Kesk Heyeti DSP Lideri Sezer'i Ziyaret Etti

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Toplu Görüşme Sisteminin Artık Sona Ermesi ve Toplu Sözleşmeli Belli Kriterlere Dayalı, Grevli Bir Hakkın Sağlanması Gerektiğini Söyledi.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, toplu görüşme sisteminin artık sona ermesi ve toplu sözleşmeli belli kriterlere dayalı, grevli bir hakkın sağlanması gerektiğini söyledi. Sezer, "AB sürecindeki bir Türkiye'de AB üyesi tüm ülkelerin kabul ettiği ve AB müktesebatı haline de gelmiş toplu sözleşmeli grevli hakkın verilmemesi kabul edilebilir bir şey değil. Biz ILO'ya taraf bir ülkeyiz. ILO standartlarının çalışma yaşamında etkin olarak kullanılması gerekir. Bu açıdan baktığımızda da toplu sözleşme ve grev hakkının mutlaka sağlanması gerekiyor" dedi. Yapılan ek ödemelerin İstanbul'da açıklanmasını eleştiren KESK Başkanı Evren, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Patron benim" şeklindeki sözlerini de eleştirdi. Evren, "İrade benim diyor. Onlar hiç patron olmamıştır diyor, doğru söylüyor. Biz hiç patron olmadık. Sayın Başbakan bazen doğruyu söylüyor. Tatlı paralar kazanmadık. Sabit gelirlerle geçiniyoruz. İnsanca yaşamak için mücadele ediyoruz. Bütün dünyada toplumsal tepkiler, demokratik tepkiler, siyasal iktidarlar tarafından algılanır. Bunlar boşa yapılmaz" dedi.

KESK Genel Başkanı Sami Evren ve sendika yöneticileri DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'i DSP Genel Merkezi'nde ziyaret etti. Görüşmede, DSP Genel Sekreteri Masum Türker ve DSP Genel Başkan Yardımcısı Melda Bayer de hazır bulundu.

Altı yıldır kamu çalışanlarının reel geliri ve alım gücünün düştüğünü ifade eden DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, kendilerinin iktidar oldukları dönemde gerçek enflasyon oranları ölçüsünde zam verildiğini ve bir de refah payı verildiğini söyledi. Altı yıldır refah payı uygulamasının yapılmadığını ifade etti.

Reel enflasyon oranlarının yüzde 30'lara dayandığını ifade eden Sezer, toplu görüşme sisteminin artık sona ermesi ve toplu sözleşmeli belli kriterlere dayalı, grevli bir hakkın sağlanması gerektiğine vurgu yaptı. Sendikaların bu konudaki mücadelelerine destek vereceklerini belirten Sezer, şunları söyledi:

"AB sürecindeki bir Türkiye'de AB üyesi tüm ülkelerin kabul ettiği ve AB müktesebatı haline de gelmiş toplu sözleşmeli grevli hakkın verilmemesi kabul edilebilir bir şey değil. Biz ILO'ya taraf bir ülkeyiz. ILO standartlarının çalışma yaşamında etkin olarak kullanılması gerekir. Bu açıdan baktığımızda da toplu sözleşme ve grev hakkının mutlaka sağlanması gerekiyor."

Son dönemde üretime değil, ithalata dayanan büyüme anlayışının hakim olduğunu belirten Sezer, açıklanan büyüme rakamlarının da hormonlu olduğunun herkes tarafından bilindiğini söyledi. İfade edilen büyümenin gerçekleşmiş olması durumunda memurun da alım gücünün de o oranda artacağına dikkat çeken Sezer, "Bu böyle değil. İthalata dayalı bir hormonlu bir büyüme sistemi. Üstelik rakamlarla da oynayıp, örneğin ulusal gelirin miktarı artırıldı. 9 bin doların üzerinde deniliyor. Döviz baskılanıyor. Döviz üzerinden baskılanmış, gerçek değerini bulamamış hesaplamalarla ulusal gelir şişiriliyor. Güzel. Ben de diyorum ki sayın Başbakana ulusal gelirden memurlara düşen payı da vermelisiniz. Bunu da yok sayıyorlar" diye konuştu.

Sezer, ekonomik hakların yanı sıra, çalışanların sosyal ve demokratik haklar konusunda da çok gerilerde kaldığını söyledi.

Maaşlara yapılacak artışların önemli olduğunu vurgulayan Sezer, artışların sendikalarla birlikte yapılması gerektiğini ifade etti. Sezer, "Sendikal hareketi yok sayarak hükümetin böyle bir girişimde bulunması şık olmadı" dedi. Sezer, söz konusu artışın memur emeklilerine de artışın yansıtılması gerektiğini savundu. Sezer şunları söyledi:

"Bu toplu görüşme süreci son olsun. Artık önümüzdeki süreçte toplu sözleşmeli bir süreci hep birlikte yaşayalım diyorum. Bunun için Anayasa değişikliği gerekiyorsa biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bizim milletvekili sayımız nedeniyle önerge verecek sayıya sahip olmadığımız ortada. Diğer partilerden alınacak destekle sağlayabileceğimize inanıyoruz."

-HÜKÜMET DEMOKRASİDEN NASİBİNİ ALMAMIŞ-

Ziyarette konuşan KESK Başkanı Evrem, 4688 sayılı yasanın kamu çalışanların hak ve çıkarlarının korunması için yeterli olmadığını söyledi. Evren, bu yasayla çalışanların iradesinin Bakanlar Kurulu'na bırakıldığını bu nedenle de görüşmelerden sonuç çıkmasının mümkün olmadığını savundu. Evren, "Demokrasiden nasibini almamışsa bir hükümet o görüşme sürecinde yasaya sığınır ve Yüksek Hakemler Kurulu'nun almış olduğu karara bile uymaz" dedi. Ekim ayında Bakanlar Kurulu'nun toplanarak kendi bildiği oranları açıklayacağını belirten Evren, "Biz bunu uygun görmedik. Kamuoyunda yanlış anlaşılıyor. KESK çekildi deniliyor. Aslında biz değiliz, çekilen hükümet. Biz toplu pazarlık hakkımız var diyoruz, hükümet toplu pazarlık hakkının olduğu masadan çekilmiş durumda" diye konuştu.

-BİZ HİÇBİR ZAMAN PATRON OLMADIK-

Yapılan ek ödemelerin İstanbul'da sendikaların ciddiye alınmadan açıklanmasını eleştiren KESK Başkanı Evren, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Patron benim" şeklindeki sözlerini de eleştirdi. Evren, şunları söyledi:

"İrade benim diyor. Onlar hiç patron olmamıştır diyor, doğru söylüyor. Biz hiç patron olmadık. Sayın Başbakan bazen doğruyu söylüyor. Tatlı paralar kazanmadık. Sabit gelirlerle geçiniyoruz. İnsanca yaşamak için mücadele ediyoruz. Bütün dünyada toplumsal tepkiler, demokratik tepkiler, siyasal iktidarlar tarafından algılanır. Bunlar boşa yapılmaz. Sayın Başbakan, çok uç taleplerle geldiğimizi söylüyor. Demokratik tepkilerle bu sorunun çözülemeyeceğini söylüyor. Bu işlerin sokakta çözülemeyeceğini söylüyor. Tabi Hazine'den aldığı yardımlarla kendisinin yaptığı mitingleri meşru görüyor. Ama emekçilerin ücretlerinden kısarak artırdıkları paralarla yapmış oldukları demokratik tepkileri çok görüyor."

-1250 YTL UÇUK BİR ÜCRET Mİ?-

Sami Evren, KESK olarak 1250 YTL ücret saptanmasını istediklerini belirtirken, bu talebin uçuk bir istek olarak gösterilmesini eleştirdi. Evren, "İnsanca yaşanabilecek bir ücret olmadığının biz de farkındayız. Ama bunun yiyecek, servis, ulaşım, kira yardımı gibi diğer ek ödeneklerle güçlendirilmesi gerekiyor. 350 YTL ek zam istedik. Şu anda sayın Başbakanın açıkladığı ortalama 112 YTL zam, Ekim ve Kasım ayında ilk elektrik faturalarında ve Telekom'a gelen ek zamla birlikte, artı kiralarda olacak artışlarla zaten kamu çalışanlarının cebinden Başbakanın üslubuyla söylüyorum, çalınacak. Çünkü o kamu çalışanlarına ayrılan payı, bütçeden aldırmayız, bu hırsızlık olur, çalma olayıdır dedi. Başbakanın üslubuyla, Ekim, Kasım ayında bu 100 YTL'ler kamu çalışanlarının cebinden tekrar çalınacak" diye konuştu.

-4B VE 4C'LERİN DURUMU-

Yapılan zamdan bütün kamu çalışanlarının yararlanmadığının altını çizen Evren, kamuda görevli 4b ve 4c'ye göre çalışanların zam dışında tutulmasını eleştirdi. Ek ödemenin emekli keseneğine yansımadığı için emeklilere de yansımayacağına dikkat çeken Evren, "Bu tamamen oldu bittiye getirilerekten sendikaları devre dışı bırakaraktan, 1 milyon 400 bin kamu çalışanı ile sınırlı ve onların taleplerini karşılamadan yapılan bir zamdır" dedi.

Evren, yarın (21 Ağustos) yapılacak olan görüşmelerin hiçbir anlam ifade etmediğini söyledi ve şöyle devam etti:

"Çünkü IMF ile Stand-By anlaşması yapma hazırlığı içinde olan bir iktidarın 2009 Bütçesi içerisinde kamu çalışanlarının payını artırması mümkün değildir. Bizden irademizi isteyen hükümet, aslında kendi iradesini de IMF'ye şimdiden ipoteklemiştir. İpotekli bir 2009 Bütçesi, 2010 Bütçesi, 2011 Bütçesi şimdiden bellidir. Maliye Bakanlığı'nın son yayınladığı genelgede de bu çok açık şekilde görülmektedir. Kamu çalışanlarının bir tek şansı vardır. Kendilerine güvenmektir. Mücadeleye, örgütlerine, toplumsal muhalefeti güçlendirmeye ve iş yerlerinde bu gerçekleri bir birine anlatmaya örgütümüzle kenetlenmeye ancak hak o şekilde alınır diye inanıyoruz."

Evren, DSP yönetiminde de kendilerine mücadelelerinde verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. (ANKA)

(ÇAĞ/ZG)

Kaynak: ANKA