Erdoğan Edebiyatçılara Açılımı Anlattı
Haberler » Politika » Haber

Erdoğan Edebiyatçılara Açılımı Anlattı

Başbakan Erdoğan, 'Demokratik Açılım' Çalışması Kapsamında Edebiyatçılarla Bir Araya Geldi.

Erdoğan Edebiyatçılara Açılımı Anlattı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'demokratik açılım' çalışmaları kapsamında edebiyatçılarla bir araya geldi. Erdoğan, toplantıda edebiyatçılara hitap etti.

Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'ndeki toplantıya, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Yazarlar Alev Alatlı, Gani Müjde, Elif Şafak, Kürşat Başar, Etyen Mahçupyan, Doğan Hızlan, İskender Pala, Ahmet Turan Alkan, Refik Erduran ve Leyla İpekçi'nin de aralarında bulunduğu 50'ye yakın davetli katıldı.

Erdoğan, toplantı öncesi konuklarıyla tek tek tokalaşarak ''Hoş geldiniz.'' dedi.

Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'ndeki toplantıya, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de katıldı.

Erdoğan, toplantı öncesi konuklarıyla tek tek tokalaşarak ''Hoş geldiniz'' dedi.


-''AYRIM YAPMADIK''


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''demokratik açılım'' çalışmaları kapsamında bugün yazarlarla yapacağı toplantıya ilişkin ''Davetli listesini hazırlarken kesinlikle sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı, Alevi, Müslüman, gayrimüslim, kadın ve erkek gibi bir ayrım yapmadık. Türkiye'nin birikimini buraya taşımaya çalıştık'' dedi.

Toplantı başlamadan önce Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi önünde gazetecilere açıklama yapan Çelik, bugünkü toplantıya roman, hikaye ve tiyatro yazarları ile şairlerin davet edildiğini söyledi.

Çelik, ''demokratik açılım'' sürecinin konusu olan sorunlu alanlarla ilgili bugüne kadar yazı ve eleştirileri bulunan, kitaplar yayımlayan sekiz, dokuz yazarın daha davet edildiğini, ancak bunun dışında köşe yazarları veya değişik konularda yazı yazan bütün yazarların davet edilmesinin başlangıçtan beri söz konusu olmadığını söyledi.

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Spekülasyonlar yapılmaması için özellikle bazı isimlerle ilgili açıklama yapmak istiyorum. Yaşar Kemal, başından beri süreci destekleyen yazarlarımızdandır. Sürecin başlangıcında İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kendisini ziyaret etti. Dört saat kadar görüşmeleri oldu. Bizzat görüşmemde bana bu konuda Başbakan ve hükümete iletilmek üzere görüşlerini Atalay'a ilettiğini söyledi. Orhan Pamuk yurt dışında olacağı için katılamadı. Başbakan'a sevgi ve sempatilerini ileterek süreci desteklediklerini belirtti. Adalet Ağaoğlu, başka programı olduğu için katılamadı. Yazılı mesajını Başbakan'a iletilmek üzere gönderdi. Murathan Mungan, bireysel problemleri nedeniyle katılamayacağını söyledi, davete teşekkür etti. Bazı yazarlarımız İzmir Kitap Fuarı'nda oldukları için gelemedi. Oya Baydar bunlardan birisi. Selim İleri, yeğeninin düğünü dolayısıyla Antalya'da olmak zorunda olduğu için gelemedi. Yağmur Atsız, Almanya'da yaşayan bir yazarımız. İzlanda'daki yanardağ patlaması dolayısıyla oluşan olumsuz hava şartları Avrupa'daki birçok uçuş iptal edildiği için çok istediği halde gelemedi. Ahmet Altan, kalabalık toplantılara mizacı itibarıyla katılamadığını, ancak süreci desteklediğini söyledi. Davetli listesini hazırlarken kesinlikle sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı, Alevi, Müslüman, gayrimüslim, kadın ve erkek gibi bir ayrım yapmadık. Türkiye'nin birikimini buraya taşımaya çalıştık. Her kesimden insanların burada olmasını özellikle arzu ettik. 50'nin üzerinde katılımcı bekliyoruz.''

Çelik, ''Toplantıyı protesto eden oldu mu?'' şeklindeki sorusu üzerine de ''Benim aradıklarım içinde 'Ben protesto ediyorum, katılmak istemiyorum, bunu yanlış buluyorum' diyen bir yazarımız olmadı. Sadece bir yazarımız 'Ben siyasilerle bir toplantıya katılmayı doğru bulmuyorum' dedi.'' diye konuştu.

Dolmabahçe'deki Çalışma Ofisi'nde yazarlarla bir araya gelen Başbakan Erdoğan, demokratik açılımı anlatmak için bir dizi toplantılar düzenlediklerini söyledi. Erdoğan, ''Bugün de sözün ustalarıyla, edebiyat dünyamızın tanınmış kalemleriyle, toplumumuza mal olmuş düşünürlerimizle bir araya geliyoruz. Şu hususu bir kez de burada hatırlatmakta fayda görüyorum; bizim bu toplantılarımızın amacı, asla ve asla popülizm amaçlı bir halkla ilişkiler çalışması yapmak değildir. Tam tersine ülkemizin can alıcı, can yakıcı, yürek burkucu meselelerini gündeme taşımayı, yıllardır konuşulan ama çözülemeyen, artık kronik bir hal alan sorunlarını masaya yatırmayı, en geniş mutabakatla bu sorunları artık hal yoluna koymayı samimiyetle arzuluyoruz. Onlarca yılın önümüze koyduğu meseleler, bugün ülkemizin ve milletimizin gelişiminin önünde engel oluşturuyor, enerjimizi ve kaynaklarımızı heba ediyor.'' diye konuştu.

Türkiye'de her alanda büyük bir değişim ve dönüşüm yaşandığını kaydeden Erdoğan, ''Ancak geçmişten devraldığımız bir kısım sorun kümeleri, ülkemizin gelişme azmini olumsuz etkilediği gibi, insanımızın huzur ve selametini de olumsuz yönde etkiliyor. Ne insani açıdan, ne demokratik açıdan, ne de medeniyet değerlerimiz açısından yaşanan olumsuzlukları artık sineye çekmemiz, görmezden gelmemiz mümkün değildir. Statükoyu sürdürmek, mümkün de değildir Türkiye'nin menfaatine de değildir. Biz, idare-i maslahat yapmayı, durumu idare etmeyi, suya sabuna dokunmadan iktidarda kalmayı bir politika olarak görmüyoruz, böyle bir anlayışa sahip değiliz. Son dönemde devlet yönetiminde ciddi bir paradigma değişikliği yaşıyoruz. Anlayışların, politikaların, uygulamaların bir bir değiştiğine şahit oluyoruz. Ama can yakıcı bir kısım sorunlarımız hala devam ediyor. Bunlarla ancak el birliği yaparak, güç birliği yaparak baş edebiliriz. İnsanımızın canını yakan, enerjisini ve imkanlarını heba eden bu meseleler Türkiye'nin kaderi değildir. '' ifadelerini kullandı.

"HER KONUYU ORTAK AKILLA ELE ALMAYA ÇALIŞIYORUZ"

Terörden bölgesel geri kalmışlığa, temel hak ve özgürlüklerden kimlik meselelerine kadar her konuyu ortak akılla ele almaya çalıştıklarını kaydeden Erdoğan, bu meselelerin her biri hakkında onlarca yıldır yüzlerce rapor, kitap, makale yayımlandığını, AB ilerleme raporlarının son dönemde birçok soruna parmak bastığını söyledi. Erdoğan, ''Neredeyse bilinmedik hiçbir mesele yok ama bugün, dün olmayan bir şey var. O da çözüm iradesidir, cesarettir, kararlılıktır, statükoyu değil değişimi esas alan bir yönetim anlayışıdır.'' dedi.

Hükümet olarak yazar-sanatçıların görüşlerine büyük önem verdiklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizler, aslında birbirimizin uzağında değiliz, ayrı ayrı adalarda yaşamıyoruz. Hepimizin aynı gökkubbe altında müstesna bir yeri var. Aynı atmosferi soluyor, aynı zeminde yol alıyor, ortak bir kaderi paylaştığımız gibi, ortak bir geleceğe yürüyoruz. Türkiye'nin meselelerine her birimiz farklı bir zaviyeden bakıyor olabiliriz. Her birimizin çözümlemesi, tespitleri, çözüm önerileri farklı olabilir ama her birimiz, en nihayetinde ülkemizin ve milletimizin huzur ve refah içinde olmasını arzuluyor, daha özgür, daha demokratik, çok daha kalkınmış bir Türkiye hayaliyle yanıp tutuşuyoruz.''

''Çetelerle, mafyayla, karanlık güç odaklarıyla yaptığımız mücadele, yaşadığımız demokrasi dalgasının bir parçasıdır.'' diyen Erdoğan, sorunu üreten anlayışlara, sorunları karşılayan, provoke eden karanlık odaklara, çözüm çabalarını sabote etmeye çalışan girişimlere karşı kararlı bir mücadele yürüttüklerini anlattı. Erdoğan, ' 'Türkiye'nin yakıcı meseleleri karşısında hissiyatımızı ne kadar ortaklaştırabilirsek, fikirlerimizi ne kadar irtibatlı hale getirebilirsek, ne kadar ortak paydada buluşabilirsek, sadece tespitte değil, çözüm önerileriyle bunu net hale getirebilirsek inanıyorum ki Türkiye için çok daha isabetli ve kucaklayıcı çözümler üretebiliriz.'' şeklinde konuştu.

Yazarlardan bazı örnekler veren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Biz, herkesi bir çizgiye çekmeye, tek tipleştirmeye, herkesin bizim gibi düşünmesini sağlamaya asla çalışmıyoruz. Cemil Meriç üstadımızın şu ifadeleri, gayemizi, hedefimizi, amacımızı bütün berraklığıyla ortaya koyuyor. Diyor ki Cemil Meriç; 'Muhteşem bir maziyi daha, muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim... Kelimeden, sevgiden bir köprü...' Biz işte bu köprüyü kurmak, maziden aldığımız ilham ve güçle istikbali hep birlikte inşa etmek istiyoruz. Sizlerin kelimelerinizle, sevginizle inşa ettiğiniz gelecek tasavvuruna, bizler de gönül köprüleri inşa ederek, kardeşliği, dostluğu yücelterek katkıda bulunmak istiyoruz. En batıdan en doğuya, en kuzeyden en güneye...Evet, topyekun, tek millet olarak, Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı, Romanı, Alevisi, Sünnisi, Müslümanı, Hristiyanı ve Yahudisi ile hep birlikte tarihten asla silinmeyecek hikayeleri birlikte yazdık. Ülkemiz, topraklarımız, milletimiz ve aydınlarımız büyük travmalar atlattı. Ne hazindir ki, travmalar ve hayal kırıklıkları yakın zamanda da peşimizi bırakmadı. Cemal Süreyya, 'Kısa Türkiye Tarihi'nde, yakın zamanda yaşananların özetini bir şair duyarlılığıyla bir kaç dizeye sığdırıyor ve diyor ki; 'O yıllarda ülkemizde çeşitli hükümetlerle 72 dilden 2'si yasaklanmıştı. İkincisi Türkçe.' Sadece hükümetlerin, sadece dillerin değil, fikirlerin yasaklandığı, konuşmanın cezalandırıldığı, inancın engellendiği, demokrasinin ve özgürlüklerin an be an ertelendiği dönemlerden geçtik. Açıkçası, ne mütefekkirlerimiz, ne halkımız, hiçbir zaman ümitsizlik içinde olmadı.

''SÖZ UÇAR, YAZI KALIR''

"Söz uçar yazı kalır" sözünü hatırlatan Erdoğan, bu toprakların son derece yetenekli, birikimli ve duyarlı edebiyatçıları, yazarları, mütefekkirleri, yine bu toprakların hikayesini, romanını, şiirini en güzel şekilde kayda düştüklerini anlattı. Erdoğan, ''Necip Fazıl kalemine nasıl bu toprakların ruhundan mürekkebini çektiyse, aynı şekilde Nazım Hikmet de bu toprakların destanını yazdı. 'Devlet Ana'yı yazan Kemal Tahir ile 'Osmancık'ı yazan Tarık Buğra aynı destanı, aynı ruh ikliminde unutulmaz cümlelerle edebiyat tarihimize nakşettiler. Orhan Kemal, Yaşar Kemal ne kadar bu ülkenin değeriyse, aynı şekilde Sezai Karakoç, Nurettin Topçu da bu ülkenin aynasıdır. Peyami Safa, Yahya Kemal Beyatlı, Sait Faik Abasıyanık, Fakir Baykurt, Oğuz Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nuri Pakdil, Mustafa Kutlu, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Akif İnan, Erdem Beyazıd... Farklı yerlerde duruyor gibi olsalar da, aynı kelimeleri kullanarak bu ülkenin ağıtlarını ve sevinçlerini yazdılar. Namık Kemal, 'Vatan Şarkısı' adlı muhteşem bir eser bıraktı arkasında. 'Amalimiz, efkarımız ikbal-i vatandır/Serhaddimize kal'a bizim hak-i bendedir' diyen şair sürgün edildi. 'Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker/Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer' diyen Mehmet Akif, Mısır'da memleket hasreti çekti. 'Zindan iki hece Mehmetim lafta/Baba katiliyle baban bir safta/Bir de geri adam boynunda yafta/Halimi düşünüp yanma mehmedim/Kavuşmak mı? belki/ Daha ölmedim' dedi Necip Fazıl Kısakürek. Nazım Hikmet, Çankırı Hapisanesi'nden mektuplar yazdı: 'Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır/Kış günleri hapisanede/Sade hapisanede değil/Bu kocaman/Bu ısınası/Bu ısınacak dünyada/Üşüyüp, kederli olmamak' dedi. Sabahattin Ali, 'Dışarda mevsim baharmış/Gezip dolaşanlar varmış/Günler su gibi akarmış/ Geçmiyor günler geçmiyor' diyerek; 'Başın öne eğilmesin /Aldırma gönül aldırma' diyerek bu toprakların aşkına, sevdasına bir ömrü feda etti. Bu ülkenin Kemal Tahir'i, bu ülkenin Orhan Kemal'i, Mehmet Uzun'u, Said-i Nursi'si, Musa Anter'i, Ahmet Arif'i, Rıfat Ilgaz'ı, Nihal Atsız'ı sadece ve sadece yazdıkları için, sadece ve sadece düşündükleri için adeta hürriyet hasretinden prangalar eskiterek göçüp gittiler. Bütün bunlarla birlikte inanıyorum ki tarihi şöyle bir değerlendirdiğimizde, ele aldığımızda bugüne ve yarına nasıl bir rota çizeceğiz, nasıl bir bakış açısı getireceğiz ve nasıl bir uygulama hazırlayacağız? İşte o bizim en önemli sorunumuz. '' şeklinde konuştu.