yardım bekliyor.

'EVİM ÇOCUKLARIMIN ÜZERİNE YIKILACAK DİYE KORKUYORUM'Ailesinin hem maddi imkansızlıkla, hem çocuklarının sağlık problemleriyle boğuşurken bir de evlerinin göçme tehlikesini görünce yıkıldığını ifade eden İbrahim Barık, "2 yıldır çocuklarımın tedavisi için Ankara'da Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi'nde bulunuyorum. Şimdi de ailemle Adana'daki evime geldik. Evim, çocuklarımın üzerine yıkılacak diye korkuyorum. Şu evin haline bakın. Perişan durumdayım. Cumhurbaşkanıma, Adana Valisine, Büyükşehir Belediye Başkanına sesleniyorum, çocuklarımın huzuru için bize yardım etsinlerö diyerek gözyaşlarına boğuldu.

'KALACAK YERİMİZ YOK'Dalak ve karaciğer büyümesi nedeniyle tedavi gören ve ablası Esra gibi ölmek istemediğini söyleyen Şule Barık ise gözyaşları ile "Evimiz başımıza yıkılacak diye içine girmeye korkuyoruz. Ben de hastayım. Kalacak yerimiz de yok. Ne olur bize yardım edinö dedi.

'BİZE YARDIM EDİN'Bir kardeşini siroz hastalığından kaybettiğini ve 2 kardeşinin de aynı hastalığa yakalandığını dile getiren Suna Barık da (16), "Kalacak başka yerimiz yok. Bir an önce evimizin yapılmasını istiyoruz. Cumhurbaşkanıma sesleniyorum, lütfen bir an önce bize yardımcı olunö diye konuştu.

Görüntü Dökümü----------------------------------Aile ve evden görüntüler-İbrahim Barık ile röportaj-Barık ailesinin ağlaması-Şule Barık ile röportaj-Suna Barık ile röportaj-İbrahim Barık'ın ölen kızının fotoğrafını tutması-Yıkılmak üzere olan duvardan detay görüntülerHaber: Rüşan Anıl ATAR-Kamera: Eser PAZARBAŞI/ADANA,

Haber Kodu : 200120034=============================

İki otomobilin çarpıştığı kaza güvenlik kamerasında  

Denizli'nin Merkezefendi ilçesinde, kavşakta iki otomobilin çarpışması sonucu 2 kişinin yaralandığı kaza anının güvenlik kameraları tarafından görüntülendiği ortaya çıktı.Yenişafak Mahallesi, 1027 Sokak girişindeki kontrolsüz kavşakta, geçen 17 Ocak'ta, Necat K.'nin kullandığı 34 GB 1181 plakalı otomobil, Umut K, yönetimindeki 20 V 5181 plakalı otomobil ile çarpıştı. Çarpışmanın şiddetiyle savrulan Necat K.'nin kullandığı otomobil yol kenarındaki bir işyerinin önündeki saksılara çarparak durabildi. Kazada yaralanan hedr iki otomobil sürücüsü ambulansla Denizli Devlet Hastanesi'ne kaldırılıp, tedaviye alındı. Yaralıların hayati tehlikelerinin bulunmadığı öğrenilirken, kaza anının yakındaki bir işyerinin güvenlik kameraları tarafından görüntülendiği ortaya çıktı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: ---------------Otomobillerin kontrolsüz kavşakta çarpışmasıKaza yapan otomobillerden birinin savrulup saksılara çarpması

Haber: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

==============================

Denizden sofraya midyenin yolculuğu

TÜRKİYE'nin en sevilen sokak lezzetlerinden olan ve sofraları onlarca farklı çeşidiyle süsleyen midyenin denizden toplanıp, tüketime hazır hale getirilinceye kadar zahmetli yolculuktan geçiyor. Türkiye'de yılda yaklaşık 1 milyon ton tüketilen midye ile ilgili bilgi veren midye dolma üretim tesisi mühendislerinden Mahmut Ergün, "Ağır metal taşıyan bölgede yetişmiş midyeyi sürekli tüketen bir kişide yıllar sonra belirtiler ortaya çıkar. Yoğun bir ağır metal söz konusuysa bu tüketim kişinin felç olmasına bile yol açabilir. Halk arasında bir söylenti olan midyenin adet görme durumu söz konusu da değil, ancak vatandaş midyeyi güvendiği yerlerden tüketmeli" dedi.

Sokak lezzetlerinin vazgeçilmezleri arasında yer alan midye, dolmasından tavasına, çorbasından pilavına farklı şekillerde tüketilebiliyor. Midyenin yemek çeşidinin bolluğunun yanında denizden toplanmasındaki zorluk da dikkat çekiyor. Türkiye'de yılda yaklaşık 1 milyon ton tüketilen midyenin üretimini Avrupa Birliği de destekliyor. FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından tüketime hazır ürünler sınıfına dahil edilen midyenin sağlıklı bir deniz ürünü olarak değerlendirilebilmesi için nerede yetiştirildiği büyük önem taşıyor. İşlenmesi, hazırlanması ve pişirilmesi sırasında hava kirliliği, böcek gibi çevresel etkilere de maruz kalabilirken, midye dolmanın yüksek pH ve besin örüntüsü, mikroorganizmaların üremesi için ideal bir ortam oluşturuyor.

'AĞIR METAL TAŞIYAN BÖLGEDE YETİŞMİŞ MİDYENİN TÜKETİMİ FELÇE YOL AÇABİLİR'İzmir'in Bornova ilçesi Pınarbaşı semtinde iş insanı Serkan Alak'ın sahibi olduğu midye dolma üretim tesisi mühendislerinden Ege Üniversitesi Su Ürünleri bölümü mezunu Mahmut Ergün, Karaburun ilçesinde dalgıçların denizden çıkardıkları midyeleri 14 ay sonra hasat ettiklerini anlatarak, şöyle dedi: "Denizde belirlenen koordinatlardaki yavru midyeler toplandıktan sonra, 6 ay boyunca asılarak ön izleme yapılıyor. Dalgıçların kontrolünde çoğalan midyeler, 14 ay sonra hasat ediliyor. Hasat sonrası fabrikalarda işlenen midyeler açılarak temizleniyor ve pirinç ile dolduruluyor. Ardından 90 derecede yarım saat boyunca pişirilen midyeler, dayanma süresi olan 24 saati aşmadan satış noktalarına götürülüyor. Midye çiftliklerinde 'B bölgesi', ağır metal taşımayan bölgeyi ifade ediyor. 'A bölgesi' ise tertemiz olan bir yer demek. Ancak bazen bu ikisi dışında, ağır metal taşıyan bölgelerde merdiven altı üretimler yapılıyor. Bunun risk oranı çok yüksek. Onaylı olmayan yerlerde şartlar uygun değildir. Burada tüketicinin güvenilir yerlerden midye satın alması gerekiyor. Ağır metal taşıyan bölgede yetişmiş midyeyi sürekli tüketen bir kişide yıllar sonra belirtiler ortaya çıkar. Yoğun bir ağır metal söz konusuysa bu tüketim, kişinin felç olmasına dahi yol açabilir."

'MİDYELERİN ADET GÖRMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL'Midye dolma üretiminde 55 kadın çalışırken, tesisin tamamında 3 dalgıç 2 mühendis toplam 200 kişi görev yapıyor. Ergün, midyelerin dişi ve erkek olmak üzere iki cinsiyeti olduğunu belirterek, "Midyeler hava aydınlık olduğu zaman çoğalıyor. Halk arasında bir söylenti olan midyenin adet görme durumu söz konusu değil. Midyenin hasat boyuna gelmesi ortalama 14 ay sürüyor. Midye ne kadar çok beslenirse o kadar et verimi artar" dedi.

'TÜRKİYE'DE MİDYE TALEBİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU ŞEHİR İZMİR'İş insanı Serkan Alak, hammadde bulma sıkıntısına dikkat çekerek, bu sıkıntı aşıldığı takdirde tesiste en az 600 kişiye daha iş imkanı doğabileceğini söyledi. Alak, "Midye yetiştiriciliği, fabrika ve satış noktasını işletiyoruz. Balıklıova'daki çiftlikte midye yetiştiriciliği yapıyoruz. Çiftlikte dalgıçlarımız tarafından yetiştirilen midyeler fabrikamıza gelerek işleniyor. Fabrikada midyelere yıkama, açma, sarma işlemleri uygulanıyor. Avlanma yasakları artınca, hammaddeye ulaşmak zorlaştı. Avrupa Birliği de midye üretimini destekliyor. Hammadde bulunabilirse işletmemizde en az 600 kişiye daha istihdam sağlanabilir. İzmir, Türkiye'nin midye talebi en yüksek olan şehri. Burada herkes midyeyi seviyor. İzmirliler atıştırmalık bir çekirdek gibi midye yiyor" dedi.

UZUN KUYRUKLARDA BEKLİYORLARİzmir'de midye satın almak için uzun kuyruklarda bekleyenlerden Kadir Kocagül, "İzmir halkı olarak hepimiz seviyoruz. Sıcak ve taze olan yerlerden midye satın alıyoruz. Bazı yerlerde yediğimiz midyelerden rahatsız olduğumuz zamanlar da oldu. Bu yüzden artık sürekli güvendiğimiz yerlerden midye tüketiyoruz" diye konuştu.

Midyenin tadına bakmak için kuyrukta bekleyen Okan Pınar ise "Uzun kuyruklarda beklemeye değiyor. Hep aynı yerlerden midye satın alıyoruz. Seyyardan almıyoruz. İşletmelerde hiç değilse muhatap olacağımız kişiler belli" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Deniz altında midye yetiştiriciliğinden görüntü-Fabrikada midyelerin yıkanmasından görüntü-Fabrikada midyelerin sarılmasından görüntü-Satış noktalarındaki uzun kuyruklardan görüntü -Vatandaşlarla röp.-Mahmut Ergün ile röp.-Serkan Alak ile röp.Haber: Hande NAYMAN Kamera: Onur ATIŞ/ İZMİR,  

Haber Kodu : 200120033================================

Milli parkta su kuşlarının sayısı yüzde 55 arttı

AYDIN'ın Kuşadası ilçesindeki Büyük Menderes Deltası Dilek Yarımadası Milli Parkı'ndaki su kuşu sayısı, ocak ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 artarak, 35 bin 217 oldu.

Kuşadası'nda, dünyanın farklı bölgelerinden birçok kuş türünün göç ve konaklama yolu üzerinde yer alan Dilek Yarımadası Milli Parkı'ndaki Kış Ortası Su Kuşu Sayımları (KOSKS) tamamlandı. Doğa Koruma ve Milli Parklar 4'üncü Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen çalışmaya, görevli personelin yanı sıra kuş gözlem uzmanları, doğaseverler ile çeşitli çevreci kuruluşların temsilcileri katıldı. Toplam 3 gün süren ve 17 farklı noktada yapılan sayım sonrasında Milli Park'taki su kuşu sayısının 2020 yılı Ocak ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 artarak, 22 bin 700'den 35 bin 217'ye yükseldiği belirlendi.

'3 FARKLI TÜR DAHA GELDİ'Yaban hayatın korunması için çalışmalarını titizlikle sürdürdüklerini belirten Dilek Yarımadası Milli Parkı Müdürü Koray Aşık, "KOSKS sayımında rakamın bu denli yüksek çıkması bizi çok sevindirdi. Ayrıca döğüşken, gece balıkçılı ve küçük balaban olmak üzere 3 yeni türün daha göç ederek parkımıza geldiğini öğrendik. Endemik bitki çeşitliliğinin yanı sıra yılın 12 ayında farklı güzelliklerle dolu harika bir tabiat alanı olan Milli Park, yaban hayvanlarına çok iyi ev sahipliği yapıyor. Gelecek nesillere bu değerleri aktarmak bizim en önemli görevimiz" dedi. Kuşadası'ndaki çevreci kuruluşların başında gelen Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü ise Dilek Yarımadası Milli Parkı'nın Türkiye'deki en önemli 10 sulak alan içinde yer aldığını söyledi. Parktaki su kuşu sayısındaki artışın başlıca nedeninin değişen iklim koşulları olduğunu kaydeden Sürücü, "Milli Park göçmen kuşların üreyip yaşamlarını sürdürebilmesi için elverişli koşullara sahip. Ayrıca uzun zamandır kaçak avcılara karşı iyi bir şekilde korunuyor. Bu olumlu şartlar devam ederse ilerleyen yıllarda sayı katlanarak artacaktır" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Dilek Yarımadası Milli Parkı'ndaki su kuşlarından görüntü-EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü ile röp.-Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Eşber OKAYER/ KUŞADASI, (Aydın),

Haber Kodu : 200120036

======================================

Trakya'daki yerleşim baskısı, kınalı kekliği azalttı AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nden 3 bilim insanı, Anadolu tarihinde önemli yere sahip, 2 bin yıllık mozaiklerde bile yer bulan kınalı kekliğin Trakya bölgesindeki popülasyonunun azaldığı uyarısında bulundu. Bölgenin yerleşim baskısı altında kalmasının, bu azalmada en önemli etken olduğu kaydedildi.

AÜ'den Prof. Dr. Ali Erdoğan ve Dr. Bekir Kabasakal ile Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nden Doç. Dr. Sarp Kaya, Anadolu kültüründe önemli yere sahip olan kınalı keklik için bilimsel araştırmaya imza attı. TÜBİTAK'ın finansal destek sunduğu, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün katkısıyla 3 yıl süren çalışma tamamlandı. Anadolu'nun farklı coğrafyalarında gerçekleştirilen arkeolojik ve farklı amaçlı, Hatay'da mevsimler mozaiği, Amasya'da elma ve keklik mozaiği, Şanlıurfa keklik mozaiği ve Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde bulunan mozaik örneklerinde kınalı kekliğin işlenmesi, bu kuşun tarihinin çok eskiye dayandığının göstergesi olarak kabul ediliyor.

EVLERİN EN GÜZEL ODALARI KEKLİKLERE AYRILMIŞProf. Dr. Ali Erdoğan, kekliğin Türk kültüründe önemli yeri olan kuş türü olduğunu söyledi. Anadolu'da yaşayan birçok kuş türünde olduğu gibi keklikte de bilimsel çalışma eksiği olduğunu belirten Erdoğan, "Türkiye'de keklik türü sayısını, genetik kökenlerini ve yayılış bölgelerinin nereler olduğunu gösteren çalışmalar eksikti. Örneğin kaya kekliğinden bahsediliyor ama araştırma bize bu keklik türünün Anadolu'da olmadığını gösterdi. Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaşayan vatandaşların kekliklere ciddi ilgileri var. Evlerinde en güzel odaları keklik odaları haline getiriyorlar. Milli Parklar aracılığıyla üretilip doğaya salınan keklik çalışmaları da var. Acaba bunların doğaya etkisi nasıl oluyor, diye de araştırdık. Ciddi sonuçlar elde ettik. Yakın zamanda bilim dünyası ile bunu paylaşacağız" diye konuştu.

'BURADA HAYVANI BULMAKTA ZORLANDIK'Doç. Dr. Sarp Kaya ise çalışmanın sonuçlarına yönelik bilgi verdi. Araştırmada kınalı kekliğin Anadolu'dan Çin'e kadar yayılış gösterdiğinin ortaya çıktığını kaydeden Kaya, bu hayvanın kökeninin Anadolu olabileceği yönünde önemli bulgular elde ettiklerini aktardı. 16 bölgede yaptıkları araştırmada bu hayvanın sevildiğini gördüklerini dile getiren Kaya, şöyle konuştu:

"Trakya'da yaptığımız araştırmada bu hayvan için genetik çeşitliliğinin azaldığı anlaşıldı. Anadolu, Trakya'ya oranla nispeten iyi durumda, genetik çeşitlilik yüksek. Fakat Anadolu'da elde edilen sonuç, bu hayvana gerekli özeni göstermeyelim anlamına gelmiyor. Trakya Bölgesi özellikle alarm veriyor. Burada hayvanı bulmakta zorlandık. Sadece birkaç noktada rastlayabildik. Örneklemlerden elde ettiğimiz verilerde bu popülasyonun oldukça küçüldüğünü ve zor durumda olduklarını gösteriyor. Bu bölge yerleşim yani insan baskısı altında. Dolayısıyla insanoğlu ekolojik dengeye zarar veriyor. Sanayileşme ve tarım da bunda etkili. Koruma açısından daha hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor."

'KEKLİK SALINIMINDA ÖNCELİK, BÖLGE HAYVANI OLMALI'Doç. Dr. Sarp Kaya, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün bu hayvanların çoğalması için yetiştirdikleri keklikleri doğaya saldığını hatırlattı. Kaya, "Eğer salınım yapılacaksa her bölgenin kendi hayvanının salınım yapılması gerekiyor. Farklı bölgelerden getirilen hayvanların salınımı çok doğru değil" dedi.Dr. Bekir Kabasakal da çalışmaya 2016 yılında başladıklarını söyledi. 2017 yılında arazi çalışmalarına başladıklarını dile getiren Dr. Kabasakal, "Habitat çeşitliliğini göz önünde bulundurarak Türkiye'yi 16 bölgeye ayırıp, çalışma yaptık. Her bölgeden 20'şer örnek topladık. Davranışsal ve genetik örnekler aldık. Kanat ve kuyruk uzunlukları ölçüldü. Seslerini kaydettik. Tüy örnekleri topladık. Arazi çalışmalarında örneklemleri yakalamak bizi zorladı. Bu nedenle arazi çalışmaları çok uzun sürdü. Alternatif avlanan bireylerin yakaladıkları kekliklerden de örnekler aldık. Örnekleri aldıktan sonra laboratuvar çalışmaları başladı. Projeyi sonuçlandırdık, yayınları hazırlama aşamasına geçtik" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Akademisyenlerden detayRÖP 1: Prof. Dr. Ali ErdoğanRÖP 2: Doç. Dr. Sarp KayaRÖP 3: Dr. Bekir KabasakalKeklik görüntüleriHABER: Hasan DEMİRBAŞ- KAMERA: Emrah GÜL/ANTALYA,

Haber Kodu : 200120048===============================

Ardahan'a sezon açılışı için suni kar

Ardahan'daki Yalnızçam Kayak Merkezi'ne bu yıl yeterli seviyede kar yağmaması nedeniyle sezonu açmak için Erzurum'dan getirilen iki makineyle pistlerde suni karlama yapıldı. Vali Mustafa Masatlı, suni karlamayla en az bir pistin hizmete açılacağını söyledi.

Sarıçam ormanlarının arasında, konaklama oteli, modern kapalı sistem telesiyej hattı ve hem profesyonel hem de acemi kayakçılara hizmet verebilen 5 pistiyle bölgenin önemli değeri olan Yalnızçam Kayak tesislerine bu yıl yeterli ölçüde kar yağmadı. Kar kalınlığının yeterli seviyeye ulaşmaması nedeniyle bu yıl henüz sezonu açamayan kayak merkezinde Erzurum'dan getirilen 2 makineyle suni karlama çalışması yapıldı.Kayak merkezinde 5 pistin bulunduğunu ve bu pistlerden en az birisini suni karlama yöntemiyle hizmete açmayı ümit ettiklerini söyleyen Ardahan Valisi Mustafa Masatlı şöyle konuştu: "Yalnızçam Kayak Merkezi, Ardahan'ın önemli değerlerinden birisidir. Maalesef bu yıl ilimize ve kayak merkezimize çok fazla kar yağmadı. Bizler de gerek buradaki vatandaşlarımız ve gerekse dışarıdan gelen vatandaşlarımızın buradan yararlanması için Erzurum ilinden iki karlama makinesi getirdik. Bu vesileyle beş pistimizin en az bir tanesinde gerekli karı oluşturarak insanlarımızın güzel vakit geçirmesi için pisti hazırlamış olacağız."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ---------------------------------Suni karlamadan genel detay-Kayak merkezinden drone görüntüsü-Vali Mustafa Masatlı'nın incelemesi ve konuşması

Haber-Kamera: Dinçer AKTEMUR/ARDAHAN,

Haber Kodu : 200120019===============================

'da günde 5 ton ciğer tüketiliyor DİYARBAKIR'da ciğer kebabı, yöre halkının vazgeçilmez damak tadı haline dönüştü. Diyarbakırlıların vazgeçilmez lezzetlerinden olan ve günde ortalama 5 ton tüketilen ciğer kebabı, hem kent insanı hem de yerli ve yabancı turistlerce sabah kahvaltıları da dahil günün her saati tercih ediliyor. 5 bin personelin çalıştığı 300 dolayındaki ciğer lokantası, kent ekonomisinde önemli bir yer oluşturuyor. 

Lokantacılar, Kebapçılar ve Tatlıcılar Odası Başkanı Haşim Elkaan, kent isminin ciğer kebabı ile markalaştığını, gelen konukların yemeği tatmadan ayrılmadığını söyledi. Kentteki ciğer kebabı lokantaların önemli bir oranda istihdam sağladığını anlatan Elkaan, "Diyarbakır'da bacası tüten fabrikalar yok. En büyük fabrika bizleriz. En büyük istihdamı sağlayan bizleriz. Kendi imkanlarımızla bir noktaya kadar duruyor. Özelikle gastronomi konusunda ciddi yatırımlar yapılması, ciddi bir desteğin yapılması lazım. Ciğer kebabı pişirmek bizim vazgeçilmez bir mesleğimiz, Dededen kalan bir geleneğimizdir. 5 bine yakın bir istihdam söz konusu. 40'a yakın büyük ölçekli ciğercilerimiz var. Ortalama 300'e yakın ciğer kebabı pişiren lokantamız var" dedi. 

'CİĞERİN YEME SAATİ YOKTUR'Ciğer kebabının günün her saatinde tüketildiğine dikkat çeken Elkaan, Diyarbakır'da günde 5 ton ciğerin tüketildiğini söyledi. Elkaan, şöyle konuştu: "Ciğerin yeme saati yoktur. Sabahtan başlayıp gecenin 2'sine kadar hizmet veren esnaflarımız var. Ciğer memleketin her yerinde, damarlarımızın içerisindedir. Günlük 5 ton üretiliyor. Ciğer kebabının yanı sıra diğer kebap türlerimiz de yoğun bir şekilde tüketiliyor. Balık konusunda bizim gözlemlediğimiz tespit ettiğimiz bize bağlı olan resmi anlamda 4- 5 tane memleketin ön plana çıkan balıkçısı var. Balık tüketimimiz Diyarbakır'da pek yaygın değil. Ciğerimizin coğrafi işaret müracaatı yapılmıştır. Bazıları ciğer Urfa'nındır bazıları ise Diyarbakır'ındır diyor. Ciğer değişmeyen bir lezzetimizdir. Ciğerin ana teması aynıdır, damak tadı aynıdır. Ciğerin hazırlanma şekli ayrıdır. 20 yıl önceki sunumla şu anki sunumun arasında çok fark var. Ciğer bizimdir. Kimsenin değil. Bunu koruma kollama kabiliyetine de sahibiz. Damağımız, tadımız 100 yıl da geçse değişmeyecek." 

CİĞER TAHTINI HİÇ BİR YEMEĞE BIRAKMAYACAKYemek konusunda ilk tercihlerinin ciğer kebabı olduğunu anlatan Diyarbakırlılar, ciğer kültürünün kentte değişmeyeceğini ve tahtını hiçbir yemeğe bırakmayacağını belirttiler. Kent sakinlerinden emekli Mehmet Zülfü Kaya (74), Diyarbakır'ın yemeğinin diğer yörelerin yemeğinden daha güzel olduğunu belirterek, "Ciğeri çok güzeldir. Diyarbakır'da kahvaltıda bile ciğer yiyoruz. Diyarbakır'da bu kültür değişmez hiçbir zaman" ifadelerini kullandı.Evde de ciğer ile ilgili çeşitli yemekler yaptığını belirten Fatma Kaya (72), "Ciğer kan yapar. Balık yerine ciğeri tercih ederiz" diye konuştu.

'CİĞERİ İLK DEFA BURADA YEDİM'Görev için Diyarbakır'da bulunan Hataylı Yakup Yolcu (28) ise, "Yaklaşık 4 yıldır buradayım. Ciğer kebabı ilk defa burada yedim. Çok hoşuma gitti. 4 yıldır buraya devamlı geliyorum. Mesela şu an bu benim kahvaltım. Nöbetten çıktım eve uğradım. Direk buraya geldim. Hataylıyım ama Diyarbakırlılar kadar ciğeri sevmeye başladım" diye konuştu.

'CİĞER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ'Çok talep olduğu için ciğer bulmakta zaman zaman sıkıntı çektiklerini aktaran işletme sahibi Kayhan Taş (33), şunları söyledi:  "Diyarbakır'ın zengin bir kültürü var ama bunun başında ciğer geliyor. Dışarıdan gelen insanlar, 'Diyarbakır'da ne yenilir' diye sordukları zaman ilk söylenen şey ciğerdir. Biz Diyarbakır halkı olarak sabah kahvaltıda ciğer yeriz, öğlen ciğer yeriz. Yani ciğerin bir saati yok. Akşam yemeği olarak da yeriz. Hata gece belli bir saatten sonra bile 12'den sonra bile oturur ciğer yeriz ama ciğer bulmakta sıkıntı yaşıyoruz. Tüketim fazlalığından dolayı yetişmiyor. Kesim azalmış, üretim yok. Onun için zaman zaman dükkanımızı öğle saatlerinde kapatmak zorunda kalıyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-----------------------------Ciğerin hazırlanmasıCiğerin müşterilere servis edilmesiHaşim Elkaan'ın konuşmasıEmrah Kızıl anonsMehmet Zülfü Kaya'nın konuşmasıFatma Kaya'nın konuşmasıKadir Kaya'nın KonuşmasıYakup Yolcu'nun konuşmasıKayhan Taş'ın KonuşmasıCiğerin pişirilmesiGenel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Emrah KIZIL, Elif FİLİZ/DİYARBAKIR,

Haber Kodu : 200120018==============================

Dedesinden kalan para koleksiyonu koruyor

Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde mobilya ustası Tuncay Yüksel(46), dedesi ve babasından kalan para koleksiyonuna gözü gibi bakıyor. 1930 yılından bugüne kadar Türkiye ve farklı ülkelere ait banknotlardan oluşan koleksiyonunu satın almak isteyenlerin ev veya arabayla takas etmek istediğini söyleyen Yüksel, bugüne kadar gerçek değerini veren olmadığı için koleksiyonunu satmadığını söyledi. 

Alaplı ilçesinde oturan Tuncay Yüksel, dedesinin başlattığı ve babasının sürdürdüğü para koleksiyonunu devam ettiriyor. Kendisi de para banknotları biriktiren Yüksel, bugüne kadar en eskisi 1930 yılından olan ve değişik ülkelere ait para birimlerinin de olduğu 163 adet değerli banknotlar biriktirdi. Yüksel, banknotları muhafaza etmek için özel malzemeler kullandığını söyledi. Koleksiyonuna büyük özen gösterdiğini ve satın almak isteyenlerin ev ve otomobiller teklif ettiğini belirten Yüksel, bugüne kadar değerini veren olmadığı için satmadığını söyledi.  

Gerçek değerini veren kişiye koleksiyonunu satabileceğini ifade eden Yüksel, "Bu koleksiyonda rahmetli dedem ve babamın büyük payı var. Burada 163 parça koleksiyonumuz var. 67 tanesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 24 tanesi Arap ülkesi parası ve diğer ülkelerden derlediğimiz 72 adet paramız var. Babamdan almış olduğum paraların üzerine bizde ekleyerek tarihi eser olarak nitelendireceğimiz bir koleksiyonu ortaya çıkardık. Babamdan ve dedemden aldığım 60 adet olan parayı yaklaşık 30 senedir biriktirmeye devam ediyorum. 20 senedir de yurt dışına çıktığım ülkelerden de kolleksiyonuma eklemeler yaptım. Bu paraların arasında Cumhuriyet dönemine ait 2,5 lira var. 1930'lu yıllara ait 5 lira var, 50 lira var. Bu koleksiyonu da görmek herkese nasip olmaz." dedi. 

'DEĞERİNDE TEKLİF GELİRSE SATMAYI DÜŞÜNÜRÜM'Yüksel, para koleksiyonu için çok teklif aldığını belirterek, şöyle konuştu:  "Para teklif eden çok oldu. Daire veren, araba teklif edenler bile oldu. Ben vermedim. Benim için çok büyük önemi var. Bu koleksiyon çok değerli. Bu paraları bir araya getirmek çok zor. Cumhuriyet dönemi olarak, Arap parası olarak, Avrupa ülkesi olsun yurt dışı parası olsun değerli bir koleksiyon. Yılların emeği var. Ancak daha iyi şartlarda saklayabilecek koleksiyonerler olursa satabilirim. Değerini bilecek kişilerce alınmasını isterim."  

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Tuncay Yüksel'in para koleksiyonu -Çeşit çeşit paralar-Tuncay Yüksel'in paraları dizmesi-Tuncay Yüksel ile Röportaj-Tuncay Yüksel'in paraları toplaması

-Tuncay Yüksel'in iş yerinde çalışması

Haber-Kamera: Sinan KABATEPE/EREĞLİ(Zonguldak),

Haber Kodu : 200120039


Kaynak: DHA

Manşet

Haberler